24 Mart 2011 Perşembe

Come on, get happy!

Havuçlu-cevizli kekim


Bu hafta boyu bunu yapmak istedim.
Öyle yorucu ve uzun geldi ki, alt tarafı 6 tane sınav vardı. Bunun 2 katı belki 3 katını daha iyi sırtlamıştım diye hatırlıyorum.

Aslında aynı soyadını taşıyorsunuz diye insanların yüzüne bakıp onları ne kadar boş bulduğunuzu söyleyemediğiniz oldu mu? Keşke babamın tarafı olan ailem bu kadar sömürücü olarak bakmasaydı bize.
Keşke beklentilerimize daha kolayca ve hızlı ulaşabilseydik annemle.
O kadar üzücü ki aslında o insanlara karşı hiçbir şey hissetmiyor olmam. Ve bu dakikadan sonra insanlar hakkında "iyi düşünmeliyim, sizi sevebilmeliyim" tripleri yapmayacağım. Bence herkes hak ettiği için sevilir, belki de çoğu zaman hiçbir sebep yokken sevilir. Keşke iyi bir sebebim olsaydı, ama yok. Olsun da istemiyorum gerçekten.

Ben güzel kek yapabiliyorum. Daha çok şey öğreneceğim. Eminim buna.
Böyle kek yapıp okula götürdüm, insanlar sevince, "eline sağlık Pelim" diyince babamı anladım. Dünyada türlü türlü, 34567890 tane meslek varken gelip aşçı olmasını anladım. O kadar hoş hissettiriyormuş ki böyle insanları beslemek, sizin elinizin bulaştığı bir şeyin onların midelerine gidip bal olması... Ah eğer böyle olacaksa beslerim tabii ki onları. Hepsine bal şeker olsun, yarasın. Boyu kısa olanların boyunu uzatsın, zayıf olanlar şişkolasın, şişko olanlar zayıflasın sldkgjafd

i took my love down to violet hill
there we sat in snow
all that time, she was silent still

so if you love me
won't you let me know?

şimdi işte bu şarkıya takmış vaziyetteyim. Bazen bazı şarkıları yazmış olmak ya da kliplerinde oynuyor olmak falan istiyorum. Ya da öylesine harika bir söz oluyor ki içinde tamamen düşündüklerimi yansıtıyor... İşte o zaman insanlara aşık olmak o kadar boş geliyor ki, yaşamayan ama aynı zamanda ölümsüz olan şeylere aşık oluyorum. Onlarla birlikte sonsuza gitmek istiyorum.

Hafta sonu olacağım "son sınıf yerleştirme sınavı"nda şans dileyin bana ki sınıf düşmeyeyim. Ama pek de umursuyor da değilim işin gerçeği. Sadece eğer öyle olursa çok sevinçli olacağım.

Yarın hormonlarım artık bir çalışsa çok iyi olacak, 1 haftadır regl olmayı planlıyorum. Nasıl bir üreme sistemisin? Gergin olurum görevini yapmazsın, hava değişir, su değişir, yediğim içtiğim değişir duraklarsın böyle, beklemeye alırsın. Nayaksın anlamıyorum. Madem canın çalışmak istemiyor o zaman neden yüzümü sivilce dolduruyorsun o da çok farklı yerlere sürüklüyor beni. Öyle küfrediyorum ki bazen aynaya bakıp, duysalar arkadaşlarım beni terk ederler diye korkuyorum.

İşte bir de fotoğraf sergisi olayım vardı, 5 fotoğraf yollamıştım Atabey Hocaya... Artık hangilerini seçip yolladıysa aralarından bir tanesi sergideymiş şu an. Pazar günü hemen gidip ziyaret edeceğim fotoğrafımı. Çok hoş hissettim Atabey Hoca böyle diyince. Yerim ben onu.

Ben gidip House ve Fringe izleyeceğim. Kaç gündür sınav için Argunları çalıştırayım diye erkenden kalktım, çöktüm ben bu hafta. Erken uyuyayım da yarın cin gibi olayım.

Sun is shining, come on get happy
Lord is waiting to take your hand
Hallelujah, come on get happy
We're going to the promise land


Coldplay - Violet Hill

12 Mart 2011 Cumartesi

Lotus Flower

P: O kadar hoşuma gidiyor ki belki de bu yüzden hiç birlikte olmamalıyız.
B: Filmde mi yaşıyorsun hacı?
P: Öyle düşünüyorum bazen.

There’s an empty space inside my heart
Where the wings take root
So now I’ll set you free
I’ll set you free
There’s an empty space inside my heart
And it won’t take root
Tonight I’ll set you free
I’ll set you free.

4 Mart 2011 Cuma

balkonda karga var, karga sesi yapıyor mu desem yoksa kafanda ne var mı?

