Bu hafta ben yarıldım, öldüm, gülmenin Allahını ben bu hafta yaşadım.
Bermuda şeytan üçgenini anlatmak istiyorum şimdi size. Aslında bunları buraya yazmanın bir anlamı yok. Ama bunlar unutulmamalı! Bazı güzel anılar unutulmamalı, kötü olanlar hiç unutulmamalı zaten de.
Ama böyle bütün bir hafta nasıl böyle hoş geçebilir ya? (Allah'ım nazar değmesin, nolorsun)
Biraz önce orijinal ismi Jeux d'enfants (bkz: Love Me If You Dare) olan bir film izledim. Film şirindi yahu, oldukça şirindi hem de. Bazen arkadaş kalmamak gerekiyor.
Bermuda Şeytan Üçgeni
1) Argun edebiyat dersinde sunum yapıyordu. Hazırlandı böyle, cici cici. Ayşe Hoca (edebiyat öğretmenimiz olan, vur ağzına al lokmasınılık bir kadındır.) sordu: "Kimin sunumunu yapıyorsun sen?" İşte o an aslında zaman durdu. Çünkü ardından çok etkili ve unutulmaz bir cevap gelecekti. Ve Argun cevap veriyor: "Benim?!"
Ciddi misin Argun? Sandalyeden düşmeyi bile göze aldım o sırada gülmekten.
2)Ben zaman bulamadığım için 35 milyar 48 bin 35 zibilyon senedir "Kürk Mantolu Madonna" adlı bir kitap okumaktayım. Çantamdaydı. Çantam açıktı bugün, Argun geldi, gördü ve aldı: "Aaa, bu kitaaaap, çok güzel ya bu!!!" "Okudun mu sen?" "Hayır" İşte bu saçma diyalogun ardından, Argun büyük bir sakinlikle kitabı açar, içindeki fotoğraflara bakar falan derken "Madonna nerde hani?" diye bir soru sorar bana. Sıçtım gülmekten. Kelimeler kifayetsiz şuan...
3)Matematik dersindeydik, hocamız hastaymış. Ders anlatmadı. Takıldık. (Tabiki bu olayda da Argun var. Başka kim olabilirdi?) Argun yemek yemeyi unutmuştu. (ki bunu genelde yapıyor, ilginç. Bunun ona hatırlatılması gerekiyor. o şeref bana ait.) Hocaya son 10 dakika varken dedi ki "Hocam, yemek almak için kantina çıkabilir miyim?" "Dersteyiz ama olmaz." Yaklaşık 2 dakika sonra hoca sınıftan çıktı. Argun ayağa kalktı büyük bir sakinlikle öğretmenler masasının önünden geçti, kapıya gitti. Sonra dedi ki "masada bir kağıt var. Hoca 'şimdi nolcak?' falan yazmış anlayamadım ama..." Ben kalktım gittim bakmak amaçlı. Yazanlar şunlar efendim "Şimdi nolcak, şimdi nolcak mosmor oldun mu, şimdi nolcak?" Alt tarafı izin vermedin kantine çıkması için, neden kendi içinde bu kadar hırslandın anlamadım hocam? Bir şey olmayacak bence. Türlü türlü manyak var. Mosmor oldun mu?
Hiç zannetmiyorum.
30 Aralık 2010 Perşembe
28 Aralık 2010 Salı
neden böyle yapıyorsunuz?
Bakın bayım hem diyosunuz gülelim eğlenelim, onları yazalım diye. Sonra da "hiç gülmedim ben, yazmışsın ama olmamış." Valla vurrum, yazınca bazı şeyler komik olmuyor zaten. Seni kınıyorum bu da benim en ağır lafımdır.
Herkese güvenmem hem ben. Yanlış bir cevap verdim hem de. Sadece etrafımda, çok yakınımda olmasına izin vereceğim kişilere güvenirim ben. Deniyorsun ama başaramayacaksın.
Atom bana bayılıyor ayrıca. Kıskanma.
(Bunu yazarken eğleniyorum.)
Ayrıca şu "Özge çok ateşliymiş" olayı bir efsanedir. Bizim efsanemiz var grupça. Herkese kapak olabilir bu.
Sana şu fotoğrafımla cevap veriyorum.

Nayaksın?
Herkese güvenmem hem ben. Yanlış bir cevap verdim hem de. Sadece etrafımda, çok yakınımda olmasına izin vereceğim kişilere güvenirim ben. Deniyorsun ama başaramayacaksın.
Atom bana bayılıyor ayrıca. Kıskanma.
(Bunu yazarken eğleniyorum.)
Ayrıca şu "Özge çok ateşliymiş" olayı bir efsanedir. Bizim efsanemiz var grupça. Herkese kapak olabilir bu.
Sana şu fotoğrafımla cevap veriyorum.
Nayaksın?
25 Aralık 2010 Cumartesi
"anne ben kötüyüm, öyle bakma"
Bugün konu başlığım oldukça fazla... Buraya her an girip aklımdaki cümleleri yazabilme şansım olsaydı sizi çok güldürürdüm. Neyse bugün cumartesi, Beşiktaş'ın pazarı oluyor efsanevi. Annemle gideriz arada. Buzdolabını doldurma niyetinde olur kişilik, ben ise onun askısı.Yüklenir babam yüklenir. Ve o arada biz ayak üstü dedikodu yaparız. (Dedikodu yapmak ne kadar boş ve çirkin bulunsa da harikadır. Onlar "genel ahlak yasaları" falan diye kıçlarını yırtmasın. Dedikodu cinsiyet ayrımı gözetmeden herkesin yapabildiği, zaman farkı gözetilmeden her an yapılabilen, sınırsız konu seçeneğine sahip olan dünyaya gelmiş yegane harikalıklardandır. Ama işlevi önemlidir. Kimle yaptığınız önemlidir. Yakın arkadaş grubunuzla yapar, şu şöyle yapmış. O zaman biz de yapalım. Ya da artık şuna şöyle davranmalıyız falan triplerindeyseniz harikadır. Kullanmayı biliniz.) Babaannemin saçma davranışlarıydı konumuz... Yengemin çocuklarına bir şeyler almak niyetindeymiş ama arada annem alsın tribine girmiş annem de almamış. Bizim paramızla başkalarına adamlık yapıyor dedi annem ki doğrudur. Sonra da dedi ki "onlardan korkuyor ondan öyle yapıyor" ben dedim ki "o zaman bizden de korksun, ben 17 senedir yaşıyorum bana bir şey almadı daha." O sırada annem iyi bakmadı bana. "Anne ben kötüyüm, öyle bakma" dedim. Nasıl demişim ama. Ayrıca ben kötü değilim be.
Bu cumartesi pazarında (annemle sürekli gittiğim için) beni tanıyıp, benimle dar alanda kısa paslaşmalar yapmaya çalışan pazarcı kardeşler olur. (2 taneler) Bakın böyle kendimi iyi hissettirmeye çalışmıyorum, birileri bana asıldı diye mutlu olmam. Gıcık olurum ben. Kaşlarım çatık yürüdüğüm için çoğunlukla bana asılma gafletinde bulunmuyor adamlar ki başka sebepler de var. Mesela ben dekolte giyip giymesem de pek bir farkı yok, göğüslerim büyük değil çok yakınıyorum bı konuda. Bilirler Damla ve Özgegiller. Sınıfa bir hoca girer mesela kadıncağızın önce göğüslerine bakarım ben. "Anaa büyükmüş..." derim arkamı dönüp çirkin bir yüz ifadesiyle. Zaten ölçülerime bakın "82-63-90" Allah kıç vermiş. Teşekkür ederiz müessese olarak. Arada kalan şu 63 hiçbir şey, azcık tutsam ağzımı 3 cmcik erir gider. Ama şu göğüsler kilo alıp vermek gibi değiller. Bakacağız artık.
Sonra Burcu bana bir yazı ithaf etmiş, onun ağzını yerim ben. Kızdım çünkü bu blogun oluşmasını sağlayan kişiliktir o. Benim blogumu da okuyanlar fena olmadığımı söylüyor ama yine de o daha iyi gelir bana hep. Ya da ben hep kendime düşük puan veririm ondan.
Burcu bana güzellik konusunda 9.1 verdi geçende. Sen benden güzelsin ayrıca. Gözlerin renkli, beyaz tenlisin (ben de öyleyim ama ben çok soluk tenliyim. Geçicek çünkü doktora gideceğim. Bu konuyu sonra ayrıca konuşacağız.) ağzın burnun düzgün benim gibi değil dedim. Bana dedi ki, süper fotojeniksin, beyaz tenlisin, dudakların benden kalın falan vs.
Hala her şey çok çabuk olsun istiyorum.
Herkesin kafasının içindekileri bilmek istiyorum.
Bursluluk sınavlarında iyi çıkmak için bu aralar işleri biraz sıklaştırmaya karar kıldım. Şimdilik gidiyorum. Dönüşüm muhteşem olacak.
Bu cumartesi pazarında (annemle sürekli gittiğim için) beni tanıyıp, benimle dar alanda kısa paslaşmalar yapmaya çalışan pazarcı kardeşler olur. (2 taneler) Bakın böyle kendimi iyi hissettirmeye çalışmıyorum, birileri bana asıldı diye mutlu olmam. Gıcık olurum ben. Kaşlarım çatık yürüdüğüm için çoğunlukla bana asılma gafletinde bulunmuyor adamlar ki başka sebepler de var. Mesela ben dekolte giyip giymesem de pek bir farkı yok, göğüslerim büyük değil çok yakınıyorum bı konuda. Bilirler Damla ve Özgegiller. Sınıfa bir hoca girer mesela kadıncağızın önce göğüslerine bakarım ben. "Anaa büyükmüş..." derim arkamı dönüp çirkin bir yüz ifadesiyle. Zaten ölçülerime bakın "82-63-90" Allah kıç vermiş. Teşekkür ederiz müessese olarak. Arada kalan şu 63 hiçbir şey, azcık tutsam ağzımı 3 cmcik erir gider. Ama şu göğüsler kilo alıp vermek gibi değiller. Bakacağız artık.
Sonra Burcu bana bir yazı ithaf etmiş, onun ağzını yerim ben. Kızdım çünkü bu blogun oluşmasını sağlayan kişiliktir o. Benim blogumu da okuyanlar fena olmadığımı söylüyor ama yine de o daha iyi gelir bana hep. Ya da ben hep kendime düşük puan veririm ondan.
Burcu bana güzellik konusunda 9.1 verdi geçende. Sen benden güzelsin ayrıca. Gözlerin renkli, beyaz tenlisin (ben de öyleyim ama ben çok soluk tenliyim. Geçicek çünkü doktora gideceğim. Bu konuyu sonra ayrıca konuşacağız.) ağzın burnun düzgün benim gibi değil dedim. Bana dedi ki, süper fotojeniksin, beyaz tenlisin, dudakların benden kalın falan vs.
Hala her şey çok çabuk olsun istiyorum.
Herkesin kafasının içindekileri bilmek istiyorum.
Bursluluk sınavlarında iyi çıkmak için bu aralar işleri biraz sıklaştırmaya karar kıldım. Şimdilik gidiyorum. Dönüşüm muhteşem olacak.
yazdıkça yazmayasım gelir, en son susarım: Pelin Arslan'a
yazdıkça yazmayasım gelir, en son susarım: Pelin Arslan'a: "O benim en yakın arkadaşımdır. Bu ayın başında Berk beni terkedince, ki bunu mesajla öğrendim, Pelin yanımdaydı. Bu tesadüftü biliyorum. Onu..."
22 Aralık 2010 Çarşamba
...ben saksı değilim diye bağırasım geldi






Ara sıra kendimle söyleşi yapmam gerek.
Bakın ben vesveseli bloglar yazmıyorum buraya. Burda bahaneler bulup birilerinin dedikodusunu yapmadım. Yapmam da. Bir ayrılık olayı yaşandı her şey çok sessiz oldu, aşıldı, kapandı. Tekrarı asla olamazdı, olmadı. Ama şuan sınıf bok gibi. Ben bunun sorumlusu değilim. Hiçbir zaman da almayacağım. Bana "insan kostümü giyip" gelip işinize yarayacak soruların cevaplarını alıp gidebiliyosunuz pekyavaş ve diğerleri... Ama ben "kitapta diğer hikayeyi okudun mu?" diye soruyorum (ki bunda bir çıkar olayı olmadığı bariz değil mi?) "hayıor" diye cevap verip arkamdan salak salak gülmenin anlamı nedir anlayamadım. Her geçen gün daha çok seviyorum Argunumu, Özgemi, Damlamı, Ercanı, Burcuyu... Hepsi çok ayrı ve çok derin bir anlam kazanıyor her geçen dakika.
Senin arkandan örgütlenip "onlarla konuşmayın!"cılık oynamak hepimizin fikriydi. İyi de yapıyoruz aslında düşününce, ara sıra cadı olmak lazım.
Bu cümleyi çok kurdum bu hafta.
Oldukça fazla gülüyorum bu aralar, biri bana demişti ki "çok karamsarsın, biraz eğlenceli bir şeyler yaz da gülelim" ona itamdır zaten bu başlık :P
Gerçek kesit
*Kimya dersindeyiz. Bezmiş durumdayız artık. Neyden bahsediyoduk bilmiyorum ama Özgeyle benim aramda yapacağız edeceğiz bilmem ne muhabbetleri döndü. Durup durup "yıkılmıycaz sülümaaan!!" diye bağırdım. O an bu olaya tanık olan herkes koptu...*
* http://fizy.com/#s/16k5x7 eğer meseleyi kavramak istiyorsanız bu şarkıyı dinleyin. Kollarınızı havaya kaldırın, şarkıdaki iniş çıkışları mimiklerinizle vermeye çalışın.
