13 Mart 2012 Salı

bazen

Bazen o kadar sinirleniyorum ki bu ülkeye; küçücük bir fareye dönüşüp küçük deliklerde yaşamak istiyorum.
Bir tane daha bir şey söyleyeceğim.
Yenilerde takıldığım dizilerden birinde bir adam var adı Nick, çok aksi ve hep olumsuz düşünür. İnsanlara neden böyle davrandığını sorduklarında demişti ki "İnsanlar en kötüsüdür." gerçekten de haklıymış. İnsanlar çok kötü yahu. Daha çok parası olanlar cani, daha az parası olanlar ise salak. Bu böyle.

11 Mart 2012 Pazar

uzun zamandır bir şeyler yazmayışımla ilgili

Genel olarak kendimden, rahatsızlıklarımdan ya da sevinçlerimden bahsettiğim blogum ve hitap ettiğim nezih insanlara selamlar gönderiyorum.
"Sınav da yaklaştı" diyerek ana başlıktan açıyorum konuyu. Aslında bununla başlamam benim gerçekten bunu olduğundan daha fazla önemsediğimi gösteriyor ama öyle değil. Gerçekten de değil. Muhtemelen birçok kişiye göre oldukça rahatımdır, zaten "haydi gidiyim de bir şeyler yazayım" dememin sebebi de kaygılarımı ya da korktuğumu paylaşmak istemem değil açıkçası.Çünkü elimden geldiği kadar çalışıyorum, inanıyorum ki istediğime tam olarak ulaşamasam bile yakınından bir yerinden onu yakalayacağım. Umarım yanılmam tabi ki.
İşte geçen gene evdeyim, canım çok sıkılıyor falan fıstık. Çok yakınlarda ulaşabileceğim bir arkadaşıma mesaj atıyorum ama o da uygun değilmiş. Gerçekten üstün can sıkıcı bir durum daha... Sınav falan zor değil de; saatler falan hep hesaplı, yapılan hareketler ve eğlenceler kısıtlı. Asıl bıktıran da bu. Ben esnek davranıyorum çoğu zaman ama herzaman etrafında esnek davranabilecek birini bulamıyorsun. Ama tabii ki onlar bana eşlik edemiyor diye onları suçladığım yok. Zaten ben de vicdan azabı çekiyorum sonra. Hiçbir şey yetişmeyecek diye korkuyorum, anlık adrenalinler şakalı eğlenceli şeyler.
Bu yazı birazcık da kardeşimin birazcık da sahip olması gerekip de hiç sahip olmadığı başarma hissi, çalışma azmi, bir hedef koyup ilerleme fikrinin ona olan uzaklığı. Bugün, biraz önce bana öyle bir cümle kurdu ki, "bunun yaşama amacı ne la?!" -ama tabii iç sesimle- Bunu kavrayamayışımın sebebi kardeşimle aynı evebeynlere sahip oluşumuz. Eğer babanız buysa yapıp yapmamanız gereken şeyler vardır, gitmeniz ve daha fazla özgür olmanız gerekir, sınırlarınızı zorlamalısınız, daha az laf işitmek için daha mükemmeli oynamalısınız vs. vs.
Ama bu söylediklerimin hepsi yıllarca benim yaptığım ve yapmaya çalıştığım şeylerdi. Peki bunlardan arda kalan neyim var? Açıklıyorum hemen,
Artık kimselere -bir iki kişiye çıtlattığım dışında- anlatamayacağım ve şu an bahsederken bile beni gerçekten paramparça eden bir iki küçük anım var. Çabuk sinirlenen ve sesi çabuk yükselen bir mizacım ve gitgide artan ama beni hiçbir şekilde rahatsız etmeyen umarsızlığım... Belli bir zaman geçtikten sonra insanın alttan alası gelmiyor, sana yöneltilen ama aslında -güya- senin kastedilmeğin, sadece adının geçtiği cümlelerde bile gerekli taşı gerekli gediğe koyarak poyrazlar estirebiliyorsun. İşte o da öyle bir şey.
Sonraaaa... Bu aralar başka ne yaptım?
Bol feribotlu ve L&M'li bir Bursa çocukluğu davamız vardı. Muhtemelen herkesin içinde güzel hisler yarattı.
Bir de olaylı İmam Hatib olayımız oldu ki, akıllara zarardı. "BEN ERKEĞİM!" diye dolaştım, Selman Hocaya "selamün aleyküm" dedim bir de bunların yanında sınıfta füze olayına girişip Özge'yi havaya uçurduk. Argun'un yeni oyunu kfjhlgkh
Burcu'dan cevap geldi. Haydi ben biraz gidip sohbet edeyim, güleyim.
Tüm Pelinlerin bir stili vardır, aklınızda bulunsun.