12 Nisan 2011 Salı

alamancı mantalitesi

Şu an en toplumcu Radiohead parçası bile benim keyfimi yerine getiremeyecek. Bence bir insanın sahip olduğu en boş ve can sıkan huyu "heveslenmek"tir. Bu olay babamın benim hevesimi kırışıyla alakalıdır. Bu ne ilktir, ne de son olacaktır.
Kimsenin bana "konuşmayı dene" demesini falan takmayacağım. Çünkü, yararsız. Bana yapamadığım bir şeyi önererek benim başımı daha çok ağrıtıyorlar. (Aslında işin en cicişli yolunu onlar söylüyor ama benim için olay öyle olmuyor.) Elime gitarı aldım, sanki bana Allah'tan bir yetenek, yüce bir şey bahşedilmiş gibi davrandı bana. İç ses: Evde bilgisayar olmasıyla olmuyor her şey, o öğretemiyor gitar, gitar sadece bakılmakla da öğrenilmiyor. Sağolsun sizin niteliksiz DNAlarınız sayesinde "kulağım" bile yok benim göt kafalılar.
Böyle eve gitmişim, başımdan aşağıya kaynar sular fışkırtılmışcasına... Ağlayacak bir omuza ihtiyacım olan saçma anlarımdan bir tanesindeyim. Ama asla olmaz. Tabi ki olmaz.
Ya niçin olmasın? Şu güne kadar bir sürü canımın içi omzumda ağladı benim, neden ben ağlayamıyorum? Neden hiçbir şey buna izin vermiyor? Omzumda ağlamış olan canımın içleri "Sen güçlüsün, sen benden dayanıklısın!!" derler bana. Ben çok güçsüzüm aslında, herkes tek bir lafıyla beni yıkabilir, ben aslında çok ağlarım, çok korkarım ölmekten, yalnız kalmaktan, geceden, bir tanelerimi kaybetmekten, kardeşimsiz bir hayattan... İşte, bugün şu saatte, iyi hissetmek istemiyorum. Annem yanımdayken ağlayabilmek istemiştim sadece.
Peki banyoya girmeden önce mutfakta babamın hakkımda kurduğu cümlelere ne demeli? Sadece kapıyı açık bırakmıştım, ojelerimi siliyordum. "Çekmesin fotoğraf o zaman, sanki çok anlamlı bir şey. Dandik zaten, sanki kendisi bir çizim falan yapıyor da..." Yahu Mustafa senin derdin ne? Bir gün eve gittiğimde o lanet olasıca şarabın sende kafa yapmamış olsun. Gerçi öyle olsa bile fark etmez sende. Sen böylesin. Pelin fotoğraf çekme sen de Allah Allah! Niye çekiyorsun, ucuzcu bir şey fotoğraf çekmek, herkes çekebilir fotoğraf ne var ki?
Tabii canım Mustafa öyle diyorsa zaten olay biter. Hem zaten Mustafa'nın "modası 100 yıl önce geçmiş analogsuz amma velakin profesyonel fotoğraf makinesi"ni kullanıyorum. Yazık babam onunla mezara gidecekti. Hay ben ağzıma sıçayım nasıl unuttum.
Ben nerdeyse 3 haftadır kontörsüz dolaşıyorum etrafta, hadi benim hiçbir zaman "bir ton" kontörüm olmaz ama en azından smsim olurdu. Köşeye para koydum kontörden önce fotoğraflarımı yaptırayım diye, bütün fotoğraflar bacaklarımdaki selülitlerden bile iğrenç çıktı. Ben para verdim ona, bana bir kontör bile almayan zihniyet. Ben önceliklerimi değiştirdim ağzına sıçtığımın fotoğraflarını yaptırdım gidip. Bana kontör alsana o zaman, çok biliyorsun "çekmesin o zaman boşu boşuna da germesin beni" diyip.
Şu an Mustafa'ya ait uzuvları görüyorum ya nasıl asabım bozuluyor. Ama böyle zamanlarda anlıyorum ki evdeki herkes benim gibi, Mustafa'nın mantalitesinden bezmiş durumda. Yahu kusura bakmayın sayın okuyucularım, biz 3ümüz (Semoş, ben, Baran) alışığız Mustafasız olmaya. Valla ben büyürken babam saat 12lere kadar yemek yapıyordu. Hatta annem izin günleri Mustafa evde olunca bile onun varlığına katlanamazdı. Şimdi herif emekli oldu, hep evde. Deliriyoruz 3ümüz. Babam ebemizi beceriyor farkında olmadan.
Bu böyle gitmez üniversite tercihlerimde beşiktaşa uzak yerleri yazacağım. Yurt, ondan sonra ev. Direk kurtuluş.
Nasıl dua ederdik emekli olsun diye... Sosyal güvence zart zurt. Hatta ağlaya ağlaya ne kadar çok yazı yazmıştım bunun hakkında...
Çok salakmışız. Mustafa emekli olunca kendini "100 yaşında ehtiyar dede" zannetmeye başladı. İş beğenmez, bulmaz, eskisi gibi çabalamaz oldu. Bunların hepsi de bizim cebimize yansıyor işte böyle.
Bu problemlerin hiçbiri benden kaynaklanmıyor ne yazık ki. Sorunun bende olduğunu bilseydim düzeltmeye çalışırdım. Ama sorun, asla "sorun bende" demeyecek olan Mustafa'da.


