30 Eylül 2012 Pazar

Darling darling, doesn’t have a problem?


Yanmalısın, sönmelisin.
Ruhları incitmeli.
İnanırken yalanlara, delirmiş olmalısın.

Kendine olan inancını kaybetmiş birine kim yaslanmak ister ki? Söyledim ona, umarım ne kasteddiğimi  anlamıştır.
Başlığımın manidarlığında, hepimizin aynı bokta yüzdüğünü anlatmaya çalışıyorum kendi çapımda. Hepimiz anamızın koynundan ayrıyız. Hepimiz parasısız. Bir çoğumuz böyle hayal etmedik belki de.  “Şükretmeliyiz” bu seferlik, bunu söylüyor olmak benim için oldukça enteresan olsa da.
Derdini anlatırken her zaman çare aramamalısın. Çünkü bazen bu çok bencilce olabilir. Mesela karşındaki de seninle aynı dertten muzdaripse. Ya da bu denli bezmiş değilse, yorgun değilse.
Bir yandan da bakıyorum acaba anlamıyor muyum?
Benim kalacak yerim kesin var evet bu gerçekten binlerce ton yükü omzumdan kaldırıyor. İnkar edemem. Ama o da sonuçta bunu bir şekilde halledecek. İşini sağlama almayan dangalaklarla beraber sanırım şu an. Çünkü ben evsiz kalmış olsaydım, sağlama alana kadar milletin ciğerini sökerdim.
Eşeğini sağlam kazığa bağlayacaksın. En sağlamına mümkünse.
Hayatımdan son gelişmeleri aktarmam gerekirse ciddi anlamda çok insanla tanıştım son bir aydır. Herkes beni bir yerlere götürüp birileriyle tanıştırmak niyetinde. İlgilenilmeyi kim sevmez ki… Şimdiye kadar tanıştığım insanları -ne kadar da %100 tanımasam da- sevdim. Tatlılar, üniversiteliler. Varmak istedikleri birer nokta var, o noktaya ulaşılan yolda da işimizi de yapalım eğlencemizi de düşüncesindeler ki yerim.
Anlatacak bir şeyler daha gelmedi aklıma. Geldikçe görüşelim. Şimdi gidip sıkıcı bir tarih kitabı okumalıyım. Öperim.

26 Eylül 2012 Çarşamba

bir klişe yapacağım,

şeytan ayrıntıda gizlidir.

23 Eylül 2012 Pazar

Çok tehlikeli işte tamam mı!


Bu kasvetli odanın neler ifade ettiğini benden ve ondan iyi kimse bilemeyecek.

 Birini sevmek çok tehlikeli bir şey, attığınız adımlara dikkat etmelisiniz. Verdiğiniz kararlara ya da ne bileyim, kurduğunuz cümlelere hatta. Çünkü artık bundan sonrası sadece sizinle alakalı olmayacaktır.

Ben kaybetmekten çok korkarım bu yüzden sevmekten de çok korkar-d-ım. Ama filmlerde de anlatıldığı gibi gerçekten de bazen biri gelir ve bütün bunlar değişebilir. Ya da bunların hepsini erteleyebilir.

 

İşin ciddiyetine bagajını yerleştirirken eline “bagaj numarası yazan zımbırtı”yı tutuşturduklarında anladım.
Ağlamak çok güçsüzceydi.
Hiç bana göre değildi, yapamadım.

 

Arabaya bindiğinde koyvermiştim artık kendimi. Ama dışarılara doğru değil, içime içime. Sel olmayan gözyaşları, çok az ama çok özlü şeylerdi.
Dedi ki “Ne güzel ya koyvermedik kendimizi Allahtan yaptık o ödevleri de kafam dağıldı!!” İç sesimle bağırıyorum “Ah ne güzel şeysin sen, hep yaşın 19” –kimindi bu şarkı MFÖ mü?- şarkı o kadar tatlı ki aslında, hiç ağlarken akla gelmez belki de. Ama biz gülüyorduk zaten. Çünkü bu bir veda değildi.
Hoşça kal denmemeliydi.

Diyemedim.

