23 Mayıs 2011 Pazartesi

bazı insanlar part II

Bazı insanlar bazen üstlerine hiç vazife olmayan meselelere çok ilgililer, size ne Deniz'in olayından, bana ne Deniz'in olayından. Ben sadece elimden geldiğince yardımcı olurum, olursa mutluluğunu paylaşır, olmazsa Deniz'in ağlayacağı omuzlardan biri olurum. Çok enteresan sayın benimhüzünlüorospularım.

Bazı insanlar bazen çok konuşuyor. Çok rahatsız ediyor, böyle arada sussunlar diye dişimi sıkıyorum. Ama konuşmayı sevdiklerinden, kendilerini sevdiklerinden konuşuyorlar sanırım. Herkes kendini sever de, bu kadar çaktırmasak?

Deniz'in olayı diyince -Deniz'e dedim ki, Bilal oğlana bu şarkıyı armağan et. Hafta sonu dinledim ancak tamamıyla rastlantıydı. Şarkı ilk patladığında sözlerine hiç dikkat etmemiştim ama Madonna'nın miyavlayarak "can we get together?" "i really wanna be with you" demesi kulağımdan gitmedi, hafta sonundan beri. Kadın "really" diyor be arkadaş. Daha ne diyecek, Madonna bu. Çok hoş bir şarkıymış, sonra kavradıklarımdan biri olduğu için veyahut.- bana kalırsa o iş olacak. Biraz güç olacak belki ama olacak. Aslında öncelikli olarak tahminim "hayor, olmaz bu iş ı ıh cık yok" şeklindeydi ama öyle olmayacağa benziyor verilen cevaplara bakılırsa. Çok cici hissettiriyor aslında bu olay beni -Deniz'in tabiriyle "içimi kımıl kımıl" ediyor.- Eninde sonunda ortaya çıkan şey herkese tamamıyla sürpriz, ortada aşk var diyesim var işin gerçeği.

Barney'i evlendireyim gidip de, bir devir kapanıyor. Barney de evlenebiliyormuş.
Enteresan.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

