Bu hafta ben yarıldım, öldüm, gülmenin Allahını ben bu hafta yaşadım.
Bermuda şeytan üçgenini anlatmak istiyorum şimdi size. Aslında bunları buraya yazmanın bir anlamı yok. Ama bunlar unutulmamalı! Bazı güzel anılar unutulmamalı, kötü olanlar hiç unutulmamalı zaten de.
Ama böyle bütün bir hafta nasıl böyle hoş geçebilir ya? (Allah'ım nazar değmesin, nolorsun)
Biraz önce orijinal ismi Jeux d'enfants (bkz: Love Me If You Dare) olan bir film izledim. Film şirindi yahu, oldukça şirindi hem de. Bazen arkadaş kalmamak gerekiyor.
Bermuda Şeytan Üçgeni
1) Argun edebiyat dersinde sunum yapıyordu. Hazırlandı böyle, cici cici. Ayşe Hoca (edebiyat öğretmenimiz olan, vur ağzına al lokmasınılık bir kadındır.) sordu: "Kimin sunumunu yapıyorsun sen?" İşte o an aslında zaman durdu. Çünkü ardından çok etkili ve unutulmaz bir cevap gelecekti. Ve Argun cevap veriyor: "Benim?!"
Ciddi misin Argun? Sandalyeden düşmeyi bile göze aldım o sırada gülmekten.
2)Ben zaman bulamadığım için 35 milyar 48 bin 35 zibilyon senedir "Kürk Mantolu Madonna" adlı bir kitap okumaktayım. Çantamdaydı. Çantam açıktı bugün, Argun geldi, gördü ve aldı: "Aaa, bu kitaaaap, çok güzel ya bu!!!" "Okudun mu sen?" "Hayır" İşte bu saçma diyalogun ardından, Argun büyük bir sakinlikle kitabı açar, içindeki fotoğraflara bakar falan derken "Madonna nerde hani?" diye bir soru sorar bana. Sıçtım gülmekten. Kelimeler kifayetsiz şuan...
3)Matematik dersindeydik, hocamız hastaymış. Ders anlatmadı. Takıldık. (Tabiki bu olayda da Argun var. Başka kim olabilirdi?) Argun yemek yemeyi unutmuştu. (ki bunu genelde yapıyor, ilginç. Bunun ona hatırlatılması gerekiyor. o şeref bana ait.) Hocaya son 10 dakika varken dedi ki "Hocam, yemek almak için kantina çıkabilir miyim?" "Dersteyiz ama olmaz." Yaklaşık 2 dakika sonra hoca sınıftan çıktı. Argun ayağa kalktı büyük bir sakinlikle öğretmenler masasının önünden geçti, kapıya gitti. Sonra dedi ki "masada bir kağıt var. Hoca 'şimdi nolcak?' falan yazmış anlayamadım ama..." Ben kalktım gittim bakmak amaçlı. Yazanlar şunlar efendim "Şimdi nolcak, şimdi nolcak mosmor oldun mu, şimdi nolcak?" Alt tarafı izin vermedin kantine çıkması için, neden kendi içinde bu kadar hırslandın anlamadım hocam? Bir şey olmayacak bence. Türlü türlü manyak var. Mosmor oldun mu?
Hiç zannetmiyorum.
30 Aralık 2010 Perşembe
28 Aralık 2010 Salı
neden böyle yapıyorsunuz?
Bakın bayım hem diyosunuz gülelim eğlenelim, onları yazalım diye. Sonra da "hiç gülmedim ben, yazmışsın ama olmamış." Valla vurrum, yazınca bazı şeyler komik olmuyor zaten. Seni kınıyorum bu da benim en ağır lafımdır.
Herkese güvenmem hem ben. Yanlış bir cevap verdim hem de. Sadece etrafımda, çok yakınımda olmasına izin vereceğim kişilere güvenirim ben. Deniyorsun ama başaramayacaksın.
Atom bana bayılıyor ayrıca. Kıskanma.
(Bunu yazarken eğleniyorum.)
Ayrıca şu "Özge çok ateşliymiş" olayı bir efsanedir. Bizim efsanemiz var grupça. Herkese kapak olabilir bu.
Sana şu fotoğrafımla cevap veriyorum.

Nayaksın?
Herkese güvenmem hem ben. Yanlış bir cevap verdim hem de. Sadece etrafımda, çok yakınımda olmasına izin vereceğim kişilere güvenirim ben. Deniyorsun ama başaramayacaksın.