O da demedi.
Dedim ya sizlere birini sevmek çok tehlikeli… Hareketleri çok hızlı ve keskin, tadı acı, kokusu da içini yakar. Çünkü gitmesi gerektiğinde kal diyemezsin, hakkın yoktur.
Gelecek olursa da dört gözle beklersin ki; umut, bir kişiye verilebilecek en büyük cezadır.

 Stili olan kız Ankara’dan bildirdi.

 

25 Ağustos 2012 Cumartesi

"lanadelreyisafucker, değiştir şu karıyı"

Umursayacak birileri var.
Bence herkesin hayatında var.
Hatta ben çok iddaalıyım bu konuda, benim birden fazla güzelliğim var hayatımda.
Burcuyla yaptığımız tatil sebebiyle ne kadar memnun olduğumu anlatamam. Bence çok anlamlı, çok hızlandırılmış ama çok güzel bir dönemdi. Asla unutamayacağımızı düşünüyorum gerçekten, en azından benim için böyle.
Bugün beni görmek için gelen çok tatlı misafirlerim "Çok fazla insana güvenme, inanma, en yakın dediğin de çeker gider bir gün, evlenir aile kurar.  Ayrılırsınız." Öğütler, öğütler...
Bunu düşündüm, tarttım kafamda. Bunu yazdığım için pişman olmak istemiyorum. Pişman olmak zaten hiçbir zaman rahatça yedirebileceğim bir şey değil. Eğer bir gün saçma bir şeylerden Burcuyla koparsak, uzaklaşırsak sanırım o olaydan sonraki dönemde artık kendimde olamam. Gerçekten bunu kabullenebileceğimi düşünmüyorum. İstediğimiz kadar evlenelim mesela. Yüz kere evlenelim hatta, hepsinde Burcu nikah şahidim olsun istiyorum. O derece.

Bir kere ona kurmuştum bu cümleyi "Bütün sıkıntıların biteceği bir dakika gelmesi gerekmiyor mu?" o da bana "Evet ya,olması lazım di mi ya?" tarzında bir şeyler söylemişti. Sıkıntıların biteceği bir nokta var, yaklaşıyor hatta. Ama yaklaştıkça o parıltı, sanki daha da büyüyor. Hani yakına geldikçe daha büyük görünür ya hedef, o hesap mesela. Tutup, kavrayamayacağım diye korkuyorum. Ellerimden azıcığını bile kaçırmak istemiyorum. Hepsi benim olmalı, sahip olmam lazım ona, ihtiyacım olan şey o sanki ya onu bırakmamalıyım işte.
Ama sanırım sabreden derviş muradına erecek, ersin bir kere de benim için. 
Ermesi lazım.

26 Temmuz 2012 Perşembe

Evet ya, Burcuyla ve Ogünle birlikte gitmeye ihtiyacım var.


19 Temmuz 2012 Perşembe

Eskilerden bahsedicek olmanın hiç de koymadığı anlar olur.

Aklında sürekli tekrarlayan şarkılar olur.
Aklın bazen sürekli birinin şu an ne yaptığına konsantre olur.

Aklına bazen gelecek gelir. Onu nasıl da düzenlemişsindir kafanda.
Muhteşem bir şekilde.
Sana göre kusursuz olacak bir biçimde.
Kendin için çizdiğin yol.

Ve sonra aklına bir şey gelir.
internette belirecek bir yazıyla hepsi mahvolabilir.
Korkarsın.

Ve sonra,
aklıma bir şey daha gelir.
Artık hiçbir şey tarafından yıpranmak istemediğim, tatil ve güzel duygular istediğim ve daha bir sürü şey.
Bir sürü.
Şu yaşa gelip de açıkça "bu benim sevgilim lan!" diyemediğim günlerim oldu. Hiçbiri hiç de güzel hissettirmeyen günler.