Bu yazı istek parça gibi bir şey oldu. Argun'a gitsin, sevgiler Argun.
A:Malta nerde göster çabuk!
P:(Haritaya "hassiktir olm nerde bu Malta" diyerek bakar) ...
A:10,9,8,7,...
Ö:Ben göstereyim!!!
A:Kültürsüz cahil, salak püü sana Pelin!
P:(sensin salak olm, ağzına vurcam ama boyum yetmiyor.)...
Ö:(Heyecanlanan Özge bir parmak hareketiyle haritaya saldırır, ahanda Malta girsin nasıl da bildim çok kültürlüyüm dercesine, o sırada harika kafasına çarparak düşer...) Malta işte! auvdkghkljg...

O sırada ben gülmekten altıma kaçırmaktaydım.


Allah'ım çok fazla yapmam gereken şey var dediğiniz an "haaaaaaayır sen bunları yapmaycaaaaaaaaaan" diye biri sopasıyla dürterse o zaman "yıkılmadım ayaktayım dertlerimle başbaşayım zalimlere kötülere yenilmedim buradayım" şarkısını söylemek lazım. Ama bunu böyle yazması kolay. Yapamadığım bir şey.
En azından şu an için.
Zayıflama muhabbetini herkes çok kafama taktığımı sanıyor ama öyle değil. Kafama takmadım. Bir yere spor yapmaya gidecek extra param yok ayrıca hadi param oldu zamanım yok. Yazın yapacağım o olayı, sadece 2-3 kilo verme niyetindeyim. Bir amaca hizmet ediyor benim bu davranışım, yani üst bacağımda bulunan etler yumuş yumuş, birazcık azalsınlar ben onları sıkılaştıracağım ama yok evebeynlerim kafayı bozdu bir kere. "Beslenmiyorsun" "Senin kemiklerin böyle, düzelmeyeceksin" (anne bağırmak istemiyorum sanki kemiklerimi aldıracağım dedim. menapoza da girdin sen tribin kime?)
İşte dün bunlar beni bir ağlatmış, üstüme işediler. Zorla pilav yedirdiler bana. Sonra yedim hızlıca ağlaya ağlaya duş almaya gittim. Kusmayı denedim, evet itiraf ediyorum bu çok hırslı ve biraz ergence ama napayım. Zaten tırsmayın "kendimi parmakla"yınca kusamıyorum öyle. Kusmadım. Umarım yaramazlar da hepiniz göt olursunuz.
Ayrıca yaparım dediğim zaman yapmak için o kadar çok şeyi feda edebilirim ki anlatılmaz görülür. Özge ve Argun dün bunu test etti. Aslında içindeki koca bölüm "yaparsın biliyorsun Pelin" dedi. Ama baskı altında olduğum zaman, özellikle bu tarz baskılar benim sorgulama "aman neden yapıyorum ki, kime ne, kaybetsem nolur?" hormonlarımı salgılamama ve bırakmama sebep oluyor. Kaybetme ihtimalimi yok etmek için fes ettim iddaayı. Ve kazandım.
Bu sene benim lise hayatımın en hoş senesi. Üstüme işenmiş "hYtn taa amQ" havasında gidiyorum okula, hiç kimsenin haberi olmasa da hepsi bana o kadar iyi bakıyorlar ki hepsini çok seviyorum. Okuldayken bütün konuyu aşıyorum beynimde, evde sadece geçmişin intikamı filmini çekiyoruz bazı bazı. Ama okulda enerji depolayıp gittiğim için katlanabiliyorum sanırım.

Birine 3 sene nasıl platonik kalınır ya, çevremde çok sabırlı kızlar var. Gerçekten, nasıl katlanırsın bir hayale bu kadar uzun. Ben çoktaaaaan söylemiş, kötüyse cevabımı alıp oturmuştum aşağıya, iyiyse yolumuzu bulurduk yani. Bu kadar duygusal olabiliyor insanlar bu konuda, ya da böylesine sabırlı.

Size Argun'un harikaötesimanyaksüper günlüğünden günün özeti bir cümleyi paylaşıyorum "AYSEL'İN SAÇLARI BUGÜN AŞMIŞ" Ne ruh hastası bir kadın bu ya dfghjfk Keşke biraz az içse sigarayı, yanına yaklaşmak daha kolay olurdu.

Ne kodun lan ka-fa-na?

22 Şubat 2011 Salı

ben hep eve yürürsem her gün blog yazarım


Nemlenmiş teninizde yüzünüze yağmurun çişelemesi, yağsam mı yağmasam mı triplerine girmesi ne kadar hoş. Hayatımda hiç bu kadar seksi ve kuş gibi hissetmemiştim. (Islak olduğum için seksi, rüzgarı tüm vücudumda hissettiğim için martı gibi oldum.) İdil yoktu, hafif yağmur vardı ama havanın gri olmasını bile affedebildim bugün. Benim için her zaman zor olan bu olay, ilk kez bu kadar sorun gelmedi bana. Otobüse bindiğim zaman evde olduğumdan 5 dakika daha erken evde oldum.
Ama eve varmadan önce tamamıyla boş olduğunu düşündüğüm bir şey yaptım. Hala da yapmaya devam ediyorum. Biter ama, azcık bir şey zaten.
Neyse gerçekten çok huzurlu oldum. Ama sanırım biraz üşüdüm, bir de 2 derslik işkence benim kafamı şişirdi. Ciddi anlamda beynim yorgun şu an. Ne boş bir insan yahu. Sen ne hakla birine "hafifsin kızım sen" içerikli cümleler kurarsın, öğretmensen öğretmenliğini bil. Ne cürret gerçekten!
Konumuza dönelim, kabanımın düğmelerini açtım... Bunu betimleyecek cümlelerim bitmez benim şu gün, şu saat. Tam böyleydim işte, fotoğraftaki gibi.
Hepinizi çok seviyorum.