Atom bana bayılıyor ayrıca. Kıskanma.
(Bunu yazarken eğleniyorum.)
Ayrıca şu "Özge çok ateşliymiş" olayı bir efsanedir. Bizim efsanemiz var grupça. Herkese kapak olabilir bu.
Sana şu fotoğrafımla cevap veriyorum.
Nayaksın?
25 Aralık 2010 Cumartesi
"anne ben kötüyüm, öyle bakma"
Bugün konu başlığım oldukça fazla... Buraya her an girip aklımdaki cümleleri yazabilme şansım olsaydı sizi çok güldürürdüm. Neyse bugün cumartesi, Beşiktaş'ın pazarı oluyor efsanevi. Annemle gideriz arada. Buzdolabını doldurma niyetinde olur kişilik, ben ise onun askısı.Yüklenir babam yüklenir. Ve o arada biz ayak üstü dedikodu yaparız. (Dedikodu yapmak ne kadar boş ve çirkin bulunsa da harikadır. Onlar "genel ahlak yasaları" falan diye kıçlarını yırtmasın. Dedikodu cinsiyet ayrımı gözetmeden herkesin yapabildiği, zaman farkı gözetilmeden her an yapılabilen, sınırsız konu seçeneğine sahip olan dünyaya gelmiş yegane harikalıklardandır. Ama işlevi önemlidir. Kimle yaptığınız önemlidir. Yakın arkadaş grubunuzla yapar, şu şöyle yapmış. O zaman biz de yapalım. Ya da artık şuna şöyle davranmalıyız falan triplerindeyseniz harikadır. Kullanmayı biliniz.) Babaannemin saçma davranışlarıydı konumuz... Yengemin çocuklarına bir şeyler almak niyetindeymiş ama arada annem alsın tribine girmiş annem de almamış. Bizim paramızla başkalarına adamlık yapıyor dedi annem ki doğrudur. Sonra da dedi ki "onlardan korkuyor ondan öyle yapıyor" ben dedim ki "o zaman bizden de korksun, ben 17 senedir yaşıyorum bana bir şey almadı daha." O sırada annem iyi bakmadı bana. "Anne ben kötüyüm, öyle bakma" dedim. Nasıl demişim ama. Ayrıca ben kötü değilim be.
Bu cumartesi pazarında (annemle sürekli gittiğim için) beni tanıyıp, benimle dar alanda kısa paslaşmalar yapmaya çalışan pazarcı kardeşler olur. (2 taneler) Bakın böyle kendimi iyi hissettirmeye çalışmıyorum, birileri bana asıldı diye mutlu olmam. Gıcık olurum ben. Kaşlarım çatık yürüdüğüm için çoğunlukla bana asılma gafletinde bulunmuyor adamlar ki başka sebepler de var. Mesela ben dekolte giyip giymesem de pek bir farkı yok, göğüslerim büyük değil çok yakınıyorum bı konuda. Bilirler Damla ve Özgegiller. Sınıfa bir hoca girer mesela kadıncağızın önce göğüslerine bakarım ben. "Anaa büyükmüş..." derim arkamı dönüp çirkin bir yüz ifadesiyle. Zaten ölçülerime bakın "82-63-90" Allah kıç vermiş. Teşekkür ederiz müessese olarak. Arada kalan şu 63 hiçbir şey, azcık tutsam ağzımı 3 cmcik erir gider. Ama şu göğüsler kilo alıp vermek gibi değiller. Bakacağız artık.
Sonra Burcu bana bir yazı ithaf etmiş, onun ağzını yerim ben. Kızdım çünkü bu blogun oluşmasını sağlayan kişiliktir o. Benim blogumu da okuyanlar fena olmadığımı söylüyor ama yine de o daha iyi gelir bana hep. Ya da ben hep kendime düşük puan veririm ondan.
Burcu bana güzellik konusunda 9.1 verdi geçende. Sen benden güzelsin ayrıca. Gözlerin renkli, beyaz tenlisin (ben de öyleyim ama ben çok soluk tenliyim. Geçicek çünkü doktora gideceğim. Bu konuyu sonra ayrıca konuşacağız.) ağzın burnun düzgün benim gibi değil dedim. Bana dedi ki, süper fotojeniksin, beyaz tenlisin, dudakların benden kalın falan vs.
Hala her şey çok çabuk olsun istiyorum.
Herkesin kafasının içindekileri bilmek istiyorum.
