10 Aralık 2010 Cuma

aslında çok basit

Bütün bir hafta boyunca ilgilendiğim konular hergün durmaksızın girdiğim sınavlar, sivilcelerim, sonsuz uyku isteğim, gözlerimin etrafındaki çizgiler(!)di. Tam olarak bu haftayı da kazasız belasız atlattık diye düşünüp pollyannacılık oynuyordum ki bu pek uzun sürmedi. Her zaman olduğu gibi birileri bunu bozmayı çok iyi bildi. (bkz:okul idaresi ve görevliler) Hatta o kadar sinirlerim bozuldu ki (burda başka sebeplerim de var oraya geleceğim) ağlıyorum ben şuan.
Son ders boyunca ben, Argun, Damla olarak sıramı aradık.
Yanlış duymadınız, sıramı.
Sıramı.
Sıram.
Sıra.
Beyni basmayan görevliler getirdikleri sırayı götürselerdi, işte burda beyin lazım oluyo tam olarak, hiçbir sorun olmayacaktı. Bir gün öncesinde İngilizce kitabım "Solutions" ve daha adlarını bilmediğim birçok kitabım kayboldu. İşin janjanlı tarafı sıramla birlikte kayboldular. Ama burda sakın ha sadece o süzme görevlileri suçlamayın. Çünkü onların o sıraları taşıma sebebi var, bir gerekçeleri var yani. Bu noktada kimin aslında beyninin basmadığı ortaya çıkıyor. Okulun kafasında bir adam var.
Orda bir adam var.
O adam artis artis konuşmayı o kadar seviyor ki, beceremeyeceği şeyler konusunda nutuklar atıyor, sözler veriyor. "Değiştirecem ben yerlerinizi!!"
Nah.
Nah ve gene nah değiştirirsin.
Görüyoruz, sallama lütfen sallama.
Tamam hadi değiştirme yerlerimizi, tamam beceremedin anladım. Anladık. Peki sınıfta 25 kişilik sıra varken illa da 30 kişilik olacak diye kasılmanın ne anlamı var söyler misin? İşte o süzmeler bu sebepten dolayı sıra taşıma derdindelerdi.
O sinirle ben yapmam gerekeni yapmadım, işte o da benim özürlülüğüm. Törenden sonra gitmeliydim yanına. Ama pazartesi yapacağım. Bir de yazılı kötü geçsin var ya... Boş yere Bülent hocayla da arayı bozmazsam iyidir.
Bu konuyu ağlama krizimin diğer başlığına ayırmak istediğim cümlelerim olduğu için kesiyorum. (Şu üstte yazdığım satırlar sonunda o kadar fena halde küfür etmek istiyorum ki, haddi hesabı yok.)
Biz kadınlar ya da daha doğrusu benim gibi olanlar, biz biraz safız. Biz pollyannayız, gözlerde biraz parıltı görünce önemsendiğimizi düşünürüz. Düşünüyoruz. Belki de gerçekten önemseniyoruzdur ama böyle konuya bodoslama dalıp hemen umutlanmamalıyız.
İç sesimin Damla'yla yaptığım konuşma sonrası bana söyledikleriydi bunlar.
Özge bugün seni kırdığımı biliyorum. Yemin ederim farkında olmadandı. Bir daha yapmayacağım. En azından deneyeceğim bunu içtenlikle. Sizleri kaybetmek istemiyorum, aylar öncesinde olduğu gibi ucuz bir sebepten dolayı tekrar küsmek de istemiyorum. Ne bileyim, farkında olmadan sarıyorum galiba. Sardım da çoktan. Belki hiç tınılmıyorum ama algılamıyorum artık. İşte bunu bana anlatacak olan sizlersiniz; benim, onun, bunun, herkesin davranışlarını gözlemleyen sizsiniz çünkü.
Birden "böyleleşmem" kesinlikle doğru değil, savunmuyorum. Diyorum ya gelin güveyleşmemden. Umarım anlarsın ve affedersin beni. :'(:'(

Bunu okuduktan sonra bana bir mesaj atarsan valla azcık yüzüm gülmüş olur. Bekliyor olacağım. İyi olayım ben. Siz de.

Lanetli bir cuma bu cuma.


1 yorum:

New Jersey Çingenesi dedi ki...

mesajımı atmış bulundugum icin umarım yüzün gülmüstür bayan pollyanna 1.ve yazının en cok etiketler kısmındaki aptal adam kısmıyla ilgilendim ki,ibrahim abiyi seviyorum! umarım burda sadece erol abiyi kastediyosundur! ve gülme krizlerine soktun beni su anda.karnım az agrımıyodu simdi daha bok oldum anlayacagın.
tamam o zaman,pzt.görüşürüz mcx!

Yorum Gönder