"yılın en iyi kanka oscarı" benim

"Annemlerle uzun uzun tartısmalar yaptım. Beni kırdıklarını, onlara güvenmediğimi, üsluplarının kötü oldugunu söyledim. "bunu sen yapıyosun biraz da, eve bir afra tafrayla geliyorsun" falan dediler. Benim afra tafra yapmamı saglayan seyler var demek kı o yüzden yapıyorum dedım. Sustular."
Umut Can nasıl olduğumu sorduğunda verdiğim cevap budur işte. Sustular dedim ya hani. O susma eyleminin bir getirisi olmayacağını biliyorum. -Allahım umarım beni yanlış çıkarır, yanılmış olayım diye dua ediyorum. Umarım bir şeyler değişir.- Bir şeylerin değişmeyeceği konusunda eminim gibi yani. Ama değişmemesine aldırmıyorum artık çünkü onlar evebeynler. Ve bu böyle gider. Onları değiştirmemin imkanı yok, değişmelerine gerek yok. Bu sayede ben insanlara tahammül etmeyi öğreniyorum, sinir harbi yaşamayı öğreniyorum, birilerini sevip onlarla yüz göz olmamayı biliyorum. Onlar iyiler. Artık onlar değil beni inciten belki de, "işler neden böyle bok?" sorusu... Beni üzen, kurtulamayacağım, kolaylıkla uzaklaşamayacağım, ayrılamayacağım bir ilişki yaşamam onlarla. Aslında örtüşmüyoruz, aramızda yaş farkı, zaman ve düşünce farkı var çünkü. Ama onları seviyorum, tamamen içgüdüsel. Herkes yapar. Ama onlara güvenmiyorum, güvenmem de bu saatten sonra. Çünkü onların kendi bencelerine göre onlar da bana güvenmiyorlar. Ama bu konuda yapabileceğim bir şey yok işte. O yüzden sadece kendimi yıpratacağım belli bir süre, yıpranmaya ihtiyacım olduğu için.
Bugüne gelinceeeeeeee,
Bugün kutlu doğum haftasının "şölen" olan günüydü." Yılın en iyi kankası oscar"ını aldım. (bkz: böyle bir oscar var!) Çüksüz altın adamı evime götürdüm sayın benimhüzünlüorospularım. Ne sevimli anlatamam.
Burcu, Delmas (namı diğer çükçü), Metehan, Dilara, Özge beni kendi başıma doğum günümü kutlamaktan kurtardı, hepsinin ağzını yerim ben. Argun, Ercan, Damla, Burcu katılamadı. Ama merak etmeyin hepsinin kabul edilebilir mazaretleri vardı. Affedildiler ama bi daha olmasın!!!! :P
Çiğköfte falan götürdüm okula, Oya Teyze kurabiyeleri mi dersin, Damla'nın ağız burun yamultan mozaiki mi dersin, Burcu'nun kafa yapan Romlu keki mi! Hepsi birbirinden ağzımıza layıktı. Herkesin eline koluna ve emeği geçen tüm uzuvlarına sağlık. Burcu beni "kendi ortamım"da gördü. Arkadaşlarımla tanıştı. Hatta birlikte takıldılar, daha büyük bir hoşluk yok sanırım. Güldük, eğlendik, rahatça dedikodu yaptık.
Burcu sınıfa girdiğinde ben tam göremedim ama tahminimce saçma bir soğuk hava dalgası esmiştir. Hatta eminim gibi bir şey. Ama zaten saçma bir olaydı. İnsanlık için ikram ediyorum çünkü biliyorum Kerem sever yazıktır adamcağıza, bi kafanı kaldır "hayır, sağol" falan de en azından. Ay insanlar insan değil.
-Neyse bu konuları kendi kendime konuşuyorum ben, o yüzden anlamsızlar.-

Doğum günüm kutlu olsun, iyi ki doğmuşum galiba.