Bursluluk sınavlarında iyi çıkmak için bu aralar işleri biraz sıklaştırmaya karar kıldım. Şimdilik gidiyorum. Dönüşüm muhteşem olacak.
Bu cumartesi pazarında (annemle sürekli gittiğim için) beni tanıyıp, benimle dar alanda kısa paslaşmalar yapmaya çalışan pazarcı kardeşler olur. (2 taneler) Bakın böyle kendimi iyi hissettirmeye çalışmıyorum, birileri bana asıldı diye mutlu olmam. Gıcık olurum ben. Kaşlarım çatık yürüdüğüm için çoğunlukla bana asılma gafletinde bulunmuyor adamlar ki başka sebepler de var. Mesela ben dekolte giyip giymesem de pek bir farkı yok, göğüslerim büyük değil çok yakınıyorum bı konuda. Bilirler Damla ve Özgegiller. Sınıfa bir hoca girer mesela kadıncağızın önce göğüslerine bakarım ben. "Anaa büyükmüş..." derim arkamı dönüp çirkin bir yüz ifadesiyle. Zaten ölçülerime bakın "82-63-90" Allah kıç vermiş. Teşekkür ederiz müessese olarak. Arada kalan şu 63 hiçbir şey, azcık tutsam ağzımı 3 cmcik erir gider. Ama şu göğüsler kilo alıp vermek gibi değiller. Bakacağız artık.
Sonra Burcu bana bir yazı ithaf etmiş, onun ağzını yerim ben. Kızdım çünkü bu blogun oluşmasını sağlayan kişiliktir o. Benim blogumu da okuyanlar fena olmadığımı söylüyor ama yine de o daha iyi gelir bana hep. Ya da ben hep kendime düşük puan veririm ondan.
Burcu bana güzellik konusunda 9.1 verdi geçende. Sen benden güzelsin ayrıca. Gözlerin renkli, beyaz tenlisin (ben de öyleyim ama ben çok soluk tenliyim. Geçicek çünkü doktora gideceğim. Bu konuyu sonra ayrıca konuşacağız.) ağzın burnun düzgün benim gibi değil dedim. Bana dedi ki, süper fotojeniksin, beyaz tenlisin, dudakların benden kalın falan vs.
Hala her şey çok çabuk olsun istiyorum.
Herkesin kafasının içindekileri bilmek istiyorum.
Bursluluk sınavlarında iyi çıkmak için bu aralar işleri biraz sıklaştırmaya karar kıldım. Şimdilik gidiyorum. Dönüşüm muhteşem olacak.
yazdıkça yazmayasım gelir, en son susarım: Pelin Arslan'a
yazdıkça yazmayasım gelir, en son susarım: Pelin Arslan'a: "O benim en yakın arkadaşımdır. Bu ayın başında Berk beni terkedince, ki bunu mesajla öğrendim, Pelin yanımdaydı. Bu tesadüftü biliyorum. Onu..."
22 Aralık 2010 Çarşamba
...ben saksı değilim diye bağırasım geldi






Ara sıra kendimle söyleşi yapmam gerek.
Bakın ben vesveseli bloglar yazmıyorum buraya. Burda bahaneler bulup birilerinin dedikodusunu yapmadım. Yapmam da. Bir ayrılık olayı yaşandı her şey çok sessiz oldu, aşıldı, kapandı. Tekrarı asla olamazdı, olmadı. Ama şuan sınıf bok gibi. Ben bunun sorumlusu değilim. Hiçbir zaman da almayacağım. Bana "insan kostümü giyip" gelip işinize yarayacak soruların cevaplarını alıp gidebiliyosunuz pekyavaş ve diğerleri... Ama ben "kitapta diğer hikayeyi okudun mu?" diye soruyorum (ki bunda bir çıkar olayı olmadığı bariz değil mi?) "hayıor" diye cevap verip arkamdan salak salak gülmenin anlamı nedir anlayamadım. Her geçen gün daha çok seviyorum Argunumu, Özgemi, Damlamı, Ercanı, Burcuyu... Hepsi çok ayrı ve çok derin bir anlam kazanıyor her geçen dakika.
Senin arkandan örgütlenip "onlarla konuşmayın!"cılık oynamak hepimizin fikriydi. İyi de yapıyoruz aslında düşününce, ara sıra cadı olmak lazım.
Bu cümleyi çok kurdum bu hafta.
