28 Ocak 2011 Cuma

ben takdir alabiliyormuşum, naber ki?

Hadi hadi kızarıp bozarma, geçen sene 83,25ti benim ortalamam... Sen ordaydın, ben üzgündüm. "Teşekkür de iyidir." Kesinlikle iyidir. Ama daha iyisi de varmış.

Kaç gündür Adıyaman'a vardığım vakit ne yapacağımı, nasıl davranacağımı, orada beni nasıl karşılayacaklarını, ne yapmam gerektiğini provalıyorum. Bütün sonuçlar harika. Ben güzel hayaller kurunca uyuyamam. İşte tüm hafta böyle geçti gitti sayın seyirciler. Şu an tüm Türkiye kış mevsimini yaşıyor benimle beraber. Kışın soğuğunu bana sevdirebilecek mi Adıyaman bilmiyorum. Ama aslında umutsuzum, soğuk kötüdür her zaman. Hep gridir çünkü. Gri renk bile değildir.
Şimdi, 17 senedir hep yazın gittiğim cennete kışın gitme zamanıdır. Bu benim takdirimin hediyesi olsun öyleyse.
Yolculuğun harika ötesi geçmesini planlıyorum. 18 saat boyunca dipsiz yalnızlık ve sonsuz mutluluğa giden sonsuz bir yol...
Ama bunun yanında, hiçbir şeye üstün beklentiler yüklememeliyim. Bu beni yanılttığında dağılıyorum çünkü. Geçen sene yazın, İkbal teyzemin beni şoka sokan ve rezalet hissettiren davranışları berbattı. Ve ben giderken gene çok mutluydum. Bunun tekrar olma ihtimalini hiçbir şey öldüremez. O yüzden kontrollü olmalıyım.

BURCUMLA BİRLİKTE NİCE MUTLU YILLARA. Deniz de bize eşlik edip, bizi şenlendirdiği için onun ağzını yerim.
Aynı öz veriyi ikinci dönem de bekliyorum Pelin.
İyi yolculuklar.

19 Ocak 2011 Çarşamba

"benim kollarım ve bacaklarım zayıflayacak"

Dün bloguma kadar herkese ve her şeye küsmüştüm. Ama şu an annemle babamın evde olmayışından istifade ediyorum.
Birinin benim ağzıma sıçması lazım.
Efendim hemen bu cümleyi açıklamam gerek, benim şu huylarımdan vazgeçmem için. Ne bu, her şeyin "kesin olmak" gibi bir zorunluluğu mu var Pelin Hanım? Hasta mısın sen? Bırak biraz. Herkesi, bütün her şeyi, köşeye koyabil! Değer verdiklerini serbest bırak. Sal onları dışarı. Nefes aldır kendine. "Arkadaşlık zor iş" "bence sen git yat uyu düzelirsin" Biriyle sonsuza kadar konuşmayacak mısın, konuşacak mısın, ne bok yiyeceksiniz, nereye kadar gidecek? Bırak bu soruları. Soruları bırak kızım. Cevaplar her zaman hoştur. Ama karşındakinin seni takmasıyla alakalıdır. Herkes seni her zaman tınmak zorunda değil anla! Birileri seni cevaplamak zorunda değil.
Ara sıra canım üzgün ve mahzun olmak istiyor sanırım benim. Ama herkes ister bunu bazı bazı.
Evet yahu. Harika bir cümle kurdum ben biraz önce.
"herkes seni cevaplamak zorunda değil"
Değil, sindir bunu.

Gene azıcık ucundan takdir kaçacak gibime geldi bugün. Ama zaten bu moralle daha iyisini kurgulayamazdım. O takdiri takdir edilmek istediğim için istemiyorum. Bu dönem buna kastım. İşin çirkini buna kasıtlı olarak başlamadım. Biriyle ilgilenmem gerekmiyordu çünkü, sevgilim olmayınca beni ruhsal bağlamda yıpratan,iyi ya da kötü yönde vaktimi çalan biri yoktu. Kastım derse kastım derse anasını satayım. Dua edin de takdir gelsin. Eğer alamazsam oldukça kötüleşeceğim.

Babama hala küsüm. Ama onun haberi yok.