21 Şubat 2011 Pazartesi

there is a light that never goes out, işte yok öyle bir "light"

Canım o kadar sıkkın ki şu an, cümle kuramıyorum. Ama birazdan bu tutukluk geçecek eminim. Özge'nin benim için yazdığı blogu okudum. Haksız da sayılmaz aslında. Ama o mesele çok fazla karışık, çok fazla...(bu 3 nokta bu konuya sonradan döneceğim 3 noktası)
İdil'i uzaklaştırmak imkansızlaştı. Yani nasıl olur da bir insan onunla bir şey paylaşmak istemediğinizi anlamaz? Bu işler bu kadar zor değildi 2010lu yıllardan önce. Ya da ben öyle hatırlıyorum. İki yolu mu olmak zorunda? Bakın birincisi: "Eğer sizinle konuşmasını istemediğiniz bir insan varsa, ağzına sıçın. Evet açıyorum sıçıp sıvamayı, seviyeyi düşürün. Bezdirme, yıldırma politikaları izleyin. (Şu an sınıfta aynı şeyleri bana hatta bize empoze etmeye çalışan bir grup insan var Allah'ım ne kadar ezikler. Bir de işin enteresanı, karşı taraf beni tanıyor. Eğer tırsmasa tepkimden lafı ortaya atıp, o lafı benim algılamam arasındaki süreçte sınıftan kaçıp gitmez. Artık o kadar ezik durumda ki cevap veresim bile gelmiyor. Çünkü kavga çıkabilir ve gerçekten bunu istemiyorum. Yani neden bu kadar nefret ediyorsunuz ki bizden, ne yaptık biz size? Neyedir, kimedir tepkiniz?
En sinir olduğum şey "kaçak dövüşülmesi" ortaya atıp kaçıyorsun, tamam ben kavgacıyım biraz böyle durumlarda... İstemediniz kavga çıksın. Zaten çenem bir açılırsa orada kapatamam, iyice dağılır giderim böyle. [Aslında iyi ki kavga çıkmadı, kim uğraşır lan şimdi?] Önceden benim kalbimde o kısma karşı nefret yoktu, bakın size kalbimi açıyorum ve diyorum ki yoktu. Ama artık var. ARTIK PARANTEZİ KAPATIYORUM)

"Bezdirme, yıldırma politikaları izleyin." demişim en son, devam ediyorum. Tamam İdil senden boktan bezer gibi bezdim ama seviyeyi düşürecek kadar umutsuz değilim. Ben sana bana yapıldığı gibi yapamam "SALAK YEAA" (ay götümü yiyin affedersiniz) İnsanları ezmek çok itici bulduğum bir davranış, bakınız İdil'i de bayağı itici bulduğum halde yapmayacağımı söylüyorum. İkincisi: Kavga çıkarın. Dışlayın.
Bu yapıldı. Ama yüzsüzlüğün sınırlarını zorlayarak, her söylediğimizi her yaptığımızı unutmuş gibi. En çok da sinir eden bu. Bu kadar düşme, böyle olma. Tamam artık fitnelik yapmıyorsun fazla ama yine de ben seni sevmeyeceğim. Sorun bende, sende değil.
Geçende bu olayı Burcu'ya açtım. Burcu ki kendisi sigara tüttürdüğü halde "Pelin sen içmeyeceksin (bakın burda gelecek zaman var, ben gelecekte de içmeyeyimmiş!) sen niye içiyorsun ki?" gibi şeyler söylerek bana izin vermeyen bir insan olarak bana dedi ki "sen okul çıkışında sigara içsen, o 'aneeey Pelin sigara içiyoooo' diyip uzaklaşsa, sana 'kaka kız' gözüyle baksa nasıl olur?" Yakında beni bunu denerken bulabilirsiniz. Çare arıyorum. Ayrıca kolayca kilo veririm. (ay sigara içince kuruyup gidiyorum ben, niyetim kuruyup gitmek değil. 3 kilo vermek)
Biri nasıl anlamaz onunla bir şey paylaşmak, konuşmak veya bakışmak istemediğinizi?
"Arslanlara neler oluyor?" adlı yazımı okudum da tekrar, sevgililer gününde Özge, Deniz, Burcu dışında kimse beni arayıp sormadı. Yalnızım ve aseksüelim. Ve bu durum beni ikili ilişkilerimde (illa karşımdaki bir erkek olmak zorunda değil) vurdumduymaz biri haline getirmeye başladı. İşin çirkini çok rahatsız hissetmiyorum. Size bir öneri, iyilik yapmayın insanlara fazlaca. Sonra sizi kırarlar. Bu çok klişedir ama böyledir. Aslında amaçları kırmak olmasa bile kırılırsınız. O yüzden baştan mahvedin birbirinizi. (Ay şu her şey karşılıklıdır mantalitesinden nefretim gelir. O kapıya çıkan bir cümle kurduğum için kendimden nefret ettim.)
Sonra ben bir dizi olsaydım, komedi dizisi olmak istemezdim. (Bunu biraz önce düşündüm) Ben sadece "Lost" olmak isterdim. Bakın benim bu diziyi bu kadar sevmemin sebebi bu. Hep cevaplara ihtiyaç duymak, sorular cevaplar, heyecan. Bu her zaman en cazip geleni.
Eğer ben bir film olsaydım "remember me" "Million Dollar Baby" tarzında bir film olurdum heralde. "The good the bad and the ugly" de olmak isterdim. O filmi izlememiş olan varsa, esefle kınıyorum.
Ben gidiyorum. Beni sevsinler, ama böyle hoş bir şekilde. Benimle bir şeyler paylaşarak.