12 Temmuz 2012 Perşembe

Yazmayalı ne kadar olmuş, muhtemelen kendime ait olan bir çok şeyden uzaklaşmamla alakalıydı. Ve şimdi yaz, kendimle başbaşa kalmak ve üstüne bir de aşık olabilmek için çok fazla zamanım oldu gerçekten.
AŞIK OLMAK NASIL BİR ŞEY BİLMİYORUM.
Ama çok güzel şeyler hissediyorum yahu onun yanında. Hani hem hafif heyecan olur ama ironik olarak da hafif bir rahatlık, kendine güven. İşte ben de böyle hissediyorum.
Saçma bir şarkı çıkınca onun o salına salına dans etme durumları aklıma geliyo bi gülüyorum bıyık altından bi gülüyorum.
Nil'in de dediği gibi "Hakkında her şeyi duymak istiyorum, bu aşk değil de nedir?"
Gözlerinin rengini aklımda tutamıyorum kaç gündür, ama tam kahverengi de değil, ela da değil başka bir şey. Ya da ben çok heyecanlanıyorum ve beynim akıyor bu sebeple aklımda tutamıyorum rengini. Ama farklı bir şey olması gerek.
"Hakkında her şeyi duymak istiyorum
Bu aşk değil de nedir?
Aklımda hep yine görmek, yine öpmek.
Her şeyi tek tek anlat istiyorum,
Bu aşk değil de nedir?" işte tüm olayım budur bu aralar.

29 Mayıs 2012 Salı

Bu kadar boş biri olabilmek imkansız. Bence süper güçlerin var.
Hayır, aklım almıyor. Ne desem bilemiyorum.
Yuh bile demiyorum.
Süper güçlerin var.

6 Mayıs 2012 Pazar

İnsanlar değişmez. Eğer eleştiriye azıcık tahamülleri varsa, sadece çok fazla sivri olan uçlarını törpülerler. Bu da değişmek sayılmaz, -miş gibi davranmanın türevidir.
"Ben değiştim" diyen bir insan varsa eğer etrafınızda o sizden ve dünyadaki bütün herkesten daha büyük bir yalancıdır.

29 Nisan 2012 Pazar

küfürlü yazmayayım diyorum ama,

bu şarkı tam bir oro...
mahvetti gene beni.
zaten kimi mahvetmedi ki?
kime dinletsem mahvetti.
o yüzden ben de çok kişiye söylemedim.
onları da mahvetmesin diye.
gerçekten mahvolmaya hazır olanlara söyledim.
bu şarkıyı aynı anda keşfettiğim insan da çok fazla kişiye önermemiştir muhtemelen.

muhtemelen.
argun intihar mı edecek yahu, noldu...
"her şey için özür dilerim."
"ne yaptı la bu bana?" dedim. tam bir adıyaman şivesiyle.
bir şey yapıldıysa ben yapmışımdır ki dedim.
alt tarafı uyuyormuş.
tam bir trajediyim.

innocence and arrogance entwined,
in the filthiest of minds.
...
a face in the crowd she's not.
and i suspect that now forever the shape 
she came to escape 
is forgot.
 

26 Nisan 2012 Perşembe

şu hayatta cool oluşumu bozan 3 şey

Birincisi, babamla aramızdaki olaylar. İstisnasız üzülüp, kafama taktıklarım listesinin başındadır. Daha fazla beni üzebilecek bir şey  var mı bilemiyorum.
İkinci, adını vermek istemediğim bir izleyicidir. Nasıl bu kadar çok hayatımda olup da bu kadar canımı sıkıyor, beni gıcık ediyor anlamıyorum.
Üçüncüsü, hayatımın bir döneminde ajan olabilme ihtimalimin düşük olmasıdır.
Üçüncü şık biraz sürpriz benim için de ama öyle yani düşündüğümde. Dikkat ettim öyle.

Tekrar söylüyorum bu adam o kadar mantıklı ki. Mantık denen şeyin sahiplerinden biri hatta.
Bu dövmeyi yaptıracağımdan da artık o kadar fena eminim ki, emin ötesiyim.
"Happiness, only real when shared."

I walk into the wild.

