22 Haziran 2011 Çarşamba

bir kitap eleştirisi

Şu sıralar okumakta olduğum "Charles Bukowski-Kadınlar" hakkında birkaç şey yazmak istiyorum.
Kitabı 2 gündür elime alıp okumaya başladığımda zaman akmamaya başlıyor sanırım, muhtemelen Bukowski'nin kısa ve öz cümleleri, sade dili, konuşmalardan oluşan paragrafları sebep oluyor buna. Bu konuda tartışmasız harika, bana 2 dakika içerisinde 20 sayfa okuyormuşum gibi hissettiriyor.
Biraz da olumsuz eleştiri yapmak istediğimde şunlardan bahsedebilirim, tek kelimeyle sığ bir hayat yaşayan iyi bir yazardan bahsediyor kitap.
"Sığ" kelimesi müthiş bir kelimeymiş, Nirvana'nın "smells like teen spirit" şarkısı sayesinde lügatıma girmiş pek kullanılmayan bir kelimedir kendisi. Ben kullanmazdım en azından.
Kadınlar'ı düşününce aklıma gelen tek kelime bu. Sıklıkla porno izliyormuşum hissi yaratan, 55lik moruğun ağzını yarma hissi uyandıran bir kitap aynı zamanda. Henry neden sürekli çeşitli -adını bile duymadığım- içkiler içip, kendisinden yaşça küçük kadınlarla yatan -kadınlar da az değil- sabah uyandığında kusan bir adam anlamış değilim. Böyle bir hayat nasıl bu kadar rutinleşmiş çok enteresan.
-Henry gerçek değil Pelincim.-

Amma ve lakin Bukowski gibi bir adamı eleştirmek için çok fırın ekmek yemek gerek, artisliğe gerek yok.




Zaten bu yazı çok götü kalkık bir yazı oldu.

"...Hep yanlış şeylere meyletmiştim: içmeyi seviyordum, tembeldim, tanrım yoktu, siyasetim yoktu, fikirlerim yoktu, ideallerim yoktu. Hiçliğe razıydım;yoktum aslında, ve bunu kabullenmiştim. Bu ilginç kılmıyordu beni tabii ki. İlginç olmak da istemiyordum zaten, fazlasıyla zahmetliydi. Tek istediğim yumuşak ve puslu bir yerde bir başıma, rahatsız edilmeden yaşamaktı. Diğer taraftan, içince nara atıyor, sapıtıyor, kontrolden çıkıyordum. Genel halimle sarhoş halim çelişiyordu. Umursamıyordum."
Birincisi puslu bir yerde yaşamak istemem, ikincisi yalnızlıktan korkarım ben azıcık rahatsız edileyim. Eğer kendinle çelişiyorsan da, bence umursa ve çözümle Henry Chinaski. Sanırım seninle bu yüzden yıldızlarımız pek barışmadı.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Çektiğim sakız bile "başarı" diyor. Aşk maşk gelir bazen bazı insanlara, sevinirler. Hani bana?

Şu an hatırladım, bu sakızlar hep doğruyu söylüyor. Geçen sene bu zamanlar Mehmetle çektiğimizde "ayrılık" çıkmıştı. Bildiydi.
Bugün bir yarım saat kadar önce de "başarı" çıktı. Karne geliyor, kesin güzel bir şeylere benziyor karne ondan oldu böyle. Burcu hemen dedi ki "senden de bu beklenirdi zaten.." Duygusuzodunluk diz boyu.

Biraz önce light yoğurt yedim, üzerinize afiyet çohoştu. Klavyeye damladı, yaladım.
Bu da böyle bir anımdır.

13 Haziran 2011 Pazartesi

düşündüm de,

Biraz önce karpuz yedik kardeşimle. Gayet sıradan bir olay aslında bu, ama içimden geçenleri bir yere yazmak zorundayım çünkü pek normal olmadıklarını düşünüyorum.
Karpuz o kadar harika ki, 2 dilim kalmış olmasına rağmen dilimlemedim. -annemler yemese nolur sanki, yarın ben yerim.- Neyse baranla biz silip süpürdük karpuzu. Ve şimdi Barney Stinson'ın deyimiyle "onu hamile bırakmak istiyorum!"
Yarın piknik olacağı için ıslak kek ve çaylı kek yapmam istendi. Yaptım ikisini de 3-4 saat önce, gerçekten düşündüklerimi sansürsüz yazıyorum.
Diyorum ki, çaylı kek ben bir de karpuz sevişsek. Yani öyle bir şey olsa, karpuzla sevişsem o sırada içeriye çaylılar girse... Üçlü yapsak. Ya da karpuzla çaylılar sevişse ben izlesem. Bu da fena. Aklım başımdan gitti.
Hatta biraz daha devam edersem üçümüzü hayal etmeye orgazm olacağım.