6 Şubat 2011 Pazar

Arslanlara neler oluyor?

Arslanlar size ne oluyor?
Dün annemden bir arama geldi. "Nasılsın Pelin? İyi misin? Nasıl gidiyo? Bugün bi Tamer amcanı ara da nasılsınız falan de!!!!" "Noldu ki birden?" "Dün onların apartman yanıyormuş..." "NASIL YAAAAAAAAAAA" "Elektrik kontağıyla ilgili olmuş, alt komşu fark edip uyarmış inmişler aşağıya, rezil olmuşlar akşam akşam..." "Aneey çok şaşırdım, tamam ararım ben. Hadi öpüyorum vs.vs." Aradım, iyi gibiydi sesleri ama o korku bile yeter doğrusu.
Dün gece saat 4 gibi uyudum, sabah 9da kalktım çünkü Elif halama gidecektim. Kendisi köyde yaşamaktadır. Sabah buluşup (Ahmet amcamla) (Benim 3 tane amcam var) gidecektik. Bir gittim eve, yengem de amcam da darmadağın. Anlattılar vaziyeti, gece evlerine hırsız girmiş. İç ses: Oha lan. Noluyor olm Arslanlar size. Allah korusun. 2 gün 2 vukuat. Tırstım yemin ederim. Dış ses: Geçmiş olsun amca, iyi ki evde değilmişsiniz. Bir şey falan yapardı. Allah korumuş...
---
Ben şişman değilim. Yani ben böyle değildim. Ölçülerim kayayazıyor. (üst taraf ısrarla aynı) Basenler de genişlemedi ama sıkılaşma isteğim yoğunlaştıkça kendimi sarkmış hissediyorum. Ayın 31inden beridir 2 kilo verdim. Her şey zırt diye olsun istediğim için hergün 1 kilo vermeyi planlıyorum galiba. Manyak mıyım nedir?
---
Okul 14 Şubat'ta açılacak. (Açılmamalı aslında) Nefret ediyorum SEVGİLİLER GÜNÜnden. Eternal sunshine of the spotless mind der ki "Random thoughts for Valentine's Day, 2004. Today is a holiday invented by greeting card companies. To make people feel like crap." Doğru gerçekten. Ne diyorum biliyor musunuz? İç ses: Günün son saatine kadar bekleyeceğim, belki biri "be my valentine" içerikli bir mesaj atar diye. Herhangi biri. Ama dipnot olsun, ayın 12sinde smsim bitecek. Aynı kişi mesajı yolladıktan sonra facebook'a da mesaj atar mı? Sonra ben bu teklifi değerlendirip onaylarım iyi ya da kötü. aynegzeloluryea. Nolur biri bunu düşünsün. Ama Cenan gibi bir dümbük olmasın mesela. O ne be? Ne alaka ki? (Böyle örneklemeler çok ayıp aslında. Ama hak ediyorlar bir bilseniz.)
Tüm olayım budur şu sıralar.
---
votka vol.2
5 bardak içtim. Herkesin kafası iyi olduğu için benim 5 bardaktan sonra 1 bardak da şaraba saldırdığımı görmediler. Şarabı içince benim midemin varlığı ortaya çıktı. Kustum halıya. Kusabiliyormuşum ben.