8 Mayıs 2011 Pazar

cause you were all yellow

Bir insan kendine anca benim kadar haksızlık edebilirmiş, 3 gün önce okuduklarımı daha bugün kavradım ve sindirmiş durumdayım. Bariz bir şekilde görüyorum bütün ironileri, ikilemleri, soru işaretlerini, doğru ve yanlış tarafları.
Özge'ye yazdıklarındaki ironileri anlatmak istiyorum öncelikle. Buralardan yola çıkarak ondan açıklamalar isteyeceğim, çünkü yazdığı yazıda yapmış olduğu yargısız infazları göstermem gerek. Ama burada kesinlikle bir iğneleme yok. Sadece kendimden özür diliyorum, taşlar yerine oturunca -yani ertesi sabah uyandığımda- yazdığımı okudum ve kendimi ne kadar aşağıladığımı anladım. Ve bunu kendime yapmam yanlıştı. Çünkü o bahsedilen şeylerin ve benim suçlandıklarımın bir çoğu benimle alakasız, hatta paylaşılması gereken kusurlar-mış.
O kadar kızdım kendime, o kadar üzdüm kendimi sanırım ara sıra yaşadığım duygusal anlarımdan birindeydim. Friends izlemiştim, her izleyişimde onların arkadaşlığı, eğlenceliliği, samimiyeti, rahatlığı aynı evde yaşamaları içimi burkuyor çünkü. Yine, "ayş tatlışlarımla bir gün böyle olabilir miyiz acaba?" modumdaydım -ki anlıyorum, bu samimiyetsizlikle asla o moda gelemezmişiz- ve ağladım. Ama bu "Özge böyle dedi" diye olmadı, acaba dedim ben böyle miyim, buradaki kadar rahatsızlık veren bir şey miyim? İnsanlar benim arkamdan böyle şeyler mi konuşuyorlar? Ağladım, o kadar korktum ki birilerinin hakkımda böyle düşündüğünü sanıp. Mesele Özge falan değilmiş işte o an kavradım. Hatta uyanmam için, bunu anlattıkça yorumlamam gerekiyormuş. Anlattıkça algıladım, kendime küsmekteki hatamı. Kendimden özür diliyorum.
Birincisi; "yanında çok rahatım ama sen bazen çok çok rahat olabiliyorsun" cümlesinden ne çıkarmam gerektiğini anlamış değilim. Bak, 3 kız var. Samimiyetimin sınırları onlar, onların yanında başka bir şey farketmez, onların yanında benim, senin, onun, eşyası, lafı, sıçmığı, tokası muhabbeti kalmaz. Çünkü eğer ben Özge, Deniz, Burcu ile birlikteysem benim için iyelik yoktur. Ben o yüzden izin almam ve benden izin alınırsa bunu garipserim. Sana izin alınmadı diye garip gelen şeyler, siz izin almaya çalıştığınızda bana samimiyetsiz görünür. İşte bu yüzden Denizle kaynaşmam zor olmadı, işte bu yüzden Burcuyla sıçtığımıza kadar biliriz. Seninle de öyle zannetmiştim çünkü ben gerçekten yakın olduğumu düşündüğüm kişilerle böyleyimdir. Arkadaş değil, kardeşliktir bu benim için.
Tam olarak nasıl olmamı istediğini bilmiyorum, ama benim açımdan biz bir ekip değilmişiz bunu görmüş oldum.
Olayın İdil olayı olmaması zırvasına gelmek istiyorum hiç unutmadan. Pardon da, İdil olduğu için değil, insan olduğu içindi diyerek, direk saçmalamışsın. Biz 2010 yılında bu kıza tavrımızı koyduk, dalga geçtik onunla, dışladık onu, 2010 yılında İdil bir insan değildi de 2011 yılı gelince İdil insanlığa adım attı da, ben mi takip edemedim? Ne kadar humanistmişsiniz de ben kaçırmışım üzgünüm. Her zaman hepimizin birbirine yaptığı bir davranıştı bu ve sen orada verdiğin tepkiyle İdil'in kendini bir bok zannetmesine sebep oldun bundan haberdar değilsin. Bir insanı dışarken, o insan değil ama bir insan bir şey anlatırken araya giren başka birine cevap vermek çok ayıp mı oldu? Lütfen bir mantıklı açıklama yapar mısın?
Başka bir nokta, senin problemleri bizzat benimle, en azından bir kerecik çözmeye çalışmak yerine kendi içinde duvarlar örmen ya da resmen gidip dedikodumu yapman, benimle ortak bir paydada buluşmaya çalışmadan direk yargılaman yapabileceğin en bencilce şeydi. Asıl bu yaptığınla sen bencil oldun. Açıkça da belli ettiğin gibi kendini korumak istediğindenmiş.
Sen ne zaman kendini benim gözümde böyle değersiz görmeye başladın ki "aman banane der geçer demiştim" diyorsun. Hayret bir insansın, ben ne zaman, hangi davranışımla sizi siklemediğimi ya da önemsemediğimi göstermişim ya? İlla elinizi tutup, gözünüzün içine bakıp "seni seviyorum" falan mı demek lazım sevgililer gibi. Nasıl bir anlayış, kendini niye değersiz buluyorsun ki sen, enteresan.
Bana ne zaman ve ne yaparak vurdumduymazlık sınırlarımı zorladığımı söyler misiniz?
Sanırım düzeltebileceğim bir şey bu.
Beni ilgisizlikle suçlamışsın, buna haksızdır diyemeyeceğim. Ama önce açıklamamı dinle.
ÇÜNKÜ BEN, sizin kadar duygusal değilim. Keşke olsaydım, gerçekten çok üzülüyorum hayata öyle bakamıyorum diye. Mantık tarafım ağır basıyor ve sen bana birinden ya da bir şeyden bahsedince ben geçiştirmiş gibi falan görünüyor olabilirim -ya da takmıyor gibi- ama öyle değil. Çünkü kurabildiğim cümlem yok. Ben sana göre düzüm yea. Benim kusurum bu. O yüzden bambaşka dertlerden bahsetmeye çalışıyoruz sanırım. O yüzden ben iyi bir dinleyici, iyi bir arkadaş imajı çizemiyorum. Ama ben "omuz" olma konusunda pek de fena sayılmam Özge, iyi dinlerim ama bir şey söyleyemem. Böyle olduğum için özür dilerim.
İşte bunlar benim kendim ve aramızdakiler için sağlam kafayla düşündüklerim.
Budur.
Bunlar hakkında konuşsak hoş olabilir. İstersen.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Friends