We are the champions
No time for losers
'Cause we are the champions - of the world - *
* Eskişehir gezimiz Yasemin Hoca ve onun sonsuz sigarası dışında harikaydı. Onu sigarasının dumanına sarmak istedim tüm yolculuk.*
*http://www.youtube.com/watch?v=Lf9FotDaoMk bu da hepinize gelsin*
Bugün Habertürk'ün nerde olduğunu öğrendim, Argun evimi biliyormuş, (çok şaşkınım şuan) (nasıl oldu anlamadım da) Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'ni de gördüm. Çok bilgiçliyim şu sıralar.
10 Aralık 2010 Cuma
aslında çok basit
Bütün bir hafta boyunca ilgilendiğim konular hergün durmaksızın girdiğim sınavlar, sivilcelerim, sonsuz uyku isteğim, gözlerimin etrafındaki çizgiler(!)di. Tam olarak bu haftayı da kazasız belasız atlattık diye düşünüp pollyannacılık oynuyordum ki bu pek uzun sürmedi. Her zaman olduğu gibi birileri bunu bozmayı çok iyi bildi. (bkz:okul idaresi ve görevliler) Hatta o kadar sinirlerim bozuldu ki (burda başka sebeplerim de var oraya geleceğim) ağlıyorum ben şuan.
Son ders boyunca ben, Argun, Damla olarak sıramı aradık.
Yanlış duymadınız, sıramı.
Sıramı.
Sıram.
Sıra.
Beyni basmayan görevliler getirdikleri sırayı götürselerdi, işte burda beyin lazım oluyo tam olarak, hiçbir sorun olmayacaktı. Bir gün öncesinde İngilizce kitabım "Solutions" ve daha adlarını bilmediğim birçok kitabım kayboldu. İşin janjanlı tarafı sıramla birlikte kayboldular. Ama burda sakın ha sadece o süzme görevlileri suçlamayın. Çünkü onların o sıraları taşıma sebebi var, bir gerekçeleri var yani. Bu noktada kimin aslında beyninin basmadığı ortaya çıkıyor. Okulun kafasında bir adam var.
Orda bir adam var.
O adam artis artis konuşmayı o kadar seviyor ki, beceremeyeceği şeyler konusunda nutuklar atıyor, sözler veriyor. "Değiştirecem ben yerlerinizi!!"
Nah.
Nah ve gene nah değiştirirsin.
Görüyoruz, sallama lütfen sallama.
Tamam hadi değiştirme yerlerimizi, tamam beceremedin anladım. Anladık. Peki sınıfta 25 kişilik sıra varken illa da 30 kişilik olacak diye kasılmanın ne anlamı var söyler misin? İşte o süzmeler bu sebepten dolayı sıra taşıma derdindelerdi.
O sinirle ben yapmam gerekeni yapmadım, işte o da benim özürlülüğüm. Törenden sonra gitmeliydim yanına. Ama pazartesi yapacağım. Bir de yazılı kötü geçsin var ya... Boş yere Bülent hocayla da arayı bozmazsam iyidir.
Bu konuyu ağlama krizimin diğer başlığına ayırmak istediğim cümlelerim olduğu için kesiyorum. (Şu üstte yazdığım satırlar sonunda o kadar fena halde küfür etmek istiyorum ki, haddi hesabı yok.)
Biz kadınlar ya da daha doğrusu benim gibi olanlar, biz biraz safız. Biz pollyannayız, gözlerde biraz parıltı görünce önemsendiğimizi düşünürüz. Düşünüyoruz. Belki de gerçekten önemseniyoruzdur ama böyle konuya bodoslama dalıp hemen umutlanmamalıyız.
İç sesimin Damla'yla yaptığım konuşma sonrası bana söyledikleriydi bunlar.
Özge bugün seni kırdığımı biliyorum. Yemin ederim farkında olmadandı. Bir daha yapmayacağım. En azından deneyeceğim bunu içtenlikle. Sizleri kaybetmek istemiyorum, aylar öncesinde olduğu gibi ucuz bir sebepten dolayı tekrar küsmek de istemiyorum. Ne bileyim, farkında olmadan sarıyorum galiba. Sardım da çoktan. Belki hiç tınılmıyorum ama algılamıyorum artık. İşte bunu bana anlatacak olan sizlersiniz; benim, onun, bunun, herkesin davranışlarını gözlemleyen sizsiniz çünkü.
Birden "böyleleşmem" kesinlikle doğru değil, savunmuyorum. Diyorum ya gelin güveyleşmemden. Umarım anlarsın ve affedersin beni. :'(:'(
Bunu okuduktan sonra bana bir mesaj atarsan valla azcık yüzüm gülmüş olur. Bekliyor olacağım. İyi olayım ben. Siz de.
Lanetli bir cuma bu cuma.
Son ders boyunca ben, Argun, Damla olarak sıramı aradık.
Yanlış duymadınız, sıramı.
Sıramı.
Sıram.
Sıra.
Beyni basmayan görevliler getirdikleri sırayı götürselerdi, işte burda beyin lazım oluyo tam olarak, hiçbir sorun olmayacaktı. Bir gün öncesinde İngilizce kitabım "Solutions" ve daha adlarını bilmediğim birçok kitabım kayboldu. İşin janjanlı tarafı sıramla birlikte kayboldular. Ama burda sakın ha sadece o süzme görevlileri suçlamayın. Çünkü onların o sıraları taşıma sebebi var, bir gerekçeleri var yani. Bu noktada kimin aslında beyninin basmadığı ortaya çıkıyor. Okulun kafasında bir adam var.
Orda bir adam var.
O adam artis artis konuşmayı o kadar seviyor ki, beceremeyeceği şeyler konusunda nutuklar atıyor, sözler veriyor. "Değiştirecem ben yerlerinizi!!"
Nah.
Nah ve gene nah değiştirirsin.
Görüyoruz, sallama lütfen sallama.
Tamam hadi değiştirme yerlerimizi, tamam beceremedin anladım. Anladık. Peki sınıfta 25 kişilik sıra varken illa da 30 kişilik olacak diye kasılmanın ne anlamı var söyler misin? İşte o süzmeler bu sebepten dolayı sıra taşıma derdindelerdi.
O sinirle ben yapmam gerekeni yapmadım, işte o da benim özürlülüğüm. Törenden sonra gitmeliydim yanına. Ama pazartesi yapacağım. Bir de yazılı kötü geçsin var ya... Boş yere Bülent hocayla da arayı bozmazsam iyidir.
Bu konuyu ağlama krizimin diğer başlığına ayırmak istediğim cümlelerim olduğu için kesiyorum. (Şu üstte yazdığım satırlar sonunda o kadar fena halde küfür etmek istiyorum ki, haddi hesabı yok.)
Biz kadınlar ya da daha doğrusu benim gibi olanlar, biz biraz safız. Biz pollyannayız, gözlerde biraz parıltı görünce önemsendiğimizi düşünürüz. Düşünüyoruz. Belki de gerçekten önemseniyoruzdur ama böyle konuya bodoslama dalıp hemen umutlanmamalıyız.
İç sesimin Damla'yla yaptığım konuşma sonrası bana söyledikleriydi bunlar.
Özge bugün seni kırdığımı biliyorum. Yemin ederim farkında olmadandı. Bir daha yapmayacağım. En azından deneyeceğim bunu içtenlikle. Sizleri kaybetmek istemiyorum, aylar öncesinde olduğu gibi ucuz bir sebepten dolayı tekrar küsmek de istemiyorum. Ne bileyim, farkında olmadan sarıyorum galiba. Sardım da çoktan. Belki hiç tınılmıyorum ama algılamıyorum artık. İşte bunu bana anlatacak olan sizlersiniz; benim, onun, bunun, herkesin davranışlarını gözlemleyen sizsiniz çünkü.
Birden "böyleleşmem" kesinlikle doğru değil, savunmuyorum. Diyorum ya gelin güveyleşmemden. Umarım anlarsın ve affedersin beni. :'(:'(
Bunu okuduktan sonra bana bir mesaj atarsan valla azcık yüzüm gülmüş olur. Bekliyor olacağım. İyi olayım ben. Siz de.
Lanetli bir cuma bu cuma.
21 Kasım 2010 Pazar
alo orda mısın?
Sessizce durduk, bekliyoruz. Ben bir şeyler duymak isterdim en azından. Stand by modundayım şuan. Sen de benimle birlikte.
Baskı yok, aslında bir istek de yok. Sadece ben herzamanki gibi her şeyi "dan" diye söyledim. Kal gelmesi de en olası şıktır karşı tarafa anlıyorum tabi ki. Uygun hissedince bana bir dönsen keşke?
Baskı yok, aslında bir istek de yok. Sadece ben herzamanki gibi her şeyi "dan" diye söyledim. Kal gelmesi de en olası şıktır karşı tarafa anlıyorum tabi ki. Uygun hissedince bana bir dönsen keşke?
13 Kasım 2010 Cumartesi
...Fearless on my breath
Bir şarkı gözümde sonsuzluğa şu şekilde ulaşır hep "Coverlanırsa"
Coverlara bayılırım. Marilyn Mansonla bu şekilde tanıştım, dostluğumuz hala devam ediyor.
House M.D sayesinde Massive Attack adlı acayip king bir grupla birlikteyim şu sıralar. Sanırım bir daha hayatımdan da çıkmaz kolay kolay. En önce şununla tanıdım onları (yine House devreye giriyor burda) "teardrop". İşte onun bir coverı dizide bir bölümde geçti.Ama nasıl kulağa hoş geldi anlatamam. Sonra açtım, baktım wiki kardeşe... Bana 2 tane cover çıkarttı. İkisini de indirdim. Bakınız:
Massive Attack-Teardrop bunu dinleyen,
José Gonzalez-Teardrop'ı da dinler. Hatta,
Newton Faulkner-Teardrop'ı da dinler.
Love, love is a verb
Love is a doing word
Fearless on my breath
Gentle impulsion
Shakes me, makes me lighter
Fearless on my breath
Teardrop on a fire
Fearless on my breath
Water is my eye
Most faithful mirror
Fearless on my breath
Teardrop on the fire
Of a confession
Fearless on my breath
Most faithful mirror
Fearless on my breath
Teardrop on the fire
Fearless on my breath
You're stumbling in the dark
Stumbling in the dark
Coverlara bayılırım. Marilyn Mansonla bu şekilde tanıştım, dostluğumuz hala devam ediyor.
House M.D sayesinde Massive Attack adlı acayip king bir grupla birlikteyim şu sıralar. Sanırım bir daha hayatımdan da çıkmaz kolay kolay. En önce şununla tanıdım onları (yine House devreye giriyor burda) "teardrop". İşte onun bir coverı dizide bir bölümde geçti.Ama nasıl kulağa hoş geldi anlatamam. Sonra açtım, baktım wiki kardeşe... Bana 2 tane cover çıkarttı. İkisini de indirdim. Bakınız:
Massive Attack-Teardrop bunu dinleyen,
José Gonzalez-Teardrop'ı da dinler. Hatta,
Newton Faulkner-Teardrop'ı da dinler.
Love, love is a verb
Love is a doing word
Fearless on my breath
Gentle impulsion
Shakes me, makes me lighter
Fearless on my breath
Teardrop on a fire
Fearless on my breath
Water is my eye
Most faithful mirror
Fearless on my breath
Teardrop on the fire
Of a confession
Fearless on my breath
Most faithful mirror
Fearless on my breath
Teardrop on the fire
Fearless on my breath
You're stumbling in the dark
Stumbling in the dark
9 Kasım 2010 Salı
bir insan nasıl gri havaları sever anlamıyorum
Farkındayım her olanın, olmak üzere olanın, olmuşun. Yalancısın gözümde bunu bil. Ayrıca madem herkes biliyordu,ki böyle bir şey yok ben ve benim tayfamlar bilmiyorlardı,bana niye gelmedi bu olay. Çünkü korktun. Ama korkmana gerek yok, umrumun ucunda bile değil.
günaydın
ikimize birden yükleniyorlar ama en çok bana
Valla yemin ederim ki en çok bana yükleniyor her şey. İçime neden oturduğunu anlamıyorum bazı şeylerin. Tamamıyla benden bağımsız olaylar var (aslında ne istediğini bilmemek de kötüdür) "Olabilir Pelin, sana ne ki bundan?" Bu iç sesimin söyledikleri... Dış sesim diyoki "Valla moronsun sen" Hem aşık olmamak hem de olmak ne kadar kötü bir duygu. Takılmaman gereken ayrıntılara takılırsın.
Birkaç cümle önce ben bir hata yaptım. Affola!
Ben aşık olamadım henüz kimseye. Öyle bir şeyin tam olarak neye benzediğini de bilmiyorum. Ben sonradan bağlananlardanım. Ama şuan ortada "sonradan" olabilmeyi sağlayacak bir şey de yok. İşte diyorum en çok bana yükleniyorlar.
Sanırım hormonal... Bu da olabilir. Her gördüğüme atlayasım gelmiyor ama atlamayasım da gelmiyor. Atlamayacağımı biliyorum ama.
Çünkü atlamam.
Hormonal ise süper demektir. Hiçbir şeyi bok etmeden çıkarım bu işin içinden. Ama değilse de ben bir yol bulurum. Bulmayı planlıyorum.
Umarım bulurum.
Birkaç cümle önce ben bir hata yaptım. Affola!