Oldukça fazla gülüyorum bu aralar, biri bana demişti ki "çok karamsarsın, biraz eğlenceli bir şeyler yaz da gülelim" ona itamdır zaten bu başlık :P
Gerçek kesit
*Kimya dersindeyiz. Bezmiş durumdayız artık. Neyden bahsediyoduk bilmiyorum ama Özgeyle benim aramda yapacağız edeceğiz bilmem ne muhabbetleri döndü. Durup durup "yıkılmıycaz sülümaaan!!" diye bağırdım. O an bu olaya tanık olan herkes koptu...*
* http://fizy.com/#s/16k5x7 eğer meseleyi kavramak istiyorsanız bu şarkıyı dinleyin. Kollarınızı havaya kaldırın, şarkıdaki iniş çıkışları mimiklerinizle vermeye çalışın.
We are the champions
No time for losers
'Cause we are the champions - of the world - *
* Eskişehir gezimiz Yasemin Hoca ve onun sonsuz sigarası dışında harikaydı. Onu sigarasının dumanına sarmak istedim tüm yolculuk.*
*http://www.youtube.com/watch?v=Lf9FotDaoMk bu da hepinize gelsin*
Bugün Habertürk'ün nerde olduğunu öğrendim, Argun evimi biliyormuş, (çok şaşkınım şuan) (nasıl oldu anlamadım da) Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'ni de gördüm. Çok bilgiçliyim şu sıralar.
10 Aralık 2010 Cuma
aslında çok basit
Bütün bir hafta boyunca ilgilendiğim konular hergün durmaksızın girdiğim sınavlar, sivilcelerim, sonsuz uyku isteğim, gözlerimin etrafındaki çizgiler(!)di. Tam olarak bu haftayı da kazasız belasız atlattık diye düşünüp pollyannacılık oynuyordum ki bu pek uzun sürmedi. Her zaman olduğu gibi birileri bunu bozmayı çok iyi bildi. (bkz:okul idaresi ve görevliler) Hatta o kadar sinirlerim bozuldu ki (burda başka sebeplerim de var oraya geleceğim) ağlıyorum ben şuan.
Son ders boyunca ben, Argun, Damla olarak sıramı aradık.
Yanlış duymadınız, sıramı.
Sıramı.
Sıram.
Sıra.
Beyni basmayan görevliler getirdikleri sırayı götürselerdi, işte burda beyin lazım oluyo tam olarak, hiçbir sorun olmayacaktı. Bir gün öncesinde İngilizce kitabım "Solutions" ve daha adlarını bilmediğim birçok kitabım kayboldu. İşin janjanlı tarafı sıramla birlikte kayboldular. Ama burda sakın ha sadece o süzme görevlileri suçlamayın. Çünkü onların o sıraları taşıma sebebi var, bir gerekçeleri var yani. Bu noktada kimin aslında beyninin basmadığı ortaya çıkıyor. Okulun kafasında bir adam var.
Orda bir adam var.
O adam artis artis konuşmayı o kadar seviyor ki, beceremeyeceği şeyler konusunda nutuklar atıyor, sözler veriyor. "Değiştirecem ben yerlerinizi!!"
Nah.
Nah ve gene nah değiştirirsin.
Görüyoruz, sallama lütfen sallama.
Tamam hadi değiştirme yerlerimizi, tamam beceremedin anladım. Anladık. Peki sınıfta 25 kişilik sıra varken illa da 30 kişilik olacak diye kasılmanın ne anlamı var söyler misin? İşte o süzmeler bu sebepten dolayı sıra taşıma derdindelerdi.
O sinirle ben yapmam gerekeni yapmadım, işte o da benim özürlülüğüm. Törenden sonra gitmeliydim yanına. Ama pazartesi yapacağım. Bir de yazılı kötü geçsin var ya... Boş yere Bülent hocayla da arayı bozmazsam iyidir.
Bu konuyu ağlama krizimin diğer başlığına ayırmak istediğim cümlelerim olduğu için kesiyorum. (Şu üstte yazdığım satırlar sonunda o kadar fena halde küfür etmek istiyorum ki, haddi hesabı yok.)
Biz kadınlar ya da daha doğrusu benim gibi olanlar, biz biraz safız. Biz pollyannayız, gözlerde biraz parıltı görünce önemsendiğimizi düşünürüz. Düşünüyoruz. Belki de gerçekten önemseniyoruzdur ama böyle konuya bodoslama dalıp hemen umutlanmamalıyız.
İç sesimin Damla'yla yaptığım konuşma sonrası bana söyledikleriydi bunlar.