Benim için hiçbir zaman aynı bardaktan bir şeyler içmek, aynı tabaktan yemek yemek sorun olmadı.

Bence hepimizin buluşma noktası olan bir mekan belirlemeliyiz.

Bakın ben burada size bugün işte neler olduğunu anlatıyorum!

Aynı koltuğa sığışsak nasıl olur?

Böyle mutfağımız olsun, ben sizi hep beslerim.


Daha diziyi bitirmemişken yazmak çok garip bir his aslında. 6 bölüm izledim, biraz önce terk ettiğimiz dakikalar içinde...
Diziler ne kadar pembeler cidden, pembe değiller ya da... "Pembiş"ler. En tatlı pembeler onlar, en bebiş olanlarından. Bir grup arkadaş bu kadar samimi olabilir mi? Umarım dünyanın herhangi bir yerinde bu olay olmuştur, oluyordur.
Olmasa da olur, belki benim başıma gelir. Önce Burcuyla tavanı eğik, çatı katı olan evimize çıkmamız lazım ama. Hiçbir şey klişe olmayacak o evde. Ben kendi odamı en sevdiğim maviye boyamayı planlıyorum, Burcu kırmızıya falan boyar sanırım. Ama o tavan eğik olacak ve o daire çatı katında olacak işte o kadar!!
Friends o kadar tatlı ki, Monica ve Rachel'in daireleri mor. Kapı her zaman açık ki, herkes istediği vakit içeri girsin.
Daha ne olsun ki, kapı açık, kilitli değil. Daha ne olsun. Burcu'nun bir yazısı vardı. Durun alıntılıyorum:
"Deniz kıyısında bir şehirde, binalardan herhangi biri. Muhtemelen 2 katı olur veya çatıkatında. Çünkü odaya girdiğimde kafamı eğerek yürümeliyim bir müddet. Duvara yaslanmış tek kişilik bir yatak, karşısında tavana kadar kitaplık. Kitaplığın yarısı kadar, büyükçe bir mantar pano. Fotoğraflar için. Pano ve kitaplığın arasında Amelie posteri olsun istiyorum. Duvar genişliğinde bir dolap. Avizeden çiçekler sarksın. Duvarlar da kırmızı olsun. Yumuşak halıları çok severim.
Kapının ardında çok sevdiğim bir kız kitap okuyor olacak, bitişimdeki duvarda. Ben minik mutfağımıza gidip ona havuçlu kek yapacağım. Mutfak camının önünde saksılar olsa keşke.
Çakışan PMSler ile birbirimize şemsiye veya topuklu ayakkabı fırlatacağız. Sonra "Pelin lan keşke 39 numara giyseydin, güzelmiş bu" diyeceğim. Barışacağız."
'Amelie OST' adlı yazıdan

Ben senin için 39 giyerim. Ben bir çoğunuz için 39 giyerim. Yeter ki siz isteyin.