5 Nisan 2011 Salı

ben bununla ilgili blög yazacağım,

Bekleyin geliyor. Ben "friends" ile ilgili bir blög yazacağım.

I'll be there for you baby

2 Nisan 2011 Cumartesi

konuşalım, konuşalım, konuşalım


Bir şeyler oldu.
-Tell me how you feel?
Well I feel like they're talking in a language I don't speak
And they're talking it to me-
Aklım başımda değil. Sadece bir şeyler yiyip duruyorum. Çünkü depresyondayım, çok korkuyorum.
-I'm so scared about the future and I wanna talk to you
Oh I wanna talk to you-
Hamit'in 2 dersi vardı bugün. Bilerek geç gitmeye karar verdim, en azından ilk derse gitmeyecektim. Bir şeyler beni Kabalcı Kitabevine çekti. Gittim...
-Oh brother I can't, I can't get through
I've been trying hard to reach you 'cause I don't know what to do
Oh brother I can't believe it's true-
Çok iyi hatırlarım -hatta küçüklüğüme dair hatırladığım çok az anımdan biridir bu- Burcu bana 5.sınıfta bir uçlu kalem hediye etmişti. O kalem benim ilk kullandığım uçlu kalemdi. O kadar mutluydum ki, kalem o kadar sevimliydi ki...
Yıllarca kullandım onu, tabii başka kalemler de eklendi yanına ama değeri hiç kaybolmayan bir şey olarak kaldı. Sonra bir baktım bozulmuş. Tabii ki onu atmadım, sakladım, saklıyorum da.
-Are you lost or incomplete?
Do you feel like a puzzle, you can't find your missing piece?-
Kabalcıdayım, kalemlerin olduğu reyonda. Sonra bir baktım "morning glory & blue bear" orda. Gözlerimden yaşlar süzüldü hemen. Tekrar 5. sınıfta olmak istedim. Burcu'nun bana o kalemi hediye ettiği güne gitmek istedim...
-Nothing's really making any sense at all, let's talk
Let's talk, let's talk, let's talk.-
Kalemi aldım, bir daha Burcu'nun bana hediye etmeyeceğini bildiğim kalemi, her kullanışımda kendimi incitmek istediğim için aldım. Sonra derste hep bu şarkıyı söyledim içimden.
-You can take a picture of something you see
In the future where will I be?-
Dersleri dinlemek dışında her şeyi yaptım. Tamamen dağılmış bir şekildeyim. Bunu nasıl aşacağımızı bilmiyorum. Aşabilecek miyim onu bile kestiremiyorum. "morning glory" yazısına bakıp, sıramın her yerine "what's the story morning glory?" yazdım.
-write a song nobody has sung
Or do something that's never been done.
Nothing's really making any sense at all, let's talk
Let's talk, let's talk, let's talk.-
what's the story morning glory?

1 Nisan 2011 Cuma

herkese sordum Burcu'yu kimse bulamadı. Ben Burcu'yu istiyorum, dudağımı pörtlete pörtlete ağlıyorum şu an.


Bugün 1 nisan. İnsan şaka yapacağım diye sıçıp sıvayabiliyor.

Burcu bir daha benimle konuşmazsa eğer bu konu yüzünden ya da eskisi gibi samimi olamazsak bundan dolayı, sanırım ilerde hep iyi arkadaşlarım olacak ama hiç kimse en en yakın arkadaşım olamayacak. Buna izin veremeyeceğim çünkü.

Benim bir sürü güzelim var, o güzellerin içindeki en eski, en eskimeyen güzel o. Burcu bana cevap vermen gerek. Lütfen.

Ağlayınca dudağım garip oluyor alt kısmı pörtlüyor, kaşlarım emrah gibi oluyor, gözlerim kızarıyor. Çirkin oluyorum...