Görüşürüz :*

2 Şubat 2011 Çarşamba

votka vol.1

Yaklaşık 3 gündür Adıyaman'dayım, ne annem ne babam ne de kardeşim burda... Bütün kuzenlerim, teyzelerim, amcam, halamlar, dayımlar -Allah'ım herkes burda.- o kadar tatlılar ki hepsi.
Amma, dün soğuk rüzgarlar esti stüdyoda. Çok kötü oldum. Ortamdaki gerginlikler beni o kadar bozar ki, yani evde olsaydım mesela gerginlik olsun ama burası benim evim değil, benim 2. evim ve bunun bir farkı olmalı. Aşırı miktarda negatif yük geçişi oldu, bok gibiydi.
İnsanların, hepimizin, kusurları vardır. Bu sindirilmesi gereken bir olgu. Ama kusur var, kusur var... Asıl önemli olan, karşındakinin senin kusruna tahammül edebilmesi. İşte dayımın kızı İlkay abla ve teyzem İkbal birbirlerinden hoşlanamayan, sevişmeyen, birbirlerinin kusurlarına katlanamayan iki insan. Soğuk rüzgarlar estirdiler. İnsanlar kendi bilir. Ama ben de gıcık olmadım değil ikisine de orası ayrı.
Sonra, erkekler neden böyleler? Niye hoşunuza gitmeyen bir şey bulduğunuzda karşınıza çıkan ilk kişiye gıcık olur, soğursunuz? Bu kadar kolayına kaçmayın lütfen! Çok kızarım ben adama.
Ve bugün...
Bugün sabaha karşı 6ya kadar uyumam gene sanırım. Sohbet uzar falan filan. Ama kafam on beş yirmi otuz beş kırk milyon olacağı için uykum gelir uyumak isterim muhtemelen. İlk kez VOTKA içeceğim. Yuppi!! Ama tekila votkaya çakar, bu da burda bir dipnot olsun.
Burada hava o kadar soğuk ki... Tuvalete gitmek için çişimi biriktiriyorum yemin ederim. Millet 5-6 günde bir duş alıyor. 5. günde pes etmeyi planlıyorum. Her şey çokoş. Ders çalışmam lazım benim.
Hadi ben gidiyorum. Öpcük.

28 Ocak 2011 Cuma

ben takdir alabiliyormuşum, naber ki?

Hadi hadi kızarıp bozarma, geçen sene 83,25ti benim ortalamam... Sen ordaydın, ben üzgündüm. "Teşekkür de iyidir." Kesinlikle iyidir. Ama daha iyisi de varmış.

Kaç gündür Adıyaman'a vardığım vakit ne yapacağımı, nasıl davranacağımı, orada beni nasıl karşılayacaklarını, ne yapmam gerektiğini provalıyorum. Bütün sonuçlar harika. Ben güzel hayaller kurunca uyuyamam. İşte tüm hafta böyle geçti gitti sayın seyirciler. Şu an tüm Türkiye kış mevsimini yaşıyor benimle beraber. Kışın soğuğunu bana sevdirebilecek mi Adıyaman bilmiyorum. Ama aslında umutsuzum, soğuk kötüdür her zaman. Hep gridir çünkü. Gri renk bile değildir.
Şimdi, 17 senedir hep yazın gittiğim cennete kışın gitme zamanıdır. Bu benim takdirimin hediyesi olsun öyleyse.
Yolculuğun harika ötesi geçmesini planlıyorum. 18 saat boyunca dipsiz yalnızlık ve sonsuz mutluluğa giden sonsuz bir yol...
Ama bunun yanında, hiçbir şeye üstün beklentiler yüklememeliyim. Bu beni yanılttığında dağılıyorum çünkü. Geçen sene yazın, İkbal teyzemin beni şoka sokan ve rezalet hissettiren davranışları berbattı. Ve ben giderken gene çok mutluydum. Bunun tekrar olma ihtimalini hiçbir şey öldüremez. O yüzden kontrollü olmalıyım.

BURCUMLA BİRLİKTE NİCE MUTLU YILLARA. Deniz de bize eşlik edip, bizi şenlendirdiği için onun ağzını yerim.
Aynı öz veriyi ikinci dönem de bekliyorum Pelin.
İyi yolculuklar.

19 Ocak 2011 Çarşamba

"benim kollarım ve bacaklarım zayıflayacak"

Dün bloguma kadar herkese ve her şeye küsmüştüm. Ama şu an annemle babamın evde olmayışından istifade ediyorum.
Birinin benim ağzıma sıçması lazım.
Efendim hemen bu cümleyi açıklamam gerek, benim şu huylarımdan vazgeçmem için. Ne bu, her şeyin "kesin olmak" gibi bir zorunluluğu mu var Pelin Hanım? Hasta mısın sen? Bırak biraz. Herkesi, bütün her şeyi, köşeye koyabil! Değer verdiklerini serbest bırak. Sal onları dışarı. Nefes aldır kendine. "Arkadaşlık zor iş" "bence sen git yat uyu düzelirsin" Biriyle sonsuza kadar konuşmayacak mısın, konuşacak mısın, ne bok yiyeceksiniz, nereye kadar gidecek? Bırak bu soruları. Soruları bırak kızım. Cevaplar her zaman hoştur. Ama karşındakinin seni takmasıyla alakalıdır. Herkes seni her zaman tınmak zorunda değil anla! Birileri seni cevaplamak zorunda değil.
Ara sıra canım üzgün ve mahzun olmak istiyor sanırım benim. Ama herkes ister bunu bazı bazı.
Evet yahu. Harika bir cümle kurdum ben biraz önce.
"herkes seni cevaplamak zorunda değil"
Değil, sindir bunu.