Bak gene duygusal oldum.
Eğer gülmek istiyorsanız size önereceğim ilaç Friends'tir. Bu diziyi bana önermiş olan insana gitsin bu yazı, kapı sana da açık olacak unutma : )
Yayınlarımız devam edecektir. Hoşçakalın.
Süperelma



ben örgütlenebilsem çok tehlikeli olurdum

Gerçekten öyle. Ama tek başımıza örgütlenemeyiz işte. Öyle şey yok, çok üzücü ki. Etrafımdakiler örgütlenmeye gönüllü değiller.
Buna lise sıçmıklığı diyoruz. Çok rahatsız oldum arkadaşlarımdan, çok ayıp bu yapılan. Sınavlar bitti, takılırız muhabbeti var herkeste. -biz dışında- Artık samimiyetsiz olduğumuzu düşünmeye başlayacağım. TMlere toz da kondurmam ben şu günden sonra, adamlar yapıyor kabul edin. Adamlar liseliler, ergenler ve arkadaşlar. Aferin o eşşek sıpalarına.

"Kutlu doğum haftası olacak o hafta!!!!" diyip zorla doğum günümü kutlatmak değil benim amacım,-umursamaz olabilirim ama yüzsüz değilimdir.- belki bunun bahanesiyle okul dışında da bir grup şeklinde soluyabiliriz. Bunu test ediyorum sadece. Katılım konusunda bir götlük, hıyarlık, kaşarlık olmaz umarım, o zaman hiçbirimizin birbirine gerçekten değer vermediği konusunda emin olacağım. Bu sene o insanlardan başka hayatıma kimsenin dahil olmasına izin vermedim. Bunların bir anlamı olmalı. Ben sevdiğim insanları "lise"yi bitirince kaybedeceksem eğer -Liseye başlayacağımız yaz benim burhan olmam; telefonumu 1 ay kadar hiç açmamam, evden arandığımda çeşitli bahanelerle kimseyle konuşmamam, MM dinlemem, çok fazla kitap okumam, dışarı çıkmaktan vazgeçmem, hiçbir şey yememem, 6 kilo kadar kaybetmem, Lost'un hayatımın anlamı olması bu döneme rastlar. Çocukça ve ergence olabilir ama ben bunu kendime ve herkese anlatmaktan hiçbir zaman çekinmedim.- ben niye sevdim bu adamları? Onlar böyle yapıyorlarsa neden beni seviyormuş gibi davrandılar. Umarım doğum günüme rastlayan dönemlerde birlikte gerçekten eğlenceli, cici bir gün geçiririz. Eğer geçirmeyeceksek doğum günüme bin lanet.
Geçireceksek, bütün sevgilerim her gün sizinle olsun, iyi ki doğmuşum.

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Argun'un saati dünyanın en hoş saati nokta

-Nasıl da yağ çekiyorum Argun'a değil mi? Selam Argun, oradasın biliyorum! : ) -
Bugün kuşlar kadar hafifim, şimdiden söylemeliyim ki kelimelerim tükenmediği sürece, bu blög yazdıklarımın içinde en uzun olanlarından biri olacak. Ben bir şeyleri blöglamayalı çok oldu.
Evvet efendim, kokoreç ko-ko-ko-ko diyorum. Çünkü Umut Can bana geçtiğimiz haftalarda kokoreç ısmarladı, yanlış duymadınız! -Bir de midye yedim mi, seri tamamlanacak- Neyse, ben sevmem falan demiştim önce ama hikaye şurada patlak veriyordu, annem zamanında kendi sevmediği şeyleri çok çirkinmiş, sıçmıkmış gibi bize tanıtır, yememizi engellerdi. Benimde böyle alışkanlıklarım oldu. Üzgünüm, olay benim dışımda gelişti. Ben bir gün gözümü açtım ve bir baktım "kokoreç ve midye çok bok" diyorum. Ama kokoreçi beğendim. Pişman değilim, gene olsa gene yaparım. Umut Can'ın ben kokoreçi yerkenki yüz ifadesini görmeliydiniz. Şoktaydı, "iğroanç yea bu, yemiyceem" diye bırakmamı hesaplamıştı sanırım kafasında, amaaa hepsini yedim. Cukka cukka cukka cukka.
Teşekkürler Umut Can!
Cukka cukka diyince aklıma geçende Zeyneple Beşiktaş'a yürürken yaptığımız sohbet geldi. Ne kadar eğlenmiştik... O da benim gibi Aang hayranıymış, o dizide isimler bir garip. "Sokka" diye bir su bükücü var, biz o Sokka adını buluncaya kadar "Tokka, Cukka, Bukka, Zokka, Takka, Tukka..." gibi anlamsız, saçma şeyler türetip yerlere yatmıştık. Zeynep'i öpüyorum burdan.
Yine Umut Can'a dönersem eğer, kendisi bana "sinirliyken yazma" dedi, aynı bu şekil, küçük harflerle. Ben "neden kie?" dedim, dedi ki "korkunç oluyorsun" Sonra baktım haksız da sayılmazdı, sinirlenince, üzülünce yaklaşık 1 saat hatta o da paklamazsa 1 gün bekleyeceğim. -tabii kendimi tutabilirsem- "öfkeyle kalkan zararla oturur bilirsin" çok fazla anlam ifade etti bana o an, sebebini bilmiyorum, çözemedim.