Ben aşık olamadım henüz kimseye. Öyle bir şeyin tam olarak neye benzediğini de bilmiyorum. Ben sonradan bağlananlardanım. Ama şuan ortada "sonradan" olabilmeyi sağlayacak bir şey de yok. İşte diyorum en çok bana yükleniyorlar.
Sanırım hormonal... Bu da olabilir. Her gördüğüme atlayasım gelmiyor ama atlamayasım da gelmiyor. Atlamayacağımı biliyorum ama.
Çünkü atlamam.
Hormonal ise süper demektir. Hiçbir şeyi bok etmeden çıkarım bu işin içinden. Ama değilse de ben bir yol bulurum. Bulmayı planlıyorum.
Umarım bulurum.
31 Ekim 2010 Pazar
şimdi gelelim fasulyenin faydalarına...
Bi film izlerken, filmin acıklılığını bahane olarak görüp ağladım, ağladım, ağladım. Ağlamamamın sebebi lanet bağırışlardı bu kez. Çünkü ben dayanamıyorum. Lanet beynim, lanet kalbim buna dayanamıyor. İnsanlara katlanamıyorum.
"tatlı tatlı gülen" bi kuzenim var benim, keşke o hep iyi şartlarda olsaydı. Beni hiç tınmayan insanlar için üzülmek istemiyorum. Lanet olsun bana. Bu sene gittiğimizde o kadar çağırmıştım ama gelmemişti hiç. Bize hep uzaktı ama bi bahanesi var onun da "tatlı tatlı gülen" kuzenim o benim...
Lütfen onu biriniz yanınıza alın, kurtarın o bataklıktan.
Sonra bakıyorum, aynı şey bana olsa takmazlardı bile. Lanetler olsun işte o an.
Kardeşimi annemden, babamdan hayatımdaki herkesten daha çok sevmeme rağmen (o da beni sever ama) onun beni böyle sevmediğini biliyorum.Bununla yaşamak hoş değil.
İşte son durumlar bu yönde. Bu boşluktan kurtulmak lazım...
"tatlı tatlı gülen" bi kuzenim var benim, keşke o hep iyi şartlarda olsaydı. Beni hiç tınmayan insanlar için üzülmek istemiyorum. Lanet olsun bana. Bu sene gittiğimizde o kadar çağırmıştım ama gelmemişti hiç. Bize hep uzaktı ama bi bahanesi var onun da "tatlı tatlı gülen" kuzenim o benim...
Lütfen onu biriniz yanınıza alın, kurtarın o bataklıktan.
Sonra bakıyorum, aynı şey bana olsa takmazlardı bile. Lanetler olsun işte o an.
Kardeşimi annemden, babamdan hayatımdaki herkesten daha çok sevmeme rağmen (o da beni sever ama) onun beni böyle sevmediğini biliyorum.Bununla yaşamak hoş değil.
| Mehmet: | çalışmıyorum ya ben of okulu bırakıcam |
|---|---|
| (20:55) Pelin: | en iyisi çalışmıyorum diyosun da nasıl hepsi iyi olm ya |
| (20:55) Pelin: | ne kafa varmış sende![]() |
| (20:55) Mehmet: | of bana göre yer değil burası |
| (20:55) Pelin: | lanet gelsin buraya zaten |
| (20:56) Mehmet: | dün o kadar gelecek planı yapmıştım |
| (20:56) Pelin: | nedir? |
| (20:56) Mehmet: | peh boşver okulu bırakmam lazım |
| (20:57) Pelin: | sınıf yükseldiğime neden sevindim biliyo musun ya da bunu neden umursadım |
| (20:57) Mehmet: | neden |
| (20:57) Pelin: | annemler uyuzluk yapmıştı yoksa saçma işler sınıf düşmek çıkmak anlamsız spor yapmak müzik dinlemek müzikle uğraşmak |
| (20:57) Pelin: | neblim resim yapmak bu tarz şeylerle dolu olmak isterdim |
| (20:58) Mehmet: | ben oldum okul çok saçma artık |
| (20:58) Pelin: | saçma evet kesinlikle saçma film izlemek sinemaya gitmek gülmek eğlenmek falan varken |
| (20:59) Pelin: | gerçekten abuk subuk şeylerle uğraşıyoruz annemler sınıf yükseldim diye çıldırdı falan nefretim geliyo |
| (20:59) Pelin: | canımı sıkıyolar |
İşte son durumlar bu yönde. Bu boşluktan kurtulmak lazım...
4 Ekim 2010 Pazartesi
Tomorrow comes today
Öncelikli olarak sizi güneşin doğuşuyla karşılamak istiyorum. Sonunda devletin 3 aydır cevaplamakta zorlandığı (yoksa yapmadığı mı diyelim?) kağıt geldi. Babam ciddi ciddi emekli bi adam oldu. Birdahaki ay alacak ilk aylığını. Çok mutluydum o günler. Ama şuan mutsuz ve hayal kırıklığına uğramış durumdayım birçok yönden.
Hayatım ironilerle dolu, canımı çok sıkmaya başladı. Artık ders çalışmak konusunda büyük çekincelerim var çünkü çalıştıkça düşüyorum. Yazın tatilde hiç çalışmamışken girdiğim sınavda 9 sınıftan 2.sine düşmüştüm. Azcık süre sonra azcık daha çalıştım, 3. sınıfa düştüm. Bu seferkinde tekrar 2ye çıkıyım diye deli gibi çalıştım (ki burdan anlaşılıyo ki kafamı sikmişim, içine sıçmışım, iyice bulanmış o beyin) şimdi 2yi 3ü bırakın 4. sınıftayım. Henüz babama iletilmedi haber ama ben biyerde yanlış olduğunun kesinlikle farkındayım. Çalıştıkça başarısız olunmaz genelde.
Genelde insanlar çalıştıklarında başarıları artar.
Benim düşüyor.
İlginç.
Ben ilgincim.
Artık "kafamı becerme" etkinliğini yapmamaya karar verdim.
Moralim o kadar kötü ki, o kadar kötü ki. Diyodum ki hiç olmadı sınıfımda kalırım. Benim yanımda oturup sınavı falan hiç tınmadan dayısının düğününe falan giden kız arkadaşım Gözde sınıfında kaldı, ben kastığım halde ben düştüm.
Allah belamı falan mı verdi?
Ya da Özge çok pis beddua ediyo bana?
Olsun. Az çalışma çok başarı bekliyorum artık kendimden.
Yarın bir de gidip rehberlikçime "Hoca, hoca sen soruyu dayıyosun ama ben sıçıp batırıyorum, nayak?" diyeceğim...
Hayatım ironilerle dolu, canımı çok sıkmaya başladı. Artık ders çalışmak konusunda büyük çekincelerim var çünkü çalıştıkça düşüyorum. Yazın tatilde hiç çalışmamışken girdiğim sınavda 9 sınıftan 2.sine düşmüştüm. Azcık süre sonra azcık daha çalıştım, 3. sınıfa düştüm. Bu seferkinde tekrar 2ye çıkıyım diye deli gibi çalıştım (ki burdan anlaşılıyo ki kafamı sikmişim, içine sıçmışım, iyice bulanmış o beyin) şimdi 2yi 3ü bırakın 4. sınıftayım. Henüz babama iletilmedi haber ama ben biyerde yanlış olduğunun kesinlikle farkındayım. Çalıştıkça başarısız olunmaz genelde.
Genelde insanlar çalıştıklarında başarıları artar.
Benim düşüyor.
İlginç.
Ben ilgincim.
Artık "kafamı becerme" etkinliğini yapmamaya karar verdim.
Moralim o kadar kötü ki, o kadar kötü ki. Diyodum ki hiç olmadı sınıfımda kalırım. Benim yanımda oturup sınavı falan hiç tınmadan dayısının düğününe falan giden kız arkadaşım Gözde sınıfında kaldı, ben kastığım halde ben düştüm.
Allah belamı falan mı verdi?
Ya da Özge çok pis beddua ediyo bana?
Olsun. Az çalışma çok başarı bekliyorum artık kendimden.
Yarın bir de gidip rehberlikçime "Hoca, hoca sen soruyu dayıyosun ama ben sıçıp batırıyorum, nayak?" diyeceğim...
29 Eylül 2010 Çarşamba
Tear Drop
Her şeyin çok fena karıştığı bi noktada olmak, her şeyi daha rezil hale getiriyor. Keşke istediğini istediği şekilde söyleyebilen ya da kaçmak istediğinde kaçmasına izin verilen biri olsaydım.
Bugünkü konuşma umarım kafalardaki düşünceleri, soru işaretlerini az da olsa silmiştir... Sadece umarım.
Şuan tek umrumda olan şey pazar günü dayıycakları sınav, okumak istediğim ve okumam gereken kitaplar (ki hiç hoş değil dayatılma olayı) (gerçi sınava kasılmanın kaybettirdiği vakitten daha iyi vaktinizi öldürebilcek bir şey bilmiyorum ben.)
Konumuza dönücek olursak, olayımız(!) bittiğinden beri ki, benim açımdan koskaca soru işaretleri, yanlış anlamalar, suçlamalar, bıkkınlık, bezmişlikle doluydu çünkü hiçbir şeye cevap vermedin. Ben de vermedim. İkili ilişkilerde çok eringecimdir. Sormam, sormadım. Edilen saçma kavgalardan o kadar bezmiştim ki kavga etmedim. Hayatta pişmanlık duyduğum yegane şeylerden biri olacaktır bu sanırım. Eğer kavga etmiş, bağırmış, küfürleşmiş olunsaydı (sonuncusu hayalimin ürünüdür.) her şeyin çok daha fazla kolay hatta "dankek" olacağından eminim. Ama olmadıysa da durumu değiştirmez. O gün bittiğinde gerçekten sapına kadar bitti benim için. Senin için de öyle olmalı dostum, öyle olmuştur.
Sana "gözüme görünme" de diyemem. Ahmakça olur. 2 sene boyunca yine orda bir yerlerde "çirkin bir pelin" olacak. Alışmadım diyemem, sen de yap. Ama sürekli yanımda oturmana izin veremem anla beni lütfen. Ben de sürekli senin yanında duramam, durmam. Çünkü ben senin kokunu, yazını, silgini, kalemini, çantanı, su içişini, gülüşünü, Berkle dalga geçişini ve daha bi ton seni sen yapan şeyi biliyorum. Ama bilmemek isterdim. Hem de çok. İşte bu yüzden işleri daha karışık ve daha zor hale getirmekten oldum olası kaçındım ben.
Bana şarkılarını yolladığında onları sevicem, bir fotograf gösterdiğinde gülcem ama sadece o. Daha fazla samimiyet göstermezsen alınmam, ben de yapmazsam iyi olur. Alınma.
Kaçınacak birşey yok.
Kaçmaya gerek yok.
Kanka olmaya da.
Her yanyana görenin, gözlerinden fırlayan, içlerinde geveledikleri soruları duyabiliyorum. Ama bu onların dediklerini salladığımı göstermez. Sadece açıklama yapmayı sevmiyorum. Sadece herkes kafasına sokmalı ki hayıor, yok olm öyle bişey.
Birçoklarından daha yakın bir insansın bana, çünkü beni bilirsin. O yüzden benim içinde olduğum arkadaş grubunun içinde olmaya bak bence ve sadece benim yanımda da değil, Damla'nın, Argun'un, Kerem'in, Pelin'in, Ercan'ın yanında ol. Çünkü ben biliyorum ki herkes Mehmet'i ortamda görmekten hoşnut olacaktır. Garanti ederim. Yalnızım diye sakın korkma çünkü izin vermiycez...
Bu kadar.
Bugünkü konuşma umarım kafalardaki düşünceleri, soru işaretlerini az da olsa silmiştir... Sadece umarım.
Şuan tek umrumda olan şey pazar günü dayıycakları sınav, okumak istediğim ve okumam gereken kitaplar (ki hiç hoş değil dayatılma olayı) (gerçi sınava kasılmanın kaybettirdiği vakitten daha iyi vaktinizi öldürebilcek bir şey bilmiyorum ben.)
Konumuza dönücek olursak, olayımız(!) bittiğinden beri ki, benim açımdan koskaca soru işaretleri, yanlış anlamalar, suçlamalar, bıkkınlık, bezmişlikle doluydu çünkü hiçbir şeye cevap vermedin. Ben de vermedim. İkili ilişkilerde çok eringecimdir. Sormam, sormadım. Edilen saçma kavgalardan o kadar bezmiştim ki kavga etmedim. Hayatta pişmanlık duyduğum yegane şeylerden biri olacaktır bu sanırım. Eğer kavga etmiş, bağırmış, küfürleşmiş olunsaydı (sonuncusu hayalimin ürünüdür.) her şeyin çok daha fazla kolay hatta "dankek" olacağından eminim. Ama olmadıysa da durumu değiştirmez. O gün bittiğinde gerçekten sapına kadar bitti benim için. Senin için de öyle olmalı dostum, öyle olmuştur.
Sana "gözüme görünme" de diyemem. Ahmakça olur. 2 sene boyunca yine orda bir yerlerde "çirkin bir pelin" olacak. Alışmadım diyemem, sen de yap. Ama sürekli yanımda oturmana izin veremem anla beni lütfen. Ben de sürekli senin yanında duramam, durmam. Çünkü ben senin kokunu, yazını, silgini, kalemini, çantanı, su içişini, gülüşünü, Berkle dalga geçişini ve daha bi ton seni sen yapan şeyi biliyorum. Ama bilmemek isterdim. Hem de çok. İşte bu yüzden işleri daha karışık ve daha zor hale getirmekten oldum olası kaçındım ben.