Gene azıcık ucundan takdir kaçacak gibime geldi bugün. Ama zaten bu moralle daha iyisini kurgulayamazdım. O takdiri takdir edilmek istediğim için istemiyorum. Bu dönem buna kastım. İşin çirkini buna kasıtlı olarak başlamadım. Biriyle ilgilenmem gerekmiyordu çünkü, sevgilim olmayınca beni ruhsal bağlamda yıpratan,iyi ya da kötü yönde vaktimi çalan biri yoktu. Kastım derse kastım derse anasını satayım. Dua edin de takdir gelsin. Eğer alamazsam oldukça kötüleşeceğim.

Babama hala küsüm. Ama onun haberi yok.

İnsanları kaybetmekten çok korktum bugün. Hemen aklıma Burcu geldi. "Allah'ım dedim, gitmesin bir şey olup da, çıkmasın hayatımdan"
Sonra aklıma Özge geldi, "Allah'ım komik bir şey olup da gitmesin o da. Gideceklerse de fark etmiyim gittiklerini, yavaşça, ölü vücutların soğudukları gibi gitsinler."
Hayatıma ışık hızıyla dahil olan Denizle çok şey paylaşmayı planlıyorum. Allah baba, o da planlasın piliz!
Bunları yazmaya başladığımda hava turuncuydu en sıcağındandı, şimdi ise o kadar soğudu ki mor ve mavi arası çirkin bir şey oldu. Bu yazı da burda bitti.
Hoşça kal

18 Ocak 2011 Salı

Perhaps fuck off, might be too kind

Ne kadar ç(b)ok şey oldu bu hafta yahu.
"Çok rahatım ehehhe, çok eğleniyom ben" laflarım bana kapak oldu. Karşınızdakinin ilgi merakı sizi bir süre sonra bezdirebilir. Evet, boşlaşmamın cefasını çekiyorum. Aslında çok acı-tatlı bir duygu bu. Keşke yarışmaya girmeseydim. Sanırım hayatımın en "ciks" hatalarından birini yaptım. Sonuçta konuşmadığınız biriyle aynı gruptasınız. Saçma, sifonluk bir durum.
Yazmaya başlamadan önce her şey kafamda. Sonra yazmaya başlayınca cümlelerimi sıraya koyamıyorum. Böyle mide bulandırıcı bir duygu daha yok şu masanın karşısında otururken.
Çok çılgın bir gerçek var; ben Facebook'ta yeni profile geçmek istemiyorum. Beni zorla geçirdiler. Geçmiyorum kardeşim, sordunuz mu?
Bir de insanların lafı "Facebook'u kapatın. Çok zaman yiyor." önerisine bağlaması ne saçma. Komik yani. Oturma oğlum vaktin yoksa. Kalkıp başka bir iş yapman gerekiyorsa, git onu yap.
Klavyenin sesini duyunca " NE YAPIYORSUN SEN ORDA?" diye sorup duruyor ya şu Mustafa Arslan, bir de yazmamı istemiyor ya hani...
İşte o an bu andır.

Ve,

ben herkese küstüm. Gerçekten.

Bunalınca en güzel şarkı budur: bunalınca en güzel şarkı


16 Ocak 2011 Pazar

Sherlock Holmes çok akıllı adam yea...

Ben işte...
Kızlara aşığım bu aralar, vurduya kırdıya, ağız burun kırılan filmlere de...
Ama nasıl adrenalinim patlıyor benim o filmleri izlerken, ama nasıl anlatılmaz görülür.
Şu an annemle babamın evde olmayışından yararlanıyorum çünkü ben klavyeye böyle acayip hızlı basıyorum, ya da klavyemiz çok sesli. Pıtır pıtır yanıma geliyorlar, "napıyorsun sen orada?" diyerek. Buna kızmıyorum muhtemel olarak sorun benden kaynaklı.
Bakıyorum geçmiş kayıtlarıma, romantik kızgın sitem dolu yazılarım var ama bu son yazdıklarımda oldukça eğleniyorum. Aslında biraz boşum şu sıralar. Ah bir de şu matematikten yüksek bir not kaptım mı keyfime diyecek yok.
Film izliyorum, kitap okuyorum, yatıyorum, pekmez yiyorum, mesajlaşıyorum, ders çalışıyorum.
İğrenç miyim şu sıralar bilemiyorum.
Şunu biliyorum ki bu durum pek taktığım bir şey değil şu sıralar.
Allah aşkına neyini takacağım ki?
Napayım romantik değilsem bu aralar? Napayım? Çok sınavım vardı benim. İneklemek zorunda kaldıysam ben napayım?

5 puanla %30 indirimi de kaçırdım. Kim bana beddua ediyorsa çıksın ortaya cesareti varsa?
Hanginiz bana acayip sinir oluyorsunuz söyleyin!

Sherlock Holmes da çok akıllı adam yeağ...

14 Ocak 2011 Cuma

hepimiz ergeniz okey?