19 Nisan 2012 Perşembe


Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın.
Virginia Woolf

ben bu adamla sevişirim işte

Amacım zamanı satın almak. Mülk edinmek gibi bir derdim yok. Mülkiyet hırsızlık gibi bir şey. Sevmiyorum işte. Biz kuşak olarak böyleyiz. Bize sevmeyi, bir şeylere bağlanmayı öğretmediler. O tarafımız gelişmedi. Benim tek bir düşüncem var; çıplak geldim, çıplak gideceğim… Ben dünyanın bir parçasıyım, şurayla ve bedenimle sınırlı değilim. Bir şeyler yanlış gidiyor, birileri acı çekiyor… Ben de çekiyorum aynı acıyı. Altıma son model bir araba çekip, güzel bir ev alınca mutlu mu olacağım yani? Hayır olmam. Aramızda mutlu olanlar varsa zekalarından şüphe ederim, bir de gözlerinden. Çünkü iyi görmüyorlardır.
Nejat İşler

18 Nisan 2012 Çarşamba

Ya yüzümde bir gülümsemeyle kollarınıza koşuyor olsaydım o zaman siz de benim şu anda gördüklerimi görür müydünüz?

Mutluluk, sadece paylaşıldığı zaman gerçektir.

yaptığım şeyden utanmıyorum.

arapça bir dövme yaptırmak istediğim de doğrudur.

14 Nisan 2012 Cumartesi

BAZI ŞARKILAR;

DJARUM GİBİDİR, ARKA ARKAYA YAKMAK İSTERSİNİZ. İÇİNİZE DOLSUN O EZGİ, O SÖZLER DİYE. İŞTE O BAZI ŞARKILAR DJARUM GİBİ ÇOK AĞIRDIR. BİR SÜRE SONRA İÇİNİZ ALAMAZ OLUR.
işte bazen böyle olur.

12 Nisan 2012 Perşembe

pelin çoğu kişiye takılmaz, çoğu olaya takılır

Yuh lan, lise bitti bu kızın egosu ve bizi salak sanması bitmedi. İşte ben zaten adamın kendisine takık değilim. Neye takıldım biliyor musunuz? Aklı sıra bizi salak sanmasına takılıyorum. Bu nasıl bir öksürük ya da astım durumudur. Adam yanımda djarum içti. Öldürün beni. Bana nargile muhabbeti yaptı bu insan. Habersiz parfüm sıktım, "cam açıldı da çok güzel bir koku geldi yaaaa" dedi.
Bunları beyninde yarattığı besbelli, yani bunu anlamak için Sherlock Holmes olmaya gerek yok.
Mesela Argun da herkesten bir şey saklamaya çalışıyor ama çok sırıtıyor. Tüm yakınları farkında hatta. Ama olsun, eğer söylememek istiyorsa bir sebebi var. Bir şey demiyorum. Ama bunu da anladık yani, Sherlock Holmes olmaya gerek yok. Ben de Sherlock Holmes değilim. Ama olabilirim. O ayrı.
Adele de bir sanatçıdır.
Ankara ya da Eskişehir'i tutturayım da başka bir isteğim yok, bir tane daha var ama o biraz komik, biraz ayıp... O yüzden de burada söyleyemeyeceğim.

11 Nisan 2012 Çarşamba

geçen gene eve erken geldim, oturdum boş boş. hiçbir şey yapmadım

lipton demleme ve yanında tırnak bitişiğindeki saçma etleri yolma operasyonu.
benim ruhum sarışın.