Bana şarkılarını yolladığında onları sevicem, bir fotograf gösterdiğinde gülcem ama sadece o. Daha fazla samimiyet göstermezsen alınmam, ben de yapmazsam iyi olur. Alınma.
Kaçınacak birşey yok.
Kaçmaya gerek yok.
Kanka olmaya da.
Her yanyana görenin, gözlerinden fırlayan, içlerinde geveledikleri soruları duyabiliyorum. Ama bu onların dediklerini salladığımı göstermez. Sadece açıklama yapmayı sevmiyorum. Sadece herkes kafasına sokmalı ki hayıor, yok olm öyle bişey.
Birçoklarından daha yakın bir insansın bana, çünkü beni bilirsin. O yüzden benim içinde olduğum arkadaş grubunun içinde olmaya bak bence ve sadece benim yanımda da değil, Damla'nın, Argun'un, Kerem'in, Pelin'in, Ercan'ın yanında ol. Çünkü ben biliyorum ki herkes Mehmet'i ortamda görmekten hoşnut olacaktır. Garanti ederim. Yalnızım diye sakın korkma çünkü izin vermiycez...
Bu kadar.
12 Eylül 2010 Pazar
"beyin göçüne hayır!" diye zırvalayan öğretmene kafa atayım
Çok kızdım yahu. Vatanını sevmenin de bir sınırı var, ayrıca ben de vatanımı seviyorum ama böyle sempatizanlık biraz itici durmuyor mu?
Eğer burda kalmak bana bir şey katmayacaksa, millet bilim yaparken ben abuk subuk şeylerle, prosedürlerle birokrasiyle onla bunla uğraşıp bezeceksem (ben diğer ülkelerden de bunların var olduğunu biliyorum) hayattan anlamı yok bilim yapmanın. Babamın dersaneye oraya buraya para saçmasına falan.
Çok kızdım çok.
Eğer burda kalmak bana bir şey katmayacaksa, millet bilim yaparken ben abuk subuk şeylerle, prosedürlerle birokrasiyle onla bunla uğraşıp bezeceksem (ben diğer ülkelerden de bunların var olduğunu biliyorum) hayattan anlamı yok bilim yapmanın. Babamın dersaneye oraya buraya para saçmasına falan.
Çok kızdım çok.
6 Eylül 2010 Pazartesi
Bir Semoş klasiği
Bakın bu klasik yaşanırken ben öğlen uykumdan yeni uyanmışım, annemle Baran(kardeşim) salondalar, oturuyolar sakince. Birden ben kanalı değiştiriyorum kumandayı ele geçirip ve olay şu: "karşıdan bizon büyüklüğünde kırmızı formalı zenci bi adam bize doğru geliyo"
Pelin: Hayvan lan bu '-_-
Baran:Shaquille O'Neal
Semoş: Filler koşuyor diye bi yarışma başlıyomuş bu onun reklamı...
Sonra evde bi sessizlik, ardından da kahkahalar
Pelin: Hayvan lan bu '-_-
Baran:Shaquille O'Neal
Semoş: Filler koşuyor diye bi yarışma başlıyomuş bu onun reklamı...
Sonra evde bi sessizlik, ardından da kahkahalar
5 Eylül 2010 Pazar
Pembe bulutlara bakarken
Arkada Duffy çalarken o kadife sesiyle, bakın hatırladıklarım neler bugüne dair,
-Bütün gün boyunca dolaşıp durduktan sonra, soluklandığımız her yerde bana yazılan süzmelerin bulunması çıldırtıcı derecede komikti. "Lan sevgilim olmadığı tipimden çok mu belli, sana yapmıyolar bana yapıyolar, yoksa çok mu ezik duruyorum lfhggkj?" "Yok ya bence o kadar umutsuz görünmüyosun ama böyle olcaksa Mehmet'e geri dön de kurtulalım dgljhdlj" işte böyle diyaloglar oldu.
-Salak yağmur da yağıcak günü buldu affedersin, ayaklarım ıslandı o kadar çok üşüyodu ki...
-Namıdeğer "Gökhan" (bkz:barmen) "en iyi arkadaşlıklar winstonla başlar" diyerek bana ve Burcu'ya küçük birer ikramda bulundu. Uzun zaman sonra sigara içtim garip yani.
-Dün gece dersanede 2. sınıfta olan ben, 601 nolu sınıfa düştüğümü öğrendim. Üçünci sınıf olduğunu sanıyodum. Sonra gece rüyamda bilinçaltım harekete geçti ve 4. sınıf olduğunu açıkladım kendi kendime. Sabah uyandım. "Hay Pelin iki sınıf birden düşmüşsün, beynine senin" vs.vs. Sonra ben dışardayken gelen msj 501 nolu sınıfta olduğum. (501 nolu sınıf asıl 3. sınıf) Bi mutluyum varya anlatabilemem. Bide "burn" içtik Burcuyla, enerjiklik geldi :D
-Eve geldim 2 gündür kendi hallerine bıraktığım tırnaklarıma mavi renk oje sürdüm. Onlar da mutlularmış artık öyle dediler.
-Lanet olası okul açılıyo bide. Lanet tam lanet. Sevmiyorum ya o okulu. İçindeki birkaç kişi de olmasa hiç çekilmez zaten. Öyk.
Neyse bu kadar işte. Sizi mavi ojelerim, geceliğim olan beyaz ayıcıklarla süslü elbisem ve ayaklarım üşüdüğü için giydiğim alakasız pembe çoraplarımla selamlıyorum.
-Bütün gün boyunca dolaşıp durduktan sonra, soluklandığımız her yerde bana yazılan süzmelerin bulunması çıldırtıcı derecede komikti. "Lan sevgilim olmadığı tipimden çok mu belli, sana yapmıyolar bana yapıyolar, yoksa çok mu ezik duruyorum lfhggkj?" "Yok ya bence o kadar umutsuz görünmüyosun ama böyle olcaksa Mehmet'e geri dön de kurtulalım dgljhdlj" işte böyle diyaloglar oldu.
-Salak yağmur da yağıcak günü buldu affedersin, ayaklarım ıslandı o kadar çok üşüyodu ki...
-Namıdeğer "Gökhan" (bkz:barmen) "en iyi arkadaşlıklar winstonla başlar" diyerek bana ve Burcu'ya küçük birer ikramda bulundu. Uzun zaman sonra sigara içtim garip yani.
-Dün gece dersanede 2. sınıfta olan ben, 601 nolu sınıfa düştüğümü öğrendim. Üçünci sınıf olduğunu sanıyodum. Sonra gece rüyamda bilinçaltım harekete geçti ve 4. sınıf olduğunu açıkladım kendi kendime. Sabah uyandım. "Hay Pelin iki sınıf birden düşmüşsün, beynine senin" vs.vs. Sonra ben dışardayken gelen msj 501 nolu sınıfta olduğum. (501 nolu sınıf asıl 3. sınıf) Bi mutluyum varya anlatabilemem. Bide "burn" içtik Burcuyla, enerjiklik geldi :D
-Eve geldim 2 gündür kendi hallerine bıraktığım tırnaklarıma mavi renk oje sürdüm. Onlar da mutlularmış artık öyle dediler.
-Lanet olası okul açılıyo bide. Lanet tam lanet. Sevmiyorum ya o okulu. İçindeki birkaç kişi de olmasa hiç çekilmez zaten. Öyk.
Neyse bu kadar işte. Sizi mavi ojelerim, geceliğim olan beyaz ayıcıklarla süslü elbisem ve ayaklarım üşüdüğü için giydiğim alakasız pembe çoraplarımla selamlıyorum.
3 Eylül 2010 Cuma
Çıbık
Aptal bir şarkıdan bu kadar etkilenebileceğimi bilmezdim açıkcası. Sözlerden alıntı yapıyorum sizlere.
"Ne etmeli, ne yapmalı?
Gittim markete.
Orada dolaştım reyonları ve sordum herkese
" Nerde bulabilirim o çubuklu şeyden?
Pinokyo'nun çıbığı değil, çıbık krakerden.. "
Çıbık
İşte geldim kapına
Elma dersem çıkma
Armut dersem çık
Çıbık, na na na
Benim adım komik
Beğenmezsem başkasını yazarım ona"
Şuanki ruh halim tam anlamıyla bu. Yarın apır sapır bi sınav bana kucak açmış bekliyor. Azcık çalışıyodum bu aralar. Şu sınav geçsin, kitap okumama falan döncem gene. İngilizce çalışmama falan. Koca kitabı bitirmeme ramak kaldıydı başıma dersane çıktı :/
Babam da evde yok biliyo musun? Öyle bi rahatım ki anlatamam. Oh. Annemden yürüttüğüm (ki onun hiç giymediği) leopar desenli elbise biçimindeki geceliğimle dolaşıyorum, altına da çorap giyiyorum arada. Üşüntü geliyo bazı bazı.
Soğuk havaları sevmiyorum. Keşke Peter benle evlense...
"Ne etmeli, ne yapmalı?
Gittim markete.
Orada dolaştım reyonları ve sordum herkese
" Nerde bulabilirim o çubuklu şeyden?
Pinokyo'nun çıbığı değil, çıbık krakerden.. "
Çıbık
İşte geldim kapına
Elma dersem çıkma
Armut dersem çık
Çıbık, na na na
Benim adım komik
Beğenmezsem başkasını yazarım ona"
Şuanki ruh halim tam anlamıyla bu. Yarın apır sapır bi sınav bana kucak açmış bekliyor. Azcık çalışıyodum bu aralar. Şu sınav geçsin, kitap okumama falan döncem gene. İngilizce çalışmama falan. Koca kitabı bitirmeme ramak kaldıydı başıma dersane çıktı :/
Babam da evde yok biliyo musun? Öyle bi rahatım ki anlatamam. Oh. Annemden yürüttüğüm (ki onun hiç giymediği) leopar desenli elbise biçimindeki geceliğimle dolaşıyorum, altına da çorap giyiyorum arada. Üşüntü geliyo bazı bazı.
Soğuk havaları sevmiyorum. Keşke Peter benle evlense...
30 Ağustos 2010 Pazartesi
keşke european family olsaydık
Nasıl çirkin davranışları var bu erkeklerin. Büyüğü de küçüğü de böyle. Hepsi mi kendini bi bokum sanar bunların. Ortada hiç birşey yokken, sanki kızın kaltağın tekiymiş gibi nasıl böyle davranabilirsin? Ya senin ne haddine allah aşkına!!!
MALLAR
"Defolsun gitsin bunlar evden!! Annesi de gitsin, çeksin gitsin!!" Sen git oroşpu çocuğu. Beğenemediysen sen git.
Sen bokumu seversin kızım diye bundan sonra. O kız sana "babam, hayatıma giren ve ölümsüz olan ilk erkek" diye bakar mı acaba?
Cevap veriyorum:
Bence sen kıçını aç da cama yapıştır. Bokum bakar sana öyle.
Şöyle der sen her sırnaştığında, "biran önce şu lanet evinden kurtulmak istiyorum, seni gerzek. Bokuma kızım de."
Allaha şükürler olsun babam böyle değil, umarım böyle de olmaz.
Keşke biz bütün sülale anne-baba tarafları toptan european family olsaydık. Kahretsin.
MALLAR
"Defolsun gitsin bunlar evden!! Annesi de gitsin, çeksin gitsin!!" Sen git oroşpu çocuğu. Beğenemediysen sen git.
Sen bokumu seversin kızım diye bundan sonra. O kız sana "babam, hayatıma giren ve ölümsüz olan ilk erkek" diye bakar mı acaba?
Cevap veriyorum:
Bence sen kıçını aç da cama yapıştır. Bokum bakar sana öyle.
Şöyle der sen her sırnaştığında, "biran önce şu lanet evinden kurtulmak istiyorum, seni gerzek. Bokuma kızım de."
Allaha şükürler olsun babam böyle değil, umarım böyle de olmaz.
Keşke biz bütün sülale anne-baba tarafları toptan european family olsaydık. Kahretsin.
24 Ağustos 2010 Salı
hastalık
O kadar hastayım ki, kıçımı yerden kaldırcak halim olduğunu hissetmiyorum. Ve yaz vakti grip olabilmenin ne kadar çekici olduğunu anlatamam (!)
Çok lanet bişey ya. Sabahleyin erken kalkmak zorundayım bide. Çünkü, dersanem başladı. Keşke bir hafta öncesinde grip olsaydım da başıma bunlar gelmeseydi.
Gün içerisinden size bi alıntı yapmak istiyorum:
S: Bembeyaz oldun ya, iyi misin?
P: İçerde oksijen bitti, boğuluyorum...
Ağzım burnum tüm nefes alma yerlerim tıkandı. Sınırsız mukus salgım var. Burnum silinmekten kıpkırmızı oldu ve soyuluyo. Zaten çirkinim, şimdi bokum gibiyim.
Birileri "swaplaşmak" için mail yollayıp duruyo. Lan hele bi durun, kartpostal almaya gittiğim yok, adres verip duruyorum millete. Daha bi iki gün ben alamam kartpostal falan. Haftasonu bişeyler yapıcam artık...
İşte bugün beni sınırsız güldürmüş bi anımı da anlatıp gidiyorum, sevgili okuyucularım.