-Diyetteyim, ucundan tadına baktım sadece kekin. O kadar ciddiyim bu kez. Zaten spor falan girdi araya, temmuzun 10unda tartılacağım, 4 kilo vermiş olurum umarım. Salatayla falan besleniyorum ciddi ciddi, kahvaltım birkaç kayısı. Kekler piştiğinden beri koklamakla yetiniyorum. Yakında çaylıyı yalamaya başlayabilirim. Ama diyetimi bozmayacağım.-

Bunu okuyan sayınbenimhüzünlüorospularım, benimle arkadaşlığınızı kesmeyin. O kadar yalnızım ki, karpuza çaylıya saldırıyorum.

8 Haziran 2011 Çarşamba

sadece ego tatmini için otorite olmaya çalışan dünyalılardan nefret ediyorum

Dışavurumcu bir yazıdır bu, kendime itiraf edemediğim bir iki şey vardı. Onları itirafladım, evet biraz rahatladım şu an.
İtiraf ediyorum, babamdan nefret ettiğimi. Nefret ediyorum ondan. Ona küçük bir tahammül taneciğim bile kalmadı.

Bu cümleleri okumak "iyice ergen triplerine girmiş zazazaaaa" dedirtebilir. Ama ilk kez bunu tamamen reddediyorum. Bu cümle benim bütün aile hayatımı, insanlarla ilişkilerimi sorgulamama sebep oldu. Şimşekler çakar gözlerinizde, yüreğiniz ağırlığı kaldıramayan buz tabakasıymışcasına dağılır ya hani o türden işte. Bundan sonra yapacağım her çalışmanın iki katını yapacağım, kaçışımı garantiye almak için. Benim evin içindeki "o ses"e bile tahammülüm yok.
Düşünsenize yahu, bağırarak konuşmamın sebebi bile babam. Sürekli iddaaya girmesi, ona bir şeyler açıklamak, anlatmak, inandırmak zorunda olmam.
Acı gerçek şu ki, ben şu saatten sonra tahammülüm olmasını da istemiyorum. Bir şeyler düzelsin istemiyorum. Düzelmesin. Her şey böyle kalsın ki, ben daha çok yontulayım ve soğuyayım ona. Onun gibilere. "İnceldiği yerden kopar" deme konusunda usta olayım.
İşte bu, mega star Mustafa'nın son eseridir.

4 Haziran 2011 Cumartesi

the scientist

Herkesin bana benzediği anlayışında olmam çok büyük bir hata. Ama hayallerim kırılmadı, çünkü bunlar benim hayallerim değildi. Ben herkesin yapacağı gibi her zaman en sevdiğim için en iyisi olsun istedim. Ama olamayacak. Olacak, elbette olacak ama, olması gerekenden çok aşağıda olacak.
Hiçbir zaman hiçbir konuda tam anlamıyla karşımdakini suçlamayan ben, yine suçlamıyorum. En başta suç babamın. Bunu tartışmaya bile gerek yok. Ben bir kere olsun kardeşimin sırtını sıvazlayıp "sana güveniyorum, ne olursa olsun" demedi, ki bana da dememişti, kardeşim hiçbir zaman benim kadar güçlü bir piç olamadığı için bu hep onu yaraladı. Mustafa çok fazla yönden çok fazla nitelikli bir adam olmasına rağmen hiçbir zaman sosyal açıdan iyi ilişkiler kuran bir adam olamadı, olamaz da. Dün gece fark ettim ki, benim kaçıp gitme isteklerim, bohemlerim, inatlarım, bu da olur, bu da yapılır-larım hep ona inat olmamdandı. Babamın kapak olmasını, söylediklerinin, söylemediklerinin hesabını sormaktı. Son üç senedir yılın bu vakitleri ona her yenilişim kardeşimi de böyle düşündüğümdendi. Hala da öyle... Ama bugünden sonra böyle olmayacak, nasıl sesimi alçaltıp konuşmaya çalışıyorsam bunun için de uğraşacağım. Tanrıyla anlaşma yaptım.
Suç benimdi, onu yeterince desteklemedim belki de. Belki de onun psikoloğu olamadım. Kendi derdime düştüm belki de, onun için yeterince kavga etmedim ya da onu yeterince iyi savunmadım.
Suç varsa annemindi, o da bunu görmedi. Yasemin'in de dediği gibi "bu da ona hiç yetmedi"
Suç onundu eninde sonunda da, söylenilenlerin onun kalelerini yıkmasına izin verdi. Yılmasını isteyen sorulara karşılık olarak "çok beklersin" diyemedi.
Ama aynı zamanda suç kimsenindi de çünkü bir suç yoktu ortada. Babam sonradan eklenmiş "mükemmeliyetçiliğini" bize bulaştırdı küçük harflerle...