Arkadaşlar bütün kızlar regl oluyor, nedir tribiniz anlamadım. Çok kızdım bugün yahu, öyle böyle değil. Arkadaşlarıma arkadaşlarımı çekiştirmek ne çirkinkakabokpisöğk bir şey bilemezsiniz.
Benim ilişkilere bakış açım budur "kimse kimsenin her yönünü sevmez. Herkes birbirine eninde sonunda gıcık olur. Gerçekçi olun." evet, gerçekçi olun.
Bunu illa bağıra çağıra kavga ederek söylememe gerek yok ama artık itiraf etmek zorundayım Damla, bu blog sana, İdil malına ve Burcu'yadır. Damla ben seni denedim baktım ve gördüm. Sen benim deodorant ya da parfüm sıktığımı görmediğin zamanlar doğru düzgün öksürmüyorsun bile. ne için böyle aşırı tepkiler verdiğini anlamak çok güç. ayrıca her türlü olaya muhalefet olmak zorunda da değilsin.
Mal idile gelince, sen bizim arkadaş grubumuzda bile değilsin neden olay anında "ben damlanın yanındayım, pelin senin yüzünde ölüyordu damla" bakışları atıyorsun, mal mısın sen? seviş damlayla istersen. Ama Damlacık bunu kabul etmez, o ayrı. Hayır niye bizimle sevişmeye çalışıyosun ki? Ne yaparsan yap sevişemeyeksin benle. Bir insan bir hatayı bir kez yapar. (Eğer salak değilse)
Mahsum Hocanın dersinin olduğu gün sıktığımda bir şey olmadı, ondan bir gün sonra sıktım kıyamet koptu. Ve bluzumun içinden sıktım insaf edin. Öyle daha etkisiz oluyor sen dedin. Ayrıca bu olayın %75lik kısmı kafandaymış ortaya çıktı yaptığım deneylerle. Kimse kimseye bir şey demiyor diye neden böyle yapıyorsunuz cidden?
Neden böyle yapıyorsunuz?
İdil ima yaparsan bana ileriki günlerde size burda ant içiyorum ki "sana ne ya, niye yavşıyorsun ki Damla'ya?" Böyle ucuz şeylerle bizim aramız bozulmaz bence. Damla gene benim Damlam. Nayaksın hacı sen?
Hayır beni burda ergen ergen sitem ettiriyorsunuz? Neden böyle yapıyorsunuz?
Barney'nin fotosu var burda çünkü Barney'nin grip olup yere düştüğü videoyu izledim bugün. Sıçana kadar güldüm. Ted,ted,ted,ted,ted,ted,ted,...

Ted: Do you have a cold?
Barney: I'm fine! My nose was just overflowing with awesome and I had to get some of it out.






4 Ocak 2011 Salı

garip şeyler her zaman olur (mu acaba)

Soruların varlığı rahatsız eder beni her zaman. O yüzden cevapların insanıyım ben. Bir soru soruyorum cevabı çok basit... Cevabıma ihtiyacım var. Cevap almalıyım. Bana cevabı hızlıca ve kesin veren insanlar her zaman mubahtır.
"Kafamda sorunlar var." Bu sorunlar halledilir. Aslında edildi de. Çünkü birileri sürekli bana "sabırlı sebatlı ol, bekle" diyip duruyordu ki (bu dünyanın en zor işlerinden biridir benim için) her şey hızlıca olsun isteyen bir insan için bu hiç de kolay değildi. Aynı anda arkadaşınız olan bir insanın ağzından çıkan boş ve bir niteliği olmayan cümlelerden saçma salak anlamlar çıkarmaya çalışıp, beyninizin içine sıçabilirsiniz.
Yaklaşık 2 haftadır kontrolümü kaybetmiş bir şekilde geçirdim. Bugün 1 haftasını sadece karamsarlaşarak, diğer haftasını pollyanna olarak geçirdim. Tabi ki bunları hafta hafta ayrı olarak yaşamadım. Aynı gün birçok duygu yaşadım kendi içimde. Fırtınalar kopardım. Ders çalışamadım, başka hiçbir şeye konsantre olamadım. Tek derdim bir cevap almaktı. Cevabımı aldım, cevabımı alıncaya kadar adrenalin yüklüydü. İtiraf ediyorum cevap beklediğim yöndeydi. Çünkü belki de içimde bir yer hep korktu olumlu olandan. Ama her zaman başka bir yerde dedim ki "hoş olurdu lan"
Olmayacak ama ben de böylesine karmaşık ve soru işareti dolu olmayacağım. Ayrıca enfes rahat, huzurlu ve mutluyum. Aynı zamanda ara sıra boş biri olduğumu düşünmeye başlasam da bu tarz duyguların beni ele geçirmesine izin vermiyorum.
Biz iyi arkadaşız, bana iyi davranmasını seviyorum. Benden kaçınsaydı kendimi vebalı gibi hissedecektim ama işte böyle yapmadığı için bir damlacık ağlamadım.
Fark ettim ki ruhsal bağlamda güçlü bir kızım ben. "Üzgünüm" "Ben hasta değilim" "Bağışıklık sistemim çok güçlü ben grip olmam" "Sor bakalım tanga giyiyor muymuş"lu bir hafta beni bekliyor.