Türkçe dersindeyiz. Ses bilgisi ünite, hoca n/b çatışmasını anlatıyo. "tonbul/tombul" örneğine geldi. (Hoca arada türkü falan söyleyen bi adam :D) Dedi ki aklıma bir türkü geldi. Arka sıradakiler kıkırdamaya başladı, onların aklına gelen türkü "tombul tombul memeler" Sonra kavrayınca tüm sınıf gül gül gül :D Hocanın tepkisi, ne hıyar adamlarsınız, benim aklıma şu gelmişti "oy tombulum tombulum, yoldan geldim yorgunum"
kdfjglkfjgjsdgjdskgjdjd
Çok lanet bişey ya. Sabahleyin erken kalkmak zorundayım bide. Çünkü, dersanem başladı. Keşke bir hafta öncesinde grip olsaydım da başıma bunlar gelmeseydi.
Gün içerisinden size bi alıntı yapmak istiyorum:
S: Bembeyaz oldun ya, iyi misin?
P: İçerde oksijen bitti, boğuluyorum...
Ağzım burnum tüm nefes alma yerlerim tıkandı. Sınırsız mukus salgım var. Burnum silinmekten kıpkırmızı oldu ve soyuluyo. Zaten çirkinim, şimdi bokum gibiyim.
Birileri "swaplaşmak" için mail yollayıp duruyo. Lan hele bi durun, kartpostal almaya gittiğim yok, adres verip duruyorum millete. Daha bi iki gün ben alamam kartpostal falan. Haftasonu bişeyler yapıcam artık...
İşte bugün beni sınırsız güldürmüş bi anımı da anlatıp gidiyorum, sevgili okuyucularım.
Türkçe dersindeyiz. Ses bilgisi ünite, hoca n/b çatışmasını anlatıyo. "tonbul/tombul" örneğine geldi. (Hoca arada türkü falan söyleyen bi adam :D) Dedi ki aklıma bir türkü geldi. Arka sıradakiler kıkırdamaya başladı, onların aklına gelen türkü "tombul tombul memeler" Sonra kavrayınca tüm sınıf gül gül gül :D Hocanın tepkisi, ne hıyar adamlarsınız, benim aklıma şu gelmişti "oy tombulum tombulum, yoldan geldim yorgunum"
kdfjglkfjgjsdgjdskgjdjd
20 Ağustos 2010 Cuma
ölüler evinden anılar
Hayatının her döneminde, her dakikası, sıkıştırabildiğin her saniyesinde nasıl bu kadar olumsuz, negatif, çirkin ve osuruktan teyyare olabiliyosun sen ey evebeyn. Nasıl bir psikolojin var senin?
Ben sana demedim mi ben de çıkıcam bir 10 dkya diye. Arkamdan ne çirkin ithamlarda bulunuyosun. Ve üstelik biliyodun da. İşte en lanet olanı da bu.
Böyle hoş bi gün geçirip eve geliyorum zibilyon günün biri ama 5 karış bi tip bağırıp çağırmak için vakit yakalamaya çalışıyo. Lanet olsun böyle ev haline.
Ben sana demedim mi ben de çıkıcam bir 10 dkya diye. Arkamdan ne çirkin ithamlarda bulunuyosun. Ve üstelik biliyodun da. İşte en lanet olanı da bu.
Böyle hoş bi gün geçirip eve geliyorum zibilyon günün biri ama 5 karış bi tip bağırıp çağırmak için vakit yakalamaya çalışıyo. Lanet olsun böyle ev haline.
15 Ağustos 2010 Pazar
şarkının şekerliğine bak
Don't you be wasting all your money on syrup and honey
Because I'm sweet enough
14 Ağustos 2010 Cumartesi
see you at the bitter end
Ne çirkin bir sıcaktır bu kardeşim. Ben böyle iş görmedim. Bakınız Adıyaman şehri 45 derece, İstanbul şehri 35...
Ama orda sadece 45'i hissediyosun, burda 60'ı hissediyosun. Yani rezalet diyorum. Keşke orda kalma gibi bir şansım olsaydı. Beni buraya şuan için bağlayan şey sayısı o kadar az ki. Sonuçta iğrenç bir şekilde kandırılmış olduğumu hissediyorum.
Ama bunu çok tatlı hale getiren bir duygu var. Özgürlük
Özgürlüğü 2 sene sonra kanımda hissediyorum sevgili okuyucularım. Çünkü enerjimi emen şey artık yok. Artık hiçbir şey enerjimi emmiyo. Bu da işin harika tarafı.
Nina Simone'un da dediği gibi "Freedom is mine"
Ama orda sadece 45'i hissediyosun, burda 60'ı hissediyosun. Yani rezalet diyorum. Keşke orda kalma gibi bir şansım olsaydı. Beni buraya şuan için bağlayan şey sayısı o kadar az ki. Sonuçta iğrenç bir şekilde kandırılmış olduğumu hissediyorum.
Ama bunu çok tatlı hale getiren bir duygu var. Özgürlük
Özgürlüğü 2 sene sonra kanımda hissediyorum sevgili okuyucularım. Çünkü enerjimi emen şey artık yok. Artık hiçbir şey enerjimi emmiyo. Bu da işin harika tarafı.
Nina Simone'un da dediği gibi "Freedom is mine"
5 Ağustos 2010 Perşembe
1 Ağustos 2010 Pazar
En acı keş
Dedim ki into the wild mı olsun yoksa an education mu...
Sonra bakıyoruz işte imdb'de. Puanlamalara falan.
İnto the wild'a baktık. Sonra dedim an education'a bakıyım. Arattım google'da. Yorum şu:
An Education mu ? en acı keş...........
An education=En acı keş.
Sonra bakıyoruz işte imdb'de. Puanlamalara falan.
İnto the wild'a baktık. Sonra dedim an education'a bakıyım. Arattım google'da. Yorum şu:
An Education mu ? en acı keş...........
An education=En acı keş.
30 Temmuz 2010 Cuma
msnleri ele geçiren kuzenler.
mayri...:
gelsene kız
ben pelinim
koş gel
akıllı ol!!!!!
HK:
lan git
mayri...:
aa bana lan dedin :'(
HK:
ben doğu
mayri...:
hay ben
HK:
adresi ele geçirdim
mayri...:
bravaaaa!!!
29 Temmuz 2010 Perşembe
Farmville olayı
Meryem teyzemin 50 level olması şerefine yorumlar yağdırdık, Hatice Ablamla...
P: Olm esrar bile ekemiyon 50 level olman neye yarar :P Çok para varmış esrar işinde ^^ Ama dikkatli ol esrar yetiştiren çiftçi göz altına alınmış, gözünü dört aç!!!
H: Dedim ben sana, ikinci çiftçi al ya da çiftçiyi küçükten başlayıp yetiştir, çalışmıyo hiç. Bu kadar hırsa 50 level :D:D
Bir de zamanı geçen çilekler çürüyo onu reçel yapsın...
İkinci seçenek traktör sayısı artmalı (madem çiftçi çalışmıyo)
Anasını da alsın gitsin o çiftçi!!! :D
Biz bunu gecenin 3ünde cidden yaptık. Ciddi ciddi yazdık bunları, güldük de bir güzel :D:D
P: Olm esrar bile ekemiyon 50 level olman neye yarar :P Çok para varmış esrar işinde ^^ Ama dikkatli ol esrar yetiştiren çiftçi göz altına alınmış, gözünü dört aç!!!
H: Dedim ben sana, ikinci çiftçi al ya da çiftçiyi küçükten başlayıp yetiştir, çalışmıyo hiç. Bu kadar hırsa 50 level :D:D
Bir de zamanı geçen çilekler çürüyo onu reçel yapsın...
İkinci seçenek traktör sayısı artmalı (madem çiftçi çalışmıyo)
Anasını da alsın gitsin o çiftçi!!! :D
Biz bunu gecenin 3ünde cidden yaptık. Ciddi ciddi yazdık bunları, güldük de bir güzel :D:D
Koç gibi
...
P: Ee benim babam da kırmızı seviyo?!
M: Zaten o da koç gibi, koçum gibi!!!
İşte bu dakikadan sonra büyük bir kırılma noktası yaşandı, dağıldık...
P: Ee benim babam da kırmızı seviyo?!
M: Zaten o da koç gibi, koçum gibi!!!
İşte bu dakikadan sonra büyük bir kırılma noktası yaşandı, dağıldık...
24 Temmuz 2010 Cumartesi
Enerji
Hayat enerjimi emiyosun. Ama cidden. Uzun zaman kısıtlı konuşunca daha mutlu oluyorum. Bak işte. Ne kadar az o kadar iyiymiş. Çünküenerjimiemiyosun. Ama bunun senin sorunun olduğunu sanmıyorum. Ben manyağım.
22 Temmuz 2010 Perşembe
sabahın 4ü part II
Pelin, Hatice ablaya sene içinde yaşadığı olayı anlatır. Çünkü "baba" olayından sonra aklına direk bu gelmiştir.
P: İşte okulda fotoğraf çekilicektik, numara sırasına göre dizildik. Müdür yardımcısı vardı. Özge o gün okula gelmemişti. O nerde diye sordu sınıf başkanına. O da bana sordu, nerde özge diye. Dediğim şu "Ateşliymiş çok, ondan gelememiş."
Başkanımız, müdür yardımcısına şöyle der "Hocam, Özge çok ateşliymiş..."
işte o an müdür yardımcımız, ben ve başkanımız bakışır ve güleriz.
P: İşte okulda fotoğraf çekilicektik, numara sırasına göre dizildik. Müdür yardımcısı vardı. Özge o gün okula gelmemişti. O nerde diye sordu sınıf başkanına. O da bana sordu, nerde özge diye. Dediğim şu "Ateşliymiş çok, ondan gelememiş."
Başkanımız, müdür yardımcısına şöyle der "Hocam, Özge çok ateşliymiş..."
işte o an müdür yardımcımız, ben ve başkanımız bakışır ve güleriz.
sabahın 4ü
P: Baba'yı izledin mi sen ?
H: (Duraksar...) ... Gördüm babayı ben.
Pelin ve Hatice gülmekten kırılır. Pelin'in kastettiği the godfather isimli filmdir. Hatice abla ise, babayı gördüm diyerek farklı bi yorum getirir olaya...
H: (Duraksar...) ... Gördüm babayı ben.
Pelin ve Hatice gülmekten kırılır. Pelin'in kastettiği the godfather isimli filmdir. Hatice abla ise, babayı gördüm diyerek farklı bi yorum getirir olaya...
20 Temmuz 2010 Salı
merhaba ben jale
"sakınlıkla" diye bi kelime kullandım, baya dedim bunu. Sohpet ediyoruz, ortam hoş, normal herşey... Ama birden sakınlıkla dedim ben işte...
Sakın ve kesinlikle birleşip, yoğrulduğunda böyle oluyomuş. Öğren bunu!
Sakın ve kesinlikle birleşip, yoğrulduğunda böyle oluyomuş. Öğren bunu!
17 Temmuz 2010 Cumartesi
hava burda 50 derece, abooooo
o kadar kötü hissettim ki dün gece, boka batıp çıkmışmışım gibiyim gibi geldi. böyle konuşmak istediğim kişilerin sayısı azaldı, yok oldular ya çok fenaydı.
hala bu konuyla ilgili şaka yollu laf sokmalarla cebelleşiyorum, gerçekten bana böyle imaların bıdıbıdıların koymasından ayrıca nefret ediyorum. benim içinde olmadığım bir geçmişin problemli taraflarıyla yargılanışımı öğreniyorum ve diyorum ki "isterse kuzenin olsun, kesse de anlatma, bir kişi bilsin bişeyi ya da kimseler" çünkü yerin kulağı varmış. hem de önceki yazdan beri. dünkü olay değilmiş bu. birden tiksindim, kuzenimle paylaştığımız sabahladığımız gecelerden, birileri bak o iyi kız aferin ona dicekken durdurdum hop ya o da böyle, bu işler artık böyle, herkes böyle...
cidden utanç içindeyim. nedenini bilmiyorum. o kadar çok yönlü olumsuzlukları bulabilmişler ki aklım hayalim şaşırdı.
bıraktım artık bu rutinleri, ben yokum arkadaş.
hala bu konuyla ilgili şaka yollu laf sokmalarla cebelleşiyorum, gerçekten bana böyle imaların bıdıbıdıların koymasından ayrıca nefret ediyorum. benim içinde olmadığım bir geçmişin problemli taraflarıyla yargılanışımı öğreniyorum ve diyorum ki "isterse kuzenin olsun, kesse de anlatma, bir kişi bilsin bişeyi ya da kimseler" çünkü yerin kulağı varmış. hem de önceki yazdan beri. dünkü olay değilmiş bu. birden tiksindim, kuzenimle paylaştığımız sabahladığımız gecelerden, birileri bak o iyi kız aferin ona dicekken durdurdum hop ya o da böyle, bu işler artık böyle, herkes böyle...
cidden utanç içindeyim. nedenini bilmiyorum. o kadar çok yönlü olumsuzlukları bulabilmişler ki aklım hayalim şaşırdı.
bıraktım artık bu rutinleri, ben yokum arkadaş.
16 Temmuz 2010 Cuma
Dedikodularım
Bir dedikodular öğreniyorum, bir öğreniyorum varya... Ofofof :D
Cem (kuzenim olur) (Pınar'da kuzenim, aynı okuldalar ama Pınar yatılıda, Cem yatılı değil...) bir gün derste uyumuş. Ama baya uyumuş, hoca gelip omzuna "tık tık tık" yapmış uyanmış.
Pınar gelmiş eve. Anlatmış annesine, yanında da Gamze varmış (Pınar'ın en yakın arkadaşı) "Anne Cem uyudu derste. Hoca uyandırdı vs.vs."
İkbal teyzem (Pınar'ın annesi) Mirza dayıma (Cem'in babası) demiş ki: "Cem uyumuş derste, hoca uyandırmış."