İnsanları kaybetmekten çok korktum bugün. Hemen aklıma Burcu geldi. "Allah'ım dedim, gitmesin bir şey olup da, çıkmasın hayatımdan"
Sonra aklıma Özge geldi, "Allah'ım komik bir şey olup da gitmesin o da. Gideceklerse de fark etmiyim gittiklerini, yavaşça, ölü vücutların soğudukları gibi gitsinler."
Hayatıma ışık hızıyla dahil olan Denizle çok şey paylaşmayı planlıyorum. Allah baba, o da planlasın piliz!
Bunları yazmaya başladığımda hava turuncuydu en sıcağındandı, şimdi ise o kadar soğudu ki mor ve mavi arası çirkin bir şey oldu. Bu yazı da burda bitti.
Hoşça kal

18 Ocak 2011 Salı

Perhaps fuck off, might be too kind

Ne kadar ç(b)ok şey oldu bu hafta yahu.
"Çok rahatım ehehhe, çok eğleniyom ben" laflarım bana kapak oldu. Karşınızdakinin ilgi merakı sizi bir süre sonra bezdirebilir. Evet, boşlaşmamın cefasını çekiyorum. Aslında çok acı-tatlı bir duygu bu. Keşke yarışmaya girmeseydim. Sanırım hayatımın en "ciks" hatalarından birini yaptım. Sonuçta konuşmadığınız biriyle aynı gruptasınız. Saçma, sifonluk bir durum.
Yazmaya başlamadan önce her şey kafamda. Sonra yazmaya başlayınca cümlelerimi sıraya koyamıyorum. Böyle mide bulandırıcı bir duygu daha yok şu masanın karşısında otururken.
Çok çılgın bir gerçek var; ben Facebook'ta yeni profile geçmek istemiyorum. Beni zorla geçirdiler. Geçmiyorum kardeşim, sordunuz mu?
Bir de insanların lafı "Facebook'u kapatın. Çok zaman yiyor." önerisine bağlaması ne saçma. Komik yani. Oturma oğlum vaktin yoksa. Kalkıp başka bir iş yapman gerekiyorsa, git onu yap.
Klavyenin sesini duyunca " NE YAPIYORSUN SEN ORDA?" diye sorup duruyor ya şu Mustafa Arslan, bir de yazmamı istemiyor ya hani...
İşte o an bu andır.

Ve,

ben herkese küstüm. Gerçekten.

Bunalınca en güzel şarkı budur: bunalınca en güzel şarkı


16 Ocak 2011 Pazar

Sherlock Holmes çok akıllı adam yea...

Ben işte...
Kızlara aşığım bu aralar, vurduya kırdıya, ağız burun kırılan filmlere de...
Ama nasıl adrenalinim patlıyor benim o filmleri izlerken, ama nasıl anlatılmaz görülür.
Şu an annemle babamın evde olmayışından yararlanıyorum çünkü ben klavyeye böyle acayip hızlı basıyorum, ya da klavyemiz çok sesli. Pıtır pıtır yanıma geliyorlar, "napıyorsun sen orada?" diyerek. Buna kızmıyorum muhtemel olarak sorun benden kaynaklı.
Bakıyorum geçmiş kayıtlarıma, romantik kızgın sitem dolu yazılarım var ama bu son yazdıklarımda oldukça eğleniyorum. Aslında biraz boşum şu sıralar. Ah bir de şu matematikten yüksek bir not kaptım mı keyfime diyecek yok.
Film izliyorum, kitap okuyorum, yatıyorum, pekmez yiyorum, mesajlaşıyorum, ders çalışıyorum.
İğrenç miyim şu sıralar bilemiyorum.
Şunu biliyorum ki bu durum pek taktığım bir şey değil şu sıralar.
Allah aşkına neyini takacağım ki?
Napayım romantik değilsem bu aralar? Napayım? Çok sınavım vardı benim. İneklemek zorunda kaldıysam ben napayım?

5 puanla %30 indirimi de kaçırdım. Kim bana beddua ediyorsa çıksın ortaya cesareti varsa?
Hanginiz bana acayip sinir oluyorsunuz söyleyin!

Sherlock Holmes da çok akıllı adam yeağ...

14 Ocak 2011 Cuma

hepimiz ergeniz okey?