Özge bugün seni kırdığımı biliyorum. Yemin ederim farkında olmadandı. Bir daha yapmayacağım. En azından deneyeceğim bunu içtenlikle. Sizleri kaybetmek istemiyorum, aylar öncesinde olduğu gibi ucuz bir sebepten dolayı tekrar küsmek de istemiyorum. Ne bileyim, farkında olmadan sarıyorum galiba. Sardım da çoktan. Belki hiç tınılmıyorum ama algılamıyorum artık. İşte bunu bana anlatacak olan sizlersiniz; benim, onun, bunun, herkesin davranışlarını gözlemleyen sizsiniz çünkü.
Birden "böyleleşmem" kesinlikle doğru değil, savunmuyorum. Diyorum ya gelin güveyleşmemden. Umarım anlarsın ve affedersin beni. :'(:'(
Bunu okuduktan sonra bana bir mesaj atarsan valla azcık yüzüm gülmüş olur. Bekliyor olacağım. İyi olayım ben. Siz de.
Lanetli bir cuma bu cuma.
Son ders boyunca ben, Argun, Damla olarak sıramı aradık.
Yanlış duymadınız, sıramı.
Sıramı.
Sıram.
Sıra.
Beyni basmayan görevliler getirdikleri sırayı götürselerdi, işte burda beyin lazım oluyo tam olarak, hiçbir sorun olmayacaktı. Bir gün öncesinde İngilizce kitabım "Solutions" ve daha adlarını bilmediğim birçok kitabım kayboldu. İşin janjanlı tarafı sıramla birlikte kayboldular. Ama burda sakın ha sadece o süzme görevlileri suçlamayın. Çünkü onların o sıraları taşıma sebebi var, bir gerekçeleri var yani. Bu noktada kimin aslında beyninin basmadığı ortaya çıkıyor. Okulun kafasında bir adam var.
Orda bir adam var.
O adam artis artis konuşmayı o kadar seviyor ki, beceremeyeceği şeyler konusunda nutuklar atıyor, sözler veriyor. "Değiştirecem ben yerlerinizi!!"
Nah.
Nah ve gene nah değiştirirsin.
Görüyoruz, sallama lütfen sallama.
Tamam hadi değiştirme yerlerimizi, tamam beceremedin anladım. Anladık. Peki sınıfta 25 kişilik sıra varken illa da 30 kişilik olacak diye kasılmanın ne anlamı var söyler misin? İşte o süzmeler bu sebepten dolayı sıra taşıma derdindelerdi.
O sinirle ben yapmam gerekeni yapmadım, işte o da benim özürlülüğüm. Törenden sonra gitmeliydim yanına. Ama pazartesi yapacağım. Bir de yazılı kötü geçsin var ya... Boş yere Bülent hocayla da arayı bozmazsam iyidir.
Bu konuyu ağlama krizimin diğer başlığına ayırmak istediğim cümlelerim olduğu için kesiyorum. (Şu üstte yazdığım satırlar sonunda o kadar fena halde küfür etmek istiyorum ki, haddi hesabı yok.)
Biz kadınlar ya da daha doğrusu benim gibi olanlar, biz biraz safız. Biz pollyannayız, gözlerde biraz parıltı görünce önemsendiğimizi düşünürüz. Düşünüyoruz. Belki de gerçekten önemseniyoruzdur ama böyle konuya bodoslama dalıp hemen umutlanmamalıyız.
İç sesimin Damla'yla yaptığım konuşma sonrası bana söyledikleriydi bunlar.
Özge bugün seni kırdığımı biliyorum. Yemin ederim farkında olmadandı. Bir daha yapmayacağım. En azından deneyeceğim bunu içtenlikle. Sizleri kaybetmek istemiyorum, aylar öncesinde olduğu gibi ucuz bir sebepten dolayı tekrar küsmek de istemiyorum. Ne bileyim, farkında olmadan sarıyorum galiba. Sardım da çoktan. Belki hiç tınılmıyorum ama algılamıyorum artık. İşte bunu bana anlatacak olan sizlersiniz; benim, onun, bunun, herkesin davranışlarını gözlemleyen sizsiniz çünkü.
Birden "böyleleşmem" kesinlikle doğru değil, savunmuyorum. Diyorum ya gelin güveyleşmemden. Umarım anlarsın ve affedersin beni. :'(:'(
Bunu okuduktan sonra bana bir mesaj atarsan valla azcık yüzüm gülmüş olur. Bekliyor olacağım. İyi olayım ben. Siz de.
Lanetli bir cuma bu cuma.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