Argun'un saati nefes alıp veriyor, çokoş.

Geometriden almış olduğum 44 "evlat acısı" gibi oturdu içime. Doğru tespit. Bunu aşacağımı biliyorum sayınbenimhüzünlüorospularım. Sınavlar haftası kendimden korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmuyorum. Sebebini bilmiyorum, bu tarz şeylere fazla pirim vermek istemiyorum, belki veriyorum gibi görünüyorum diye kendimi tenkit halindeyim, başarının kölesi olmak korkunç. Bu durum beni saçma "profesyonel bakış açısı" durumlarına itecek diye korkuyorum. Duygularımı kaybetmiş gibiyim, boşum şu sıralar. Boşluktayım, ara sıra da Mustafayla atışmasam hayatın tadı yok olmuş diyeceğim. Sofrada ara sıra 'sapkın ve faşo' bulduğum bazı yorumlar getiriyor, (bkz: babam faşist sanıyorsan yanılıyorsun) deliriyorum. Anarşik pelim uyanıyor, saldırıya geçiyorum. Buna da alışmaya başladım.

Argun'un saatinin kalp atışlarını duyabiliyorsun, sadece duymakla kalsaydın keşke... Görebiliyorsun.

Alışmak çok çirkin bir olay. Alıştığım zaman vazgeçtim demektir. "Bu böyle yapar", "aman önceden de olmadı mı?", "naparsa yapsın", "ne derse desin, kendi bilir" gibi şeyler söylemeye başladıysam eğer ondan soğumuşum, uzaklaşmışım, bıkmışım, sonunda da bırakacağım demektir. Buz gibi ve umursamaz kurbağa oluveririm.
Gözlerimi kapattığımda birini görmüyor olmama rağmen yalnız hissetmiyorum, saçma bir ben güçlüyüm maskesi ve yüzümde, omuzlarımda "bunlar, bunlar, bunlar halledilmeli" yükü var ve yürüyorum.
Hiç böyle heyecansız olmamıştım.
Rahat bana batmaya başladı sanırım. Böyle bir sorunum da olabilir. Ama iyi hissediyorum, bu henüz böyle devam etsin, etmeli.
(wanted dan alıntıdır) İçimdeki boşlukta "sen naparsın yaparsın, gerekirse mermilere dairesel hareket yaptırırsın ama gene de yaparsın, az ya da çok bir şeyler bulursun" sesi yankılanıyor.
Çok mu film izliyorum nedir?
"... yavaşça soğuyacaksın, gerilmiş bir zarı yırtarcasına kurtulacak ruhun bedeninden.. Ve işte, artık sen de onlar gibi bir hiçsin. Hiçliklerin yanında, solucanların ziyafeti olacaksın.
Sonraaaa, herkesin sonu olan yerde buluşacağız arkadaşım!"