Arkadaşlar bütün kızlar regl oluyor, nedir tribiniz anlamadım. Çok kızdım bugün yahu, öyle böyle değil. Arkadaşlarıma arkadaşlarımı çekiştirmek ne çirkinkakabokpisöğk bir şey bilemezsiniz.
Benim ilişkilere bakış açım budur "kimse kimsenin her yönünü sevmez. Herkes birbirine eninde sonunda gıcık olur. Gerçekçi olun." evet, gerçekçi olun.
Bunu illa bağıra çağıra kavga ederek söylememe gerek yok ama artık itiraf etmek zorundayım Damla, bu blog sana, İdil malına ve Burcu'yadır. Damla ben seni denedim baktım ve gördüm. Sen benim deodorant ya da parfüm sıktığımı görmediğin zamanlar doğru düzgün öksürmüyorsun bile. ne için böyle aşırı tepkiler verdiğini anlamak çok güç. ayrıca her türlü olaya muhalefet olmak zorunda da değilsin.
Mal idile gelince, sen bizim arkadaş grubumuzda bile değilsin neden olay anında "ben damlanın yanındayım, pelin senin yüzünde ölüyordu damla" bakışları atıyorsun, mal mısın sen? seviş damlayla istersen. Ama Damlacık bunu kabul etmez, o ayrı. Hayır niye bizimle sevişmeye çalışıyosun ki? Ne yaparsan yap sevişemeyeksin benle. Bir insan bir hatayı bir kez yapar. (Eğer salak değilse)
Mahsum Hocanın dersinin olduğu gün sıktığımda bir şey olmadı, ondan bir gün sonra sıktım kıyamet koptu. Ve bluzumun içinden sıktım insaf edin. Öyle daha etkisiz oluyor sen dedin. Ayrıca bu olayın %75lik kısmı kafandaymış ortaya çıktı yaptığım deneylerle. Kimse kimseye bir şey demiyor diye neden böyle yapıyorsunuz cidden?
Neden böyle yapıyorsunuz?
İdil ima yaparsan bana ileriki günlerde size burda ant içiyorum ki "sana ne ya, niye yavşıyorsun ki Damla'ya?" Böyle ucuz şeylerle bizim aramız bozulmaz bence. Damla gene benim Damlam. Nayaksın hacı sen?
Hayır beni burda ergen ergen sitem ettiriyorsunuz? Neden böyle yapıyorsunuz?
Barney'nin fotosu var burda çünkü Barney'nin grip olup yere düştüğü videoyu izledim bugün. Sıçana kadar güldüm. Ted,ted,ted,ted,ted,ted,ted,...

Ted: Do you have a cold?
Barney: I'm fine! My nose was just overflowing with awesome and I had to get some of it out.






4 Ocak 2011 Salı

garip şeyler her zaman olur (mu acaba)

Soruların varlığı rahatsız eder beni her zaman. O yüzden cevapların insanıyım ben. Bir soru soruyorum cevabı çok basit... Cevabıma ihtiyacım var. Cevap almalıyım. Bana cevabı hızlıca ve kesin veren insanlar her zaman mubahtır.
"Kafamda sorunlar var." Bu sorunlar halledilir. Aslında edildi de. Çünkü birileri sürekli bana "sabırlı sebatlı ol, bekle" diyip duruyordu ki (bu dünyanın en zor işlerinden biridir benim için) her şey hızlıca olsun isteyen bir insan için bu hiç de kolay değildi. Aynı anda arkadaşınız olan bir insanın ağzından çıkan boş ve bir niteliği olmayan cümlelerden saçma salak anlamlar çıkarmaya çalışıp, beyninizin içine sıçabilirsiniz.
Yaklaşık 2 haftadır kontrolümü kaybetmiş bir şekilde geçirdim. Bugün 1 haftasını sadece karamsarlaşarak, diğer haftasını pollyanna olarak geçirdim. Tabi ki bunları hafta hafta ayrı olarak yaşamadım. Aynı gün birçok duygu yaşadım kendi içimde. Fırtınalar kopardım. Ders çalışamadım, başka hiçbir şeye konsantre olamadım. Tek derdim bir cevap almaktı. Cevabımı aldım, cevabımı alıncaya kadar adrenalin yüklüydü. İtiraf ediyorum cevap beklediğim yöndeydi. Çünkü belki de içimde bir yer hep korktu olumlu olandan. Ama her zaman başka bir yerde dedim ki "hoş olurdu lan"
Olmayacak ama ben de böylesine karmaşık ve soru işareti dolu olmayacağım. Ayrıca enfes rahat, huzurlu ve mutluyum. Aynı zamanda ara sıra boş biri olduğumu düşünmeye başlasam da bu tarz duyguların beni ele geçirmesine izin vermiyorum.
Biz iyi arkadaşız, bana iyi davranmasını seviyorum. Benden kaçınsaydı kendimi vebalı gibi hissedecektim ama işte böyle yapmadığı için bir damlacık ağlamadım.
Fark ettim ki ruhsal bağlamda güçlü bir kızım ben. "Üzgünüm" "Ben hasta değilim" "Bağışıklık sistemim çok güçlü ben grip olmam" "Sor bakalım tanga giyiyor muymuş"lu bir hafta beni bekliyor.


Celine: Isn't everything we do in life a way to be loved a little more?

before sunrise