5 Nisan 2012 Perşembe

birini gerçek anlamda tanımadığını hissetmenle ilgili

İsmini vermeme gerek olduğunu düşünmüyorum. Aslında çok güzel cümleler kurmuştum otobüsteyken, nasıl başlayacağımı ne yazacağımı düşünmüştüm. Bir planım vardı yani ama her zamanki gibi o plan yalan oldu, her zamanki ben.
Ben demişken, mesela mesela... Bakın bahsettiğim kişi yazıyı okursa hemen kavrayacaktır kendinden bahsedildiğini.
Sayın çikletseverler bilemiyorum etrafınızda böyle insanlar oldu mu? Ama eminim süper cool olmanın yakınından geçmiş ya da kitabını yazmış kişiler tanımışsınızdır. Bu da öyle biri. Böyle söyleyince itici geldi ama kendisi öyle davranınca bize hiç de itici gelmiyor.
Hakkında bir şey söylemek gerekirse eğer, bence bir insan bu kadar soğukkanlı veya olgun davranıyorsa bu onu insanlarla olan ilişkilerinde çok seviyeli ve gizli bir duvara sahip birine dönüştürür. Uzun lafın kısası böyle davranmak her zaman zor ve yorucu değil midir?
Başka bir açıdan yaklaşıyorum. Mesela biz kendi aramızda her olaydan sonra "Acaba naptı? Ay ona da ayıralım!!" gibi şeyler söyleriz. O da söyler zaten ama bunlar işin daha çok yüzeysel olanı. Ben olumsuz bir olay tecrübe ettiğimizde -yine yaşlandım- direk düşünürüm onu. "Acaba ne dedi? Ne oldu acaba?" yaparım iç sesimle. Ama hep merak etmişimdir o herhangi birimiz için ne düşünüyordur. Hani bir şeyi ararken hiç de gözünüzün önündeki şeyler dikkatinizi çekmez, daha uzaklara ya da karışık yerlere bakarsınız. İşte ben de onun hakkında hep böyle düşünmüşümdür, her zaman gözümüzün önünde ama sanki hep saklanıyor.
Canım, ciğerim dediği herkes -hemen hemen- bilir Pelin'i. Pelin kolay alınmaz, Pelin çabucak güler. İnsanlara koca bir ağız dolusu gülücükle "Merhaba!" der. Çalışır, didinir çünkü ulaşması gereken bir hedefi vardır. Hayalleri vardır, çok uçarı şeyler değil ama hepsi yapılması zor olan şeylerdir. Pelin sesini bazen kontrol edemez, Pelin'in evde çok canı sıkılır. Tırnakları uzundur, dinsiz ama Allahlıdır. Pelin böyle kolay ve heyecansızdır ama bahsettiğim kişi karakterini saklıyor olmasıyla çoğumuzda merak uyandırır. Bilmek isteriz. O güleçtir falan ama pek fazla bilemez kimse onun neye üzüldüğünü, canını sıkan bir şeyin olup olmadığını.
Sonra, onun o hafif egoist tavırları da kimseyi rahatsız etmez. Sebebini hiçbirimizin bildiğini de sanmıyorum. Tek bildiğim şey onun bu konuda "şekeri tam da olması gerektiği gibi olan bir kek, kararlı bir kek" olduğudur.

Bunların hepsini düşündüm ve sonra farkına vardım ki ben aslında onu merak etmiyorum. İçimde hafif bir burukluk var çünkü onu tanımadığımı düşünüyorum. İsterdim ki benim ona kendimi açabildiğim gibi o da bana anlatsın kendini. Ama sanırım onu gerçekten tanıyan bir kişi, en en en fazlası iki kişidir. Muhtemelen ben de tanımayan çoğunluktanım.
Tamam şimdi buraya havanın turuncudan maviye doğru giden senfosine yaraşan bir şarkı gelsin.
Görüşürüz gene.

2 Nisan 2012 Pazartesi

dünyadaki en sevimsiz şey, bir çocuğun bir yetişkinle telefonda konuşmasıdır

Sabah senfonisi
Uyanamadım bu sabah, uyanmanın beni hiç hoşuma gitmeyecek olan gerçeklerle yüzyüze getirmesi ihtimali çok korkunçtu.
Dünden beridir annemin sürekli olarak "Önemli olan hazirandaki değil mi? Hem herkes kötü yapmış, niye takılıyosun bu kadar. Üzülme, LYS çalışırsın halledersin sen!" cümlelerini sarf etmesi gerçekten de dünyanın en tatlı şeyiydi. Babamın mükemmeliyetçiliğinden dolayı hiç de memnun olmadığını belli eden ifadesi ve bunun yanında "Aman Pelin amma da yaptın, optiği verdin, üzülmek hiçbir şeyi düzeltmez." bakışları.
Evet, herhangi birine moral verirken hep derim ki "Üzülme boşver, çünkü hiçbir zaman hiçbir şeyi düzeltemeyeksin. Çünkü süper kahramanlar değiliz ve bazen işler maalesef ki bizim dışımızda, bizden apayrı ve başına buyruk." Hala söylediklerimin arkasındayım ama sahip olduğum duygu korku.
Korkuyorum.
Çünkü, sene başından beri ilk kez bir dahaki seneye tekrar hazırlanma fikrini gözden geçirdim.
Midemi bulandırdı.
Tekrar öğrenci gibi davranmak, evde her şeyine karışılmak istenmesi üzerine "bana biraz özel hayat verin" diye bağırmak istemek ama yapamamak, yersiz bir şekilde herkesin birbirinin canını sıkması,dersanedeki geçici ve samimiyetsiz arkadaşlıklar, dersanede birinci sınıfta olmak için kasmak, günde 500 soru çözmek kafasında olmak, daha da yazmak istemediğim tonlarca şey.
Yazınca canım daha çok sıkıldı.
Of.
Hava kararınca olan şeylerle ilgili