"Aa..!" demiş Mirza dayım, "Cem de aynı şeyi Pınar için söylediydi..."
Al sana hikaye...
Cem (kuzenim olur) (Pınar'da kuzenim, aynı okuldalar ama Pınar yatılıda, Cem yatılı değil...) bir gün derste uyumuş. Ama baya uyumuş, hoca gelip omzuna "tık tık tık" yapmış uyanmış.
Pınar gelmiş eve. Anlatmış annesine, yanında da Gamze varmış (Pınar'ın en yakın arkadaşı) "Anne Cem uyudu derste. Hoca uyandırdı vs.vs."
İkbal teyzem (Pınar'ın annesi) Mirza dayıma (Cem'in babası) demiş ki: "Cem uyumuş derste, hoca uyandırmış."
"Aa..!" demiş Mirza dayım, "Cem de aynı şeyi Pınar için söylediydi..."
Al sana hikaye...
15 Temmuz 2010 Perşembe
yolculuk
Yolculuk o kadar kötüydü ki anlatamam. Ayrıntıları anlatmak istemiyorum...
Ama yolculuklara bayılırım. Öyle böyle değil. Bakınız, her sene yaz tatili için denizi falan bir kenara koyun, Adıyaman'a gideriz. Ve ben çırpınırım biran önce gidelim diye, annemler yolculuğa saydırırlar böyle. Ama haksız da sayılmazlar çünkü 18 saat dıgıdık dıgıdık gidiyorsunuz. 18 saat.
Bence işin süperliği orda zaten. Sadece düşüncelerin ve sen varsın. Sessizce içinden konuşursun, her şey güzeldir. 18 saat boyunca hayal kurarsın, of yaşasın!
Adıyaman'ı seviyorum.
Ama yolculuklara bayılırım. Öyle böyle değil. Bakınız, her sene yaz tatili için denizi falan bir kenara koyun, Adıyaman'a gideriz. Ve ben çırpınırım biran önce gidelim diye, annemler yolculuğa saydırırlar böyle. Ama haksız da sayılmazlar çünkü 18 saat dıgıdık dıgıdık gidiyorsunuz. 18 saat.
Bence işin süperliği orda zaten. Sadece düşüncelerin ve sen varsın. Sessizce içinden konuşursun, her şey güzeldir. 18 saat boyunca hayal kurarsın, of yaşasın!
Adıyaman'ı seviyorum.
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Elleri göriyim?
Şimdiden koca ahaliye el salladığımızı görebiliyorum. Nolur allahım korktuğum başıma gelmesin.
Lütfen arabanın içinde kişilerin kaprislerinden yapılmış kozmik bir şakayla karşılaşmayayım. Böyle insanlar nasıl böylesine rahat, geniş olabiliyo? Ben olamıyorum cidden.
Neyse ben kendi açımdan bir sürprizle karşılaşmıyım da bana yeter...
Lütfen arabanın içinde kişilerin kaprislerinden yapılmış kozmik bir şakayla karşılaşmayayım. Böyle insanlar nasıl böylesine rahat, geniş olabiliyo? Ben olamıyorum cidden.
Neyse ben kendi açımdan bir sürprizle karşılaşmıyım da bana yeter...
9 Temmuz 2010 Cuma
Zıvanadan çıkmak
Ben hayatta birçok haksızlık falan filan gördüm ama böyle bir olay görmedim. Nefret ediyorum reglden. Öyle böyle değil yani, acayip boyutlarda...
Guten Abend
Azrail
Size hayatımdan gerçek bir kesit sunuyorum
Annem telefonda xx ile konuşur:
A:Biz xx gününde çıkıyoruz. Siz de ayarlayın o güne paranızı falan
xx:süper olur, oh oh şahane, bayıldım, öldüm geberdim, vıy canına vs. vs.
A: biz ayırtcaz yerleri
xx: Hemen bize de haber verin! Yiyecek ne alsak yanımıza?
A: Daha bugünden onu mu düşünüyosun? Zönk '-_-
Pelin'in iç sesi: Anne ben sana zibilyon kere söylemedim mi ben o hafta gelemem diye, ilk başlarda da dedin "tamam sen merak etme, unutmadım ben!" ama şimdi tam yapmıycam dediğin şeyi yaptın.
...
Anne balık yağı mı alsak sana, hafızayı canlı tutar?
...
Anne azraili görüyorum, bana geliyo...
Guten Abend
5 Temmuz 2010 Pazartesi
Depresyondayım, unutuldum.
Çok kötü günler geçiriyorum galiba gene. Herşeyin aynı olmasının verdiği boşluk, beklentilerinin boş çıkması, sevgilinden çok uzaklarda olmak, depresif şarkılar dinleyip mırıldanmak, hergün aynı aktivitelerde bulunmak... Sanırım depresyondayım, unutuldum.
Dün "Constantine" vardı. Fox'ta. Ama saat 12yi geçiyodu baya. Mesaj attı işte, cevap yazdım ama binbir zorlukla. Yazıcak, konuşacak birşey bulamıyorum. Arada at demişti. Her zaman atardım. Ama atmadım. O, gece gelinceye kadar. Sonra reklam arasında cevap yazdım. Bana anlattı gününün nasıl geçtiğini falan ama benim anlatacak birşeyim yok. Boşboşum yani. Susuyorum o yüzden. Bozuldu sanırım. Haklı olarak da. Hadi constantine'i izliycem dedim. Uyumazsan konuşuruz...
Bir bitti film. Saat 2ye geliyo. Uyumuştu, 3 msj attım.
Sabahleyin 11 suları uyandım dedi. Kavga çıkcağı belliydi. 2 mesaj sonrası şunu dedim: "kavga etmek istemiyorum". O da istemiyomuş zaten. Bıdı bıdı. Etmedik kavga falan. Şarjı bitti gitti. Arada atcaz öyle dedik.
İş olayım da olmadı muhtemelen. Baksana aramıyolar. Annemler bunu baz alarak, Adıyaman'a erken gitmeyi konuşup duruyolar bıdı bıdı. Ayın 10u iyiymiş de neymiş.
Paraya ihtiyacım var böyle acayip derecede. Ama Adıyaman'a gitme olayını da seviyorum. Ve ben genelde ikisini aynı anda elde etmek isteyenlerdenim.
Henüz yüzmeye gidemedik, çünkü annem pimpirikli karının teki. Babam bir şey demiyor kadın bip bip ötüyo. Lanet olsun
Saymakla bitiremiycem ruhsal karışıklığımı.
Dün "Constantine" vardı. Fox'ta. Ama saat 12yi geçiyodu baya. Mesaj attı işte, cevap yazdım ama binbir zorlukla. Yazıcak, konuşacak birşey bulamıyorum. Arada at demişti. Her zaman atardım. Ama atmadım. O, gece gelinceye kadar. Sonra reklam arasında cevap yazdım. Bana anlattı gününün nasıl geçtiğini falan ama benim anlatacak birşeyim yok. Boşboşum yani. Susuyorum o yüzden. Bozuldu sanırım. Haklı olarak da. Hadi constantine'i izliycem dedim. Uyumazsan konuşuruz...
Bir bitti film. Saat 2ye geliyo. Uyumuştu, 3 msj attım.
Sabahleyin 11 suları uyandım dedi. Kavga çıkcağı belliydi. 2 mesaj sonrası şunu dedim: "kavga etmek istemiyorum". O da istemiyomuş zaten. Bıdı bıdı. Etmedik kavga falan. Şarjı bitti gitti. Arada atcaz öyle dedik.
İş olayım da olmadı muhtemelen. Baksana aramıyolar. Annemler bunu baz alarak, Adıyaman'a erken gitmeyi konuşup duruyolar bıdı bıdı. Ayın 10u iyiymiş de neymiş.
Paraya ihtiyacım var böyle acayip derecede. Ama Adıyaman'a gitme olayını da seviyorum. Ve ben genelde ikisini aynı anda elde etmek isteyenlerdenim.
Henüz yüzmeye gidemedik, çünkü annem pimpirikli karının teki. Babam bir şey demiyor kadın bip bip ötüyo. Lanet olsun
Saymakla bitiremiycem ruhsal karışıklığımı.
2 Temmuz 2010 Cuma
postcrossing
Bu olaydaki "main idea"yı beğendim ve bugün ilk kartımı postaladım. Almanya'ya..
Almanya'ya sevgiler.
Burcucuğuma teşekkürler :)
ona özenmiyorum, sadece iyi işler yapıyo şu internet meretiyle. Öğrenmek ve katılmak hoş oluyor.
Almanya'ya sevgiler.
Burcucuğuma teşekkürler :)
ona özenmiyorum, sadece iyi işler yapıyo şu internet meretiyle. Öğrenmek ve katılmak hoş oluyor.
29 Haziran 2010 Salı
Cigarettes And Alcohol
all i need are cigarettes and alcohol!
Biraz sonra içeriye gidip katliam çıkaracağımı hayalliyorum şuan.
Sinir krizi.
Dediğimi yap, allah aşkınıza hayatınızda bir kez olsun farklılık yapın. Hergün çıkıp beşiktaşı gezmeyin mesela.
Ezber yaptın artık. Allahını seversen monotonluğa bu kadar alışma. Gerçekten kafayı yiyorum burda.
Nolur olsun artık ne olcaksa :/
Biraz sonra içeriye gidip katliam çıkaracağımı hayalliyorum şuan.
Sinir krizi.
Dediğimi yap, allah aşkınıza hayatınızda bir kez olsun farklılık yapın. Hergün çıkıp beşiktaşı gezmeyin mesela.
Ezber yaptın artık. Allahını seversen monotonluğa bu kadar alışma. Gerçekten kafayı yiyorum burda.
Nolur olsun artık ne olcaksa :/
18 Haziran 2010 Cuma
16 Haziran 2010 Çarşamba
e-okul
hoş bir günün babam tarafından mahvedilişini izliyorsunuz. lanet olsun okula. lanet olsun takdir almamış olmaya.
11 Haziran 2010 Cuma
Saat
Böyle çok benimsediğim bir nesnedir, saat. Hani benim o cansız varlıklara, dizilere, filmlere, eşyalara, mekanları yüklediğim anlamlar vardır ya, saat de öyle birşeydir benim için işte.Hatta şuan kullandığım saat en çok sevdiğim saatim değil. Aslında en çok sevdiğim olanı sakladım, duruyor. Bunu teyzem almıştı bana, diğeri de eskimeye başlayınca kıyamadım. Hemen teyzeminkini taktım.
Sonra dedim ki "Mehmet'e de bir saat almalıyım. Şöyle hoş birşey olsun. Hem o da taksın, saat hoştur. Güzeldir."
Aldım. Bugün takdim ettim. Çok beğendi. Annesi falan da beğenmiş biraz önce söyledi. Mutlu oldum.
İşte böyle bir anım var. Paylaşmak istedim.
Sonra dedim ki "Mehmet'e de bir saat almalıyım. Şöyle hoş birşey olsun. Hem o da taksın, saat hoştur. Güzeldir."
Aldım. Bugün takdim ettim. Çok beğendi. Annesi falan da beğenmiş biraz önce söyledi. Mutlu oldum.
İşte böyle bir anım var. Paylaşmak istedim.
10 Haziran 2010 Perşembe
vay cınına
MARİLYN MANSON ve SNOOP DOGG'da LOST hayranıymış.
Hatta LOST'un alternatif sonlarını paylaşıyım sizlere,
Jack kirli sakalla en çok kazanan model olmuş.
Sawyer pilates hocası olmuş.
Sayid perma konusunda çok başarılı bir kuaför olmuş.
bomba olan bu,
Snoop Dogg yanlışlıkla Black Smoke'u içine çekmiş
kljglj
Hatta LOST'un alternatif sonlarını paylaşıyım sizlere,
Jack kirli sakalla en çok kazanan model olmuş.
Sawyer pilates hocası olmuş.
Sayid perma konusunda çok başarılı bir kuaför olmuş.
bomba olan bu,
Snoop Dogg yanlışlıkla Black Smoke'u içine çekmiş
kljglj
9 Haziran 2010 Çarşamba
sahalara döndüm
Eveeet, uzun bir aradan sonra artık tekrar yazmaya başlamayı falan düşünüyorum. Sınavlarımı hakladım, okulu bitirdim, doğum günümü kutladım, kız kıza gezdim, eski kitap ve defterleri ayırıp toparladım, gereksizleri attım.
Yaza hazırım artık. Gelin size yaza dair planlarımdan bahsediyim:
1. Şınav çekmeye uğraşıyorum ki gayet zor bir işmiş bu. Cidden bayağı zormuş. Aslında kollarımın çok güçsüz olmasından kaynaklı tüm problem. Vücudumu taşıyamıyorum. Sadece bir kez yapabiliyorum :D Ama geliştirince kendimi size yeni haberleri aktaracağım.
2.Fit olmaya çalışıyorum, yavaş yavaş oluyo bu farkındayım.
3. Bu yaz yüzme öğreneceğim. Damla ve Burcu'ya dedim. Bana öğretsinler! 16 yaşımdayım hala yüzme bilmiyorum. Utanmıyo değilim aslında. Hem yararlı bişey değil mi o ?
4. Bu yaz Burcu ben Damla çalışacağız. Burcu'nun ablasının onu götürmesini bekliyorum. Herkes bi triplerde çalışamazmışım. Öyle çok emin olmasınlar, buna ihtiyacım var lütfen şans benden yana olsun!