Dün gece o kadar kötü oldum ki, uyku o kadar uzaktı ki, ah belki gözyaşları olsaydı yorulup uyuyakalırdım. Ama ağlayamadım. Hiç yazılmamış, söylenmemiş olmasını dilediğim o damar şarkıyı dinledim, içimden bir şeyler kopmuş benim. Farkındayım artık. Ne kadar derin olduğunu bilmediğiniz bir kuyu vardır hani, içine taş attığınızda dakikalar süren saniyeler sonra duyarsınız sesini o kadar dipsiz boştur hani, o kadar dipsiz boşum işte. O kadar.
Birilerinin sizi ağlatmasına aç olduğunuz anlarınız var mıdır?
Yoksa eğer, ben farklı bir organizma olarak geberip gideceğim.
Tekrar soruyorum;
Birilerinin sizi ağlatmasına aç olduğunuz anlarınız var mıdır?

3 Haziran 2011 Cuma

böyle şimşekler çakar kafanızda, öyle bir şey işte



Evet burası yolun sonu, tam bugün tam bu saatte, Erk Baran Arslan için bir dönem kapanıyor.

Bu kim diyorsanız, o benim prensimdir. Çokça bahsettiğim gibi Arslanlardaki vazgeçilmezim, kardeşimdir. Yarın sbs sınavını becermesi için bildiğiniz duaları edin (kendime güvenmiyorum pek, inanç konusunda çekincelerim var) Ama güveniyorum herife. Arslanlarda kendimden başka inekleyen -ciddi ciddi kasan- bir insan gördüm. Yüce yaratıcı herkese emeğinin karşılığını versin.

We only said goodbye with words

I died a hundred times

You go back to her

And I go back to black

Bugün ciddi sınavlarımızın bittiği gündü sayınbenimhüzünlüorospularım. En son yazılımız İngilizce’ydi. Writing bölümünde hocamız en son izlediğimiz filmi ya da okuduğumuz kitabı ya da dinlediğimiz bir şarkıyı falan açıklamamızı istiyordu. Filmi geçen senelerden izlemiş olmama rağmen nedense bugün tek aklımda olan film oydu. 3 kez izlemiş olmama rağmen doyamadığım, her seferinde aynı şekilde duygulandığım, bazı yerlere gidip hafif tebessüm ettiğim o harika film... Hatta “clem ve joel ne kadar da uyumsuz bir çift di mi ya?” dedim güldüm içimden sınavdayken. Onların aşklarının hiç de sıradan olmadığını, birbirlerine tahammül edemeyip nasıl da hafızalarını sildirdiklerini düşündüm tekrar tekrar. Sonra ne kadar sessizce birbirlerini bulduklarını düşündüm, arabada kasedi dinlerken oluşan yüz ifadelerini gördüm.

Clementine: Joely? Ya bu sefer kalırsan?

Joel: Çıkıp gittim.Hiç hatıra kalmadı.

Clementine: En azından gel de bir veda yarat.Vedalaşmışız gibi yapalım.Elveda, Joel.

Joel: Seni Seviyorum.

Clementine: Benimle Montauk'ta buluş.

"How happy is the blameless vestal's lot!
The world forgetting, by the world forgot.
Eternal sunshine of the spotless mind!
Each prayer accepted, and each wish resigned."

Alexander Popea teşekkürler, bir insanın böyle bir cümle kurması bile olağanüstü.

Ve ben kimsenin bu güzelliği elimden almasına izin vermeyeceğim. İzlemiş olmamı sağlayan, izlemiş olmasını sağladıklarıma selamlar buradan. Bu anıların hepsi paylaştıkça çoğalacak ve ben hiçbir parçanın amaçsızca savrulmasına izin vermeyeceğim. “Feeling good “da benim olacak, hatta belki de “there is a light that never goes out” ile birlikte vücuduma kazınacak, kalıcı olacaklar benimle. Sonra bir de bugün gördüğüm “never forget” yazdıracağım omuzumla boynum arasındaki hoş kıvrıma. Dokunuldukça, hissedildikçe, okudundukça, izlendikçe, dinlendikçe çoğalacaklar benimle, benim bir parçam olarak.

İşte ben bazen, boş yere bazı anılar için fazla korumacıyım. Ama bazı şeyler paylaşılamaz.

Kardeşim için dua edin, benden nefret edenleriniz bile. Yüce Nietzsche adına, sana sesleniyorum, ve biliyorum ki aslında içeride boynu tutulmuş şekilde duran kardeşimin inekliği meyve verecek. Ve yarın akşam Mustafa’ya Baran için söylediklerini ellerimle yedireceğim. Hazır ol Musti, biz geliyoruz!