13 Mart 2012 Salı

bazen

Bazen o kadar sinirleniyorum ki bu ülkeye; küçücük bir fareye dönüşüp küçük deliklerde yaşamak istiyorum.
Bir tane daha bir şey söyleyeceğim.
Yenilerde takıldığım dizilerden birinde bir adam var adı Nick, çok aksi ve hep olumsuz düşünür. İnsanlara neden böyle davrandığını sorduklarında demişti ki "İnsanlar en kötüsüdür." gerçekten de haklıymış. İnsanlar çok kötü yahu. Daha çok parası olanlar cani, daha az parası olanlar ise salak. Bu böyle.

11 Mart 2012 Pazar

uzun zamandır bir şeyler yazmayışımla ilgili

Genel olarak kendimden, rahatsızlıklarımdan ya da sevinçlerimden bahsettiğim blogum ve hitap ettiğim nezih insanlara selamlar gönderiyorum.
"Sınav da yaklaştı" diyerek ana başlıktan açıyorum konuyu. Aslında bununla başlamam benim gerçekten bunu olduğundan daha fazla önemsediğimi gösteriyor ama öyle değil. Gerçekten de değil. Muhtemelen birçok kişiye göre oldukça rahatımdır, zaten "haydi gidiyim de bir şeyler yazayım" dememin sebebi de kaygılarımı ya da korktuğumu paylaşmak istemem değil açıkçası.Çünkü elimden geldiği kadar çalışıyorum, inanıyorum ki istediğime tam olarak ulaşamasam bile yakınından bir yerinden onu yakalayacağım. Umarım yanılmam tabi ki.
İşte geçen gene evdeyim, canım çok sıkılıyor falan fıstık. Çok yakınlarda ulaşabileceğim bir arkadaşıma mesaj atıyorum ama o da uygun değilmiş. Gerçekten üstün can sıkıcı bir durum daha... Sınav falan zor değil de; saatler falan hep hesaplı, yapılan hareketler ve eğlenceler kısıtlı. Asıl bıktıran da bu. Ben esnek davranıyorum çoğu zaman ama herzaman etrafında esnek davranabilecek birini bulamıyorsun. Ama tabii ki onlar bana eşlik edemiyor diye onları suçladığım yok. Zaten ben de vicdan azabı çekiyorum sonra. Hiçbir şey yetişmeyecek diye korkuyorum, anlık adrenalinler şakalı eğlenceli şeyler.
Bu yazı birazcık da kardeşimin birazcık da sahip olması gerekip de hiç sahip olmadığı başarma hissi, çalışma azmi, bir hedef koyup ilerleme fikrinin ona olan uzaklığı. Bugün, biraz önce bana öyle bir cümle kurdu ki, "bunun yaşama amacı ne la?!" -ama tabii iç sesimle- Bunu kavrayamayışımın sebebi kardeşimle aynı evebeynlere sahip oluşumuz. Eğer babanız buysa yapıp yapmamanız gereken şeyler vardır, gitmeniz ve daha fazla özgür olmanız gerekir, sınırlarınızı zorlamalısınız, daha az laf işitmek için daha mükemmeli oynamalısınız vs. vs.
Ama bu söylediklerimin hepsi yıllarca benim yaptığım ve yapmaya çalıştığım şeylerdi. Peki bunlardan arda kalan neyim var? Açıklıyorum hemen,
Artık kimselere -bir iki kişiye çıtlattığım dışında- anlatamayacağım ve şu an bahsederken bile beni gerçekten paramparça eden bir iki küçük anım var. Çabuk sinirlenen ve sesi çabuk yükselen bir mizacım ve gitgide artan ama beni hiçbir şekilde rahatsız etmeyen umarsızlığım... Belli bir zaman geçtikten sonra insanın alttan alası gelmiyor, sana yöneltilen ama aslında -güya- senin kastedilmeğin, sadece adının geçtiği cümlelerde bile gerekli taşı gerekli gediğe koyarak poyrazlar estirebiliyorsun. İşte o da öyle bir şey.
Sonraaaa... Bu aralar başka ne yaptım?
Bol feribotlu ve L&M'li bir Bursa çocukluğu davamız vardı. Muhtemelen herkesin içinde güzel hisler yarattı.
Bir de olaylı İmam Hatib olayımız oldu ki, akıllara zarardı. "BEN ERKEĞİM!" diye dolaştım, Selman Hocaya "selamün aleyküm" dedim bir de bunların yanında sınıfta füze olayına girişip Özge'yi havaya uçurduk. Argun'un yeni oyunu kfjhlgkh
Burcu'dan cevap geldi. Haydi ben biraz gidip sohbet edeyim, güleyim.
Tüm Pelinlerin bir stili vardır, aklınızda bulunsun.