5. Lost bittiğine göre hayatımdaki boşluğu doldurmam lazım bir şekilde. Büyük önerileri dinledim bu konuda. Öneriler gösterdi ki, HIMYM izlenesiymiş. Ben de dedim o zaman bu yaz bi el atıyım o işe.
Şimdilik aklıma bu kadarı geldi, hoşçakal.
Yaza hazırım artık. Gelin size yaza dair planlarımdan bahsediyim:
1. Şınav çekmeye uğraşıyorum ki gayet zor bir işmiş bu. Cidden bayağı zormuş. Aslında kollarımın çok güçsüz olmasından kaynaklı tüm problem. Vücudumu taşıyamıyorum. Sadece bir kez yapabiliyorum :D Ama geliştirince kendimi size yeni haberleri aktaracağım.
2.Fit olmaya çalışıyorum, yavaş yavaş oluyo bu farkındayım.
3. Bu yaz yüzme öğreneceğim. Damla ve Burcu'ya dedim. Bana öğretsinler! 16 yaşımdayım hala yüzme bilmiyorum. Utanmıyo değilim aslında. Hem yararlı bişey değil mi o ?
4. Bu yaz Burcu ben Damla çalışacağız. Burcu'nun ablasının onu götürmesini bekliyorum. Herkes bi triplerde çalışamazmışım. Öyle çok emin olmasınlar, buna ihtiyacım var lütfen şans benden yana olsun!
5. Lost bittiğine göre hayatımdaki boşluğu doldurmam lazım bir şekilde. Büyük önerileri dinledim bu konuda. Öneriler gösterdi ki, HIMYM izlenesiymiş. Ben de dedim o zaman bu yaz bi el atıyım o işe.
Şimdilik aklıma bu kadarı geldi, hoşçakal.
21 Mayıs 2010 Cuma
LOST
Lost bitiyor ve ben buna dayanabilecek kadar güçlü hissetmiyorum kendimi.
Hayır
Bitmemeli.
LOST alt tarafı bir diziyken ona yüklemiş olduğum anlamı ve hissettiğim ihtiyacı anlatsam anlamazsınız. Çok yalnız ve boş olduğum bir zaman tanıştım onunla. Günde 7 bölüm izleyip manyadığım oldu. 4 sezonu yaklaşık 2 ay kadar bir sürede bitirdim.
Artık lost rüyalarıma kadar girebiliyor. İlk izlediğimde de Jack tarafındaydım. Şimdi de..
Jack hepimizi kurtaracak!
Hayır
Bitmemeli.
LOST alt tarafı bir diziyken ona yüklemiş olduğum anlamı ve hissettiğim ihtiyacı anlatsam anlamazsınız. Çok yalnız ve boş olduğum bir zaman tanıştım onunla. Günde 7 bölüm izleyip manyadığım oldu. 4 sezonu yaklaşık 2 ay kadar bir sürede bitirdim.
Artık lost rüyalarıma kadar girebiliyor. İlk izlediğimde de Jack tarafındaydım. Şimdi de..
Jack hepimizi kurtaracak!
13 Nisan 2010 Salı
wonderwall
yürümek zorunda olduğumuz tüm yollar dolanbaçlı
ve bizi oraya götüren tüm ışıklar kör edici
sana söylemek istediğim birçok şey var
ama nasıl söylesem bilemiyorum
Çünkü belki,
Beni kurtaracak kişi sen olacaksın.
Sonuçta,
Sen benim tek dayanağımsın.
ve bizi oraya götüren tüm ışıklar kör edici
sana söylemek istediğim birçok şey var
ama nasıl söylesem bilemiyorum
Çünkü belki,
Beni kurtaracak kişi sen olacaksın.
Sonuçta,
Sen benim tek dayanağımsın.
7 Nisan 2010 Çarşamba
give me a minute
Başıma gelen herşey mantıklı olmak zorunda değil. Kendime güvenli hissediyorum hiç olmadığım kadar..
I'll be fine.
Dizilere ya da şarkılara güvenir misiniz?
Cevap veriyorum, kesinlikle. İnsanlara güvenmediğim kadar. Konuşmak istemeyen konuşmuyor. Açıkçası benim dışımdaki herkes istediğini yapıyor. Hiçkimseyle konuşmak istemiyorum.
İnsanların nazlı yaratıklar olduklarında çekilmediklerini biliyor muydunuz? Ben biliyorum ve beğenmiyorum. Nazlı biri değilim. Herkesin yapacağı gibi benden olmayanı dışlıyorum. İngilizler buna "human nature" derler. Ah amanın, her gün yanımda cılız bir ingilizin olduğunu biliyor muydunuz (!) Hepsi komik geldi, birşeylere gerçek hislerimi açıklayabildiğimde. Bir kimseleri istemiyorum şuan.
İnsanın edinmeye veya güvenmeye çalıştığı çevrede, en sorunlu, en çürük halka, en çok "bağıran", en çok sinirli gibi bir çok sorunu olması berbat birşey. Dün gece ve bugün sabah böyleydi. Ama şimdi şarkılar ve kelimeler ve hatta dizilerle birlikte (çokca chuck azıcık ucundan lost'tan bahsediyorum) böyle değil. Eğer babam şeytanın, o lanet şeytanın bacağını kırıp istediğine ulaşabilirse benim için harika olacak herşey. Gerçekten.
Ve o şeye, şeytan denen şeye meydan okuyorum. Daha güçlüyüm. Karşı çıkan ?
I'll be fine.
Dizilere ya da şarkılara güvenir misiniz?
Cevap veriyorum, kesinlikle. İnsanlara güvenmediğim kadar. Konuşmak istemeyen konuşmuyor. Açıkçası benim dışımdaki herkes istediğini yapıyor. Hiçkimseyle konuşmak istemiyorum.
İnsanların nazlı yaratıklar olduklarında çekilmediklerini biliyor muydunuz? Ben biliyorum ve beğenmiyorum. Nazlı biri değilim. Herkesin yapacağı gibi benden olmayanı dışlıyorum. İngilizler buna "human nature" derler. Ah amanın, her gün yanımda cılız bir ingilizin olduğunu biliyor muydunuz (!) Hepsi komik geldi, birşeylere gerçek hislerimi açıklayabildiğimde. Bir kimseleri istemiyorum şuan.
İnsanın edinmeye veya güvenmeye çalıştığı çevrede, en sorunlu, en çürük halka, en çok "bağıran", en çok sinirli gibi bir çok sorunu olması berbat birşey. Dün gece ve bugün sabah böyleydi. Ama şimdi şarkılar ve kelimeler ve hatta dizilerle birlikte (çokca chuck azıcık ucundan lost'tan bahsediyorum) böyle değil. Eğer babam şeytanın, o lanet şeytanın bacağını kırıp istediğine ulaşabilirse benim için harika olacak herşey. Gerçekten.
Ve o şeye, şeytan denen şeye meydan okuyorum. Daha güçlüyüm. Karşı çıkan ?
24 Mart 2010 Çarşamba
bu bir özür dileme yazısıdır, değerli burcu altuğ'a
Bazı şeylerin artık olmadığının farkındayım. Ama biliyorum bu sorun benden kaynaklı. Sana ayırmadığım, ayıramadığım zamanlar için çok üzgünüm yemin ederim. Kendimi sonsuz mutsuzluklar ve sonsuz rahatsızlıklar içinde hissediyorum. Çünkü, sana anlatmak için biriktirdiğim konular vardı. Ve hepsi öylece kaldı.
Belki önceleri senin de vardı ama sanıyorum ki bıraktın beni. Ama öyleyse bunun suçlusu olduğumun farkındayım.
Dün gece çok ağladım burcu. Sadece bunun için bilesin. Ve tamamen tek başıma ağladım, tek başıma düşündüm. Aklımda olman ve bişey yapılmamasından kaynaklı bir acıydı sanırım.
Eğer benim yerime başka birilerini koyabildiysen, seni gerçekten iyi anlayacağım. Ama bilmelisin ki, sana hiç yalan söylemem zaten, şuan hayatımda iki tane "sen" olabilecek "aday" var. Ama onlarla da günlerime gün, senelerime sene katmalıyım önce. Eğer sen varken senin yanında olabileceklerse, buna hak kazanmalılar.
Sınavlarım var bu hafta full. Cuma günü bitirmiş olucam, o zaman hemen telefonuma sarılıcam ve sana koskaca zamanlar ayırıcam. Umarım benden soğumadın :/
Onlara hala söylediğim bir şey var. Benim en yakın arkadaşım "Burcu"
Belki önceleri senin de vardı ama sanıyorum ki bıraktın beni. Ama öyleyse bunun suçlusu olduğumun farkındayım.
Dün gece çok ağladım burcu. Sadece bunun için bilesin. Ve tamamen tek başıma ağladım, tek başıma düşündüm. Aklımda olman ve bişey yapılmamasından kaynaklı bir acıydı sanırım.
Eğer benim yerime başka birilerini koyabildiysen, seni gerçekten iyi anlayacağım. Ama bilmelisin ki, sana hiç yalan söylemem zaten, şuan hayatımda iki tane "sen" olabilecek "aday" var. Ama onlarla da günlerime gün, senelerime sene katmalıyım önce. Eğer sen varken senin yanında olabileceklerse, buna hak kazanmalılar.
Sınavlarım var bu hafta full. Cuma günü bitirmiş olucam, o zaman hemen telefonuma sarılıcam ve sana koskaca zamanlar ayırıcam. Umarım benden soğumadın :/
Onlara hala söylediğim bir şey var. Benim en yakın arkadaşım "Burcu"
8 Mart 2010 Pazartesi
bugün hava kum rengi
Tabi ki böyle birkaç durumdan sonra karşınızdakinin size inanması zor olur. Tabi ki. Zaten o yüzden susmuştum hani bunları düşünerek. Haddimi bilmiştim işte bu yüzden, birkaç kere. Açıkcası ben iyi bir veda bekliyordum. Ama artık beklemiyorum. Ayrılmak "inceldiği yerden kopmak" değil, "inceldiği zaman kopmak"la ilgilidir. O zaman olmazsa, bir başka zamana, bambaşka olaylara kalmış demektir.
Şunu söylemek isterim ki sevgili günlük, ya da kendine ne dersen.. Ben gülmeyi çok severim, güldürülmeyi de ancak çok ciddi ve sinirliyimdir. Eğer etrafımda olup biten şeyler beni çok eğlendiriyor olsaydı böyle sinirli, kararlı, bazı prensiplere sahip ciddi birine dönüşmezdim. Gelgelelim bunu sana, bana, bize yaşatmaya hakkım da yok. Karşına geçip benim canım sıkkın demedim, kös kös de oturmadım, canın bişeye mi sıkıldı senin noldu dediğinde sana hemen olup biteni anlattığımı da bilirsin.
Sadece anlamadığım şu var, bana inatçısın diyosun ki, ben tutarlı biriyim ve evet inatçıyım. Sen de öyle. Ama büyük bir farklılığımız var, hep üste çıkan sen oluyosun. İnatçılığın başka bir boyutu bu olsa gerek. Bana umrunda değilsin diyip nasıl üste çıkıyosun ? Beni sinirlendirme ya. Ciddiyim nasıl oluyo ? Bu birlikteliğin malı ben miyim ? Bunun bir açıklaması olmadığının farkındasın ve hala haklı olmaya çalışma. Bi dur. Belki bu sefer ben biraz trip atmalı, ben biraz seni süründürmeliyim. Süründürmem de, en azından trip atabilme şansı vermek zorundasın. Zorunda.
Umrunda değilsem, inanmıyosan artık bana, güvenmiyosan da ayrıl işte ? Çok acı verici olmaya başladı ciddiyim. Neşelen diye konuşuyorum, dizilerde aptal kızlar gibi susmadan, yüzüme bakıp da umrumda değilsin, ya da vitrinlere bakıyosun falan. Ne istiyosun benden anlamadım ben seni. Umrunda değilim ama hala birliktesin, hop durdur arabayı bi. Belki de birlikte bile değilsin. Arabayı bi durdur. Ciddiyim.
Şunu söylemek isterim ki sevgili günlük, ya da kendine ne dersen.. Ben gülmeyi çok severim, güldürülmeyi de ancak çok ciddi ve sinirliyimdir. Eğer etrafımda olup biten şeyler beni çok eğlendiriyor olsaydı böyle sinirli, kararlı, bazı prensiplere sahip ciddi birine dönüşmezdim. Gelgelelim bunu sana, bana, bize yaşatmaya hakkım da yok. Karşına geçip benim canım sıkkın demedim, kös kös de oturmadım, canın bişeye mi sıkıldı senin noldu dediğinde sana hemen olup biteni anlattığımı da bilirsin.
Sadece anlamadığım şu var, bana inatçısın diyosun ki, ben tutarlı biriyim ve evet inatçıyım. Sen de öyle. Ama büyük bir farklılığımız var, hep üste çıkan sen oluyosun. İnatçılığın başka bir boyutu bu olsa gerek. Bana umrunda değilsin diyip nasıl üste çıkıyosun ? Beni sinirlendirme ya. Ciddiyim nasıl oluyo ? Bu birlikteliğin malı ben miyim ? Bunun bir açıklaması olmadığının farkındasın ve hala haklı olmaya çalışma. Bi dur. Belki bu sefer ben biraz trip atmalı, ben biraz seni süründürmeliyim. Süründürmem de, en azından trip atabilme şansı vermek zorundasın. Zorunda.
Umrunda değilsem, inanmıyosan artık bana, güvenmiyosan da ayrıl işte ? Çok acı verici olmaya başladı ciddiyim. Neşelen diye konuşuyorum, dizilerde aptal kızlar gibi susmadan, yüzüme bakıp da umrumda değilsin, ya da vitrinlere bakıyosun falan. Ne istiyosun benden anlamadım ben seni. Umrunda değilim ama hala birliktesin, hop durdur arabayı bi. Belki de birlikte bile değilsin. Arabayı bi durdur. Ciddiyim.
11 Şubat 2010 Perşembe
27 Ocak 2010 Çarşamba
Nice senelere bitanecik Burcu Altuğ
Allah'ım binbir zorlukla geçmiş bir hafta.
Zaten gün kavramı bitti benim için. Geç yatıyorum falan. Bizimkilerin "genel, geren prensipleri"nden biri "Önce çocukla yatar, sonra anne ve baba yatar. Bütün ışıklar söndürülür." Karanlıkta harıl harıl mesaj yazma faslı. 2ye doğru uyumalar. Ey okuyucular, benim bünye pek sağlam değildir, geç yatmalara, hiç uyumamalara, depresyonlara, zaten kansızım canlı cenaze bir tipim var.
Ruhsal sorunlarımı biraz aştım galiba ama birazcık. Aşmak dediğim, üstünü örttüm. Normal olarak aklımdan çıkmış değiller. Ama çok başka problemlerim var artık...
Annem. Başlı başına bir problem olmaya başladı. Bir insan pireyi anca bu kadar develeştirebilir herhalde. Korkunçlaşmaya ve çirkinleşmeye başladı. En kötüsü çirkinleşmesi zaten. Bir sebep de bulamıyorum. 9-10 sene önce menapoza girdi bu kadın. Anlayamadım. Ama aşırı üzülüyorum anlatamam yani.
Telefonumdan da nefret ediyorum. Lanet lanet laflar işitiyorum onun yüzünden. Çok sıkılıyorum Allah'ım. Bana bir hınzır tayin etsen mükemmel olurdu. Boşuna kasıyor.
Bu kadar laftan sonra benim için en yakın kişi olan kişidir o. (ne abuk bir cümle bu) İyiki doğdu o. Sadece biraz sabırlı ve depreşmeyen biri olsa hayat ona renkli bahçeler sunacak gibi...
Nice senelere Burcu Altuğ!
Zaten gün kavramı bitti benim için. Geç yatıyorum falan. Bizimkilerin "genel, geren prensipleri"nden biri "Önce çocukla yatar, sonra anne ve baba yatar. Bütün ışıklar söndürülür." Karanlıkta harıl harıl mesaj yazma faslı. 2ye doğru uyumalar. Ey okuyucular, benim bünye pek sağlam değildir, geç yatmalara, hiç uyumamalara, depresyonlara, zaten kansızım canlı cenaze bir tipim var.
Ruhsal sorunlarımı biraz aştım galiba ama birazcık. Aşmak dediğim, üstünü örttüm. Normal olarak aklımdan çıkmış değiller. Ama çok başka problemlerim var artık...
Annem. Başlı başına bir problem olmaya başladı. Bir insan pireyi anca bu kadar develeştirebilir herhalde. Korkunçlaşmaya ve çirkinleşmeye başladı. En kötüsü çirkinleşmesi zaten. Bir sebep de bulamıyorum. 9-10 sene önce menapoza girdi bu kadın. Anlayamadım. Ama aşırı üzülüyorum anlatamam yani.
Telefonumdan da nefret ediyorum. Lanet lanet laflar işitiyorum onun yüzünden. Çok sıkılıyorum Allah'ım. Bana bir hınzır tayin etsen mükemmel olurdu. Boşuna kasıyor.
Bu kadar laftan sonra benim için en yakın kişi olan kişidir o. (ne abuk bir cümle bu) İyiki doğdu o. Sadece biraz sabırlı ve depreşmeyen biri olsa hayat ona renkli bahçeler sunacak gibi...
Nice senelere Burcu Altuğ!
23 Ocak 2010 Cumartesi
tabi ki
şimdi tabi ki annen karşına geçip, elinden telefon düşmüyo ki, mesaj yazmaktan ders düşündüğün mü var der. der. ben olsam ben de derdim. zaten haklı. cidden böyle düşünüyorum. bu işleri bırakacağım en sonunda.
bunun bir de gece versiyonu olacak, ona 2. round diyeceğiz ve onda babamla ben kapışacağım. bana malsın dese yemin ederim normal karşılarım bunu. bu kadar olmaz ya. o kadar yapılmaz yani. o kadar laf ettin. neye kaldın şimdi ? hadi yiyosa gitsene ?
böyle olursun işte. aptal
bunun bir de gece versiyonu olacak, ona 2. round diyeceğiz ve onda babamla ben kapışacağım. bana malsın dese yemin ederim normal karşılarım bunu. bu kadar olmaz ya. o kadar yapılmaz yani. o kadar laf ettin. neye kaldın şimdi ? hadi yiyosa gitsene ?
böyle olursun işte. aptal
22 Ocak 2010 Cuma
gene yağmur
Yorucu ama tatlı bir günün ardından yağmurun altında eve koşturmak,
sonra durmak,
damlacıkları seyretmek,
ahenklerine şaşırmak,
huzurlarını paylaşmak, ah...
Yağmur silecek kederimizi.
sonra durmak,
damlacıkları seyretmek,
ahenklerine şaşırmak,
huzurlarını paylaşmak, ah...
Yağmur silecek kederimizi.
Paranormal Activity
Yemekteyiz'de olduğu gibi eleştirmek istedim bu filmi. Büyük toto korkusuyla girdiğim film aslında beni pek korkutamadı.
Ancak bunun sebeplerini sıralayacak olursam;
1) Burcu bana filmin taslağını anlatmıştı. Bu sebeple nerde ne olacağını bildim en azından tahmin ettim.Son sahnenin en fenası olduğunu da söylemişti o yüzden onu izlemedim ^^ Teşekkür ederim ama gerçekten. Çünkü korku ve gerilim içeren filmler benim ruhumu bozuyor. Iyk.
2)Hiç ürkmedim desem sallamış olurum bu arada.
Azcık korktum.
Ancak bunun sebeplerini sıralayacak olursam;
1) Burcu bana filmin taslağını anlatmıştı. Bu sebeple nerde ne olacağını bildim en azından tahmin ettim.Son sahnenin en fenası olduğunu da söylemişti o yüzden onu izlemedim ^^ Teşekkür ederim ama gerçekten. Çünkü korku ve gerilim içeren filmler benim ruhumu bozuyor. Iyk.
2)Hiç ürkmedim desem sallamış olurum bu arada.
Azcık korktum.
19 Ocak 2010 Salı
Bu aralar.
Bu aralar canım pek bir şeyler yazmak istemiyor. Hep aynı şeyler oluyor çünkü, herşey aynı ve yerli yerinde.
Fakat; içindeki sesleri susturamazsın. Lanet okuma ihtiyacı duymayı sevmiyorum.
Onun da dediği gibi "olmayınca olmuyor" be pelin.
Fakat; içindeki sesleri susturamazsın. Lanet okuma ihtiyacı duymayı sevmiyorum.
Onun da dediği gibi "olmayınca olmuyor" be pelin.
8 Ocak 2010 Cuma
Yavşak bir aile olmak
Yavşak ve yağlı bir ailem olsaydı heralde, oks'de şehir dışındaki liseleri tercih ederdim.
B. Hocam benim de diğer derslerim iyi. Bana da sözlüde iyi bişeyler yaparsınız ;) olmadı semoş güzel içli köfte yapıyo, getiririz, Problem yok.
B. Hocam benim de diğer derslerim iyi. Bana da sözlüde iyi bişeyler yaparsınız ;) olmadı semoş güzel içli köfte yapıyo, getiririz, Problem yok.
Fizik dersi.
-P: Bu adam eline alsa BALTAYI, dese ki bu baltadır, yemin ederim daha mantıklı olur. En azından anlarız.
-Ö: Şu Twittyli defteri alsak adamın herşeyini öğreniriz ha.
-P: Taş devrinden kalmış, Barni be o. Hatta onlar daha modern bowling oynuyolar olm. löjfdblşg
-Ö: ljksflds
-Ö: Şu Twittyli defteri alsak adamın herşeyini öğreniriz ha.
-P: Taş devrinden kalmış, Barni be o. Hatta onlar daha modern bowling oynuyolar olm. löjfdblşg
-Ö: ljksflds
Barni Moloztaş namıdeğer..
Sorun 63 almak değil Barni Moloztaş. Sorun insanın gururunu kırmamak. Rencide etmeye çalışmamak. Kimseye yalvarcak değilim herkes de bilsin bunu, alttan alıyosam eğer insanlığımdandır, sabrımdandır.
Ama ben sana saygı duyuyosam Barni, sen de bana duymak zorundasın. Ve pelin arslan'a bulaşırsan eğer, o, öğretmen olmanı falan umursamaz seninle kavga etmekten de çekinmez.
Barni Moloztaş'a.
Ama ben sana saygı duyuyosam Barni, sen de bana duymak zorundasın. Ve pelin arslan'a bulaşırsan eğer, o, öğretmen olmanı falan umursamaz seninle kavga etmekten de çekinmez.
Barni Moloztaş'a.
1 Ocak 2010 Cuma
O kadar özledim ki,
O kadar çok özledim ki sevgi çınar'ı, kelimeler kifayetsiz kalıyor bugün.
Aldığım pozitif enerjiyle normalde yapamayacağım bir şey yaptım.
Eskilerden konuştuk, en tatlısı buydu.
Çok hoş hissettirdi, gerçekten. O kadın 2007-2008de de böyle hoş hissettirirdi. Çok mutsuz olduğu belliydi. 52 kilodan 46 kiloya düşmüştü. Çok mutsuzdu evet. Üzüldüm gerçekten. O, ben ve burcu italyaya gitsek keşke. Bizimle yaşasa o. "Sıcak bir evimiz olsa hocam :)" dedim bugün ona. O kadar şirin ki, herşeyimi anlatasım geliyor. Telefonunu karıştıracak kadar yakın biriydi o bana, bırakır giderdi. Mesajlarına bakardım. Kim hangi hoca böyle rahat olabilmiştir ki.
Samsun'a dönmeyin hocam. Bizim evde kalın. Semoş bize sarma sarar. :'(
Aldığım pozitif enerjiyle normalde yapamayacağım bir şey yaptım.
Eskilerden konuştuk, en tatlısı buydu.
Çok hoş hissettirdi, gerçekten. O kadın 2007-2008de de böyle hoş hissettirirdi. Çok mutsuz olduğu belliydi. 52 kilodan 46 kiloya düşmüştü. Çok mutsuzdu evet. Üzüldüm gerçekten. O, ben ve burcu italyaya gitsek keşke. Bizimle yaşasa o. "Sıcak bir evimiz olsa hocam :)" dedim bugün ona. O kadar şirin ki, herşeyimi anlatasım geliyor. Telefonunu karıştıracak kadar yakın biriydi o bana, bırakır giderdi. Mesajlarına bakardım. Kim hangi hoca böyle rahat olabilmiştir ki.
Samsun'a dönmeyin hocam. Bizim evde kalın. Semoş bize sarma sarar. :'(
dövüş sanatları
Eski günleri özleyeceğim aklıma gelmezdi, 2008 yazında. Hayatımın en kötü günleriydi sanki onlar, neşeyi ve hırsı kaybetmiş, var olduğunu düşündüğüm, benim olduğunu düşünüp kendimi kandırdığım herşey uçup gitmişti.
Ama o günleri özledim. O bunalımlı kendimi kitaplara verdiğim, gereksizleri bertaraf edebildiğim günler... Kalanlarla yola devam etmeye çabaladığım.
Burcuyla konuşurken dediğim gibi, biz küçükken hayallerimiz de küçüktü, hayal kırıklıklarımız da. O kadar üzülürdük, şimdi bu kadar.
Öyle büyük değişmişim ki, kendimde değil gibiyim. Sarhoş gibi. Ruh hastası gibi. Bıktım kendimden. Silkinemeyecek kadar ağırlık var üstümde.
Bu söylediğim şeyleri söylemek istemiyorum. Kimseyi istemiyorum. İstiklali istemiyorum. Sadece bilmediğim bir yerde, denize bakan evimde ustamdan dövüş sanatları öğrenmek istiyorum. Sonra döndüğümde güzel eğitimli bir vücudu olan hoş bir bayan olacağım. Hepiniz "vay be" diyeceksiniz.
BUNLARIN HİÇBİRİ OLMAYACAK DEĞİL Mİ?
HA-HA.
Ama o günleri özledim. O bunalımlı kendimi kitaplara verdiğim, gereksizleri bertaraf edebildiğim günler... Kalanlarla yola devam etmeye çabaladığım.
Burcuyla konuşurken dediğim gibi, biz küçükken hayallerimiz de küçüktü, hayal kırıklıklarımız da. O kadar üzülürdük, şimdi bu kadar.
Öyle büyük değişmişim ki, kendimde değil gibiyim. Sarhoş gibi. Ruh hastası gibi. Bıktım kendimden. Silkinemeyecek kadar ağırlık var üstümde.
Bu söylediğim şeyleri söylemek istemiyorum. Kimseyi istemiyorum. İstiklali istemiyorum. Sadece bilmediğim bir yerde, denize bakan evimde ustamdan dövüş sanatları öğrenmek istiyorum. Sonra döndüğümde güzel eğitimli bir vücudu olan hoş bir bayan olacağım. Hepiniz "vay be" diyeceksiniz.
BUNLARIN HİÇBİRİ OLMAYACAK DEĞİL Mİ?
HA-HA.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