19 Ocak 2012 Perşembe

Bence insan hava aydınlıkken her işini halletmeli, tastamam olmalı.
Hava karardığında ise yorgunlukla eve dönmenin kaşındıran mutluluğunu duymalı.


Norah Jones - Sunrise gelsin hemen buraya.





7 Ocak 2012 Cumartesi

şimdi bak abi, ben sana şöyle anlatayım...

Bayadır yoktum gene ben buralarda.
Argun'un acil çağrısıyla yok ya da ona öyle denmez.
Hani kral tv'de istek parça yapıyorlar ya Argun'da bi blog isteğinde bulundu. Ben de dedim ki "Hiçbir şey olduğu yok ki, ne yazıyım?" Sonra aklıma Turan taktiği geldi.
Turan taktiği
300 spartalı.
2 kurbağa
kral ve oğulları
2 göktaşı
(hayır bi de normal bir insanın nasıl aklına durup dururken "göktaşı" kelimesi gelebilir?)
köşedeki palyaço ve daha nice Furkan hiti.
Tüm hayatım boyunca toplamda bu haftaki kadar gülmemişimdir. X kişisiyle Furkan'ın nefes kesen diyalogundan bir bölümü burada sizlerle paylaşmak isterim sayın sakızçiğneyenler.

F: Abi sizde döner var mı?
X: Yok, daha dönmedi...
F: Abi sizde sosisli var mı?
X: Yok abi bizde sosisli.
F: Abi siz büfe olduğunuza emin misiniz? Orası büfe mi?
X: Evet abi, büfe burası.
F: Ne var sizde şu an?
X: Köfte yapıyoruz biz şu an.
F: Tamam, ben 10 tane köfte alsam ne kadar tutar?
X: 70 lira tutar abi
F: Oo tamam o zaman bir tanesi 7 lira. Benim de bir taneye ihtiyacım vardı.
X: Tamam abi, adres?
F: Onu bunu bırak da, sen askerliğini nerde yaptın abi?
X: Isparta
F: Ben de Sparta'da yaptım abi.Biz o meşhur 300 spartalıydık..
X: vay abim bee
F: Ben o özel birlikteydim işte. Ağa derlerdi bana.
X: Abim ağalık kalmış mı be..
F: Komutandım ben işte. Biz perslere savaş açtık. İlerleyişlerine dur demek istedik. Turan taktiği nedir bilir misin sen abi?
X: Yok abi nedir ki o?
F: Şimdi bak, biz yürüdük İran taraflarına 300 kişiyiz. 10 dandik adamımızı gönderdik önden. Persler tabi bunlarla uğraşırken biz de 300 kişi bunların etrafını sardık 10000 persliyi PAARÇALADIK be abim be. Ben sparta gazisiyim işte. 10 kişi kaldık biz.........
X: Abi kapat be ne diyosun sen allaşkına
F: Ya abi ben ben sana şöyle anlatıyım bak şimdi, 2 kurbağa süte düşerse nolur?
X: Nolur abi?
F: O SÜT İÇİLMEZ ABİ NOLCAK ALLAALLA
X: Tamam abi kapatıyorum ben.

Salyam aktı gülmekten. Emin olun devamı var. Ben gidip yatıyorum. Hoşçakalın.