Celine: Isn't everything we do in life a way to be loved a little more?

before sunrise

30 Aralık 2010 Perşembe

Stop Me If You Think You've Heard This One Before

Bu hafta ben yarıldım, öldüm, gülmenin Allahını ben bu hafta yaşadım.

Bermuda şeytan üçgenini anlatmak istiyorum şimdi size. Aslında bunları buraya yazmanın bir anlamı yok. Ama bunlar unutulmamalı! Bazı güzel anılar unutulmamalı, kötü olanlar hiç unutulmamalı zaten de.
Ama böyle bütün bir hafta nasıl böyle hoş geçebilir ya? (Allah'ım nazar değmesin, nolorsun)

Biraz önce orijinal ismi
Jeux d'enfants (bkz: Love Me If You Dare) olan bir film izledim. Film şirindi yahu, oldukça şirindi hem de. Bazen arkadaş kalmamak gerekiyor.


Bermuda Şeytan Üçgeni
1) Argun edebiyat dersinde sunum yapıyordu. Hazırlandı böyle, cici cici. Ayşe Hoca (edebiyat öğretmenimiz olan, vur ağzına al lokmasınılık bir kadındır.) sordu: "Kimin sunumunu yapıyorsun sen?" İşte o an aslında zaman durdu. Çünkü ardından çok etkili ve unutulmaz bir cevap gelecekti. Ve Argun cevap veriyor: "Benim?!"
Ciddi misin Argun? Sandalyeden düşmeyi bile göze aldım o sırada gülmekten.

2)Ben zaman bulamadığım için 35 milyar 48 bin 35 zibilyon senedir "Kürk Mantolu Madonna" adlı bir kitap okumaktayım. Çantamdaydı. Çantam açıktı bugün, Argun geldi, gördü ve aldı: "Aaa, bu kitaaaap, çok güzel ya bu!!!" "Okudun mu sen?" "Hayır" İşte bu saçma diyalogun ardından, Argun büyük bir sakinlikle kitabı açar, içindeki fotoğraflara bakar falan derken "Madonna nerde hani?" diye bir soru sorar bana. Sıçtım gülmekten. Kelimeler kifayetsiz şuan...

3)Matematik dersindeydik, hocamız hastaymış. Ders anlatmadı. Takıldık. (Tabiki bu olayda da Argun var. Başka kim olabilirdi?) Argun yemek yemeyi unutmuştu. (ki bunu genelde yapıyor, ilginç. Bunun ona hatırlatılması gerekiyor. o şeref bana ait.) Hocaya son 10 dakika varken dedi ki "Hocam, yemek almak için kantina çıkabilir miyim?" "Dersteyiz ama olmaz." Yaklaşık 2 dakika sonra hoca sınıftan çıktı. Argun ayağa kalktı büyük bir sakinlikle öğretmenler masasının önünden geçti, kapıya gitti. Sonra dedi ki "masada bir kağıt var. Hoca 'şimdi nolcak?' falan yazmış anlayamadım ama..." Ben kalktım gittim bakmak amaçlı. Yazanlar şunlar efendim "Şimdi nolcak, şimdi nolcak mosmor oldun mu, şimdi nolcak?" Alt tarafı izin vermedin kantine çıkması için, neden kendi içinde bu kadar hırslandın anlamadım hocam? Bir şey olmayacak bence. Türlü türlü manyak var. Mosmor oldun mu?

Hiç zannetmiyorum.

28 Aralık 2010 Salı

neden böyle yapıyorsunuz?

Bakın bayım hem diyosunuz gülelim eğlenelim, onları yazalım diye. Sonra da "hiç gülmedim ben, yazmışsın ama olmamış." Valla vurrum, yazınca bazı şeyler komik olmuyor zaten. Seni kınıyorum bu da benim en ağır lafımdır.

Herkese güvenmem hem ben. Yanlış bir cevap verdim hem de. Sadece etrafımda, çok yakınımda olmasına izin vereceğim kişilere güvenirim ben. Deniyorsun ama başaramayacaksın.

Atom bana bayılıyor ayrıca. Kıskanma.

(Bunu yazarken eğleniyorum.)

Ayrıca şu "Özge çok ateşliymiş" olayı bir efsanedir. Bizim efsanemiz var grupça. Herkese kapak olabilir bu.

Sana şu fotoğrafımla cevap veriyorum.

Nayaksın?

25 Aralık 2010 Cumartesi

"anne ben kötüyüm, öyle bakma"

Bugün konu başlığım oldukça fazla... Buraya her an girip aklımdaki cümleleri yazabilme şansım olsaydı sizi çok güldürürdüm. Neyse bugün cumartesi, Beşiktaş'ın pazarı oluyor efsanevi. Annemle gideriz arada. Buzdolabını doldurma niyetinde olur kişilik, ben ise onun askısı.Yüklenir babam yüklenir. Ve o arada biz ayak üstü dedikodu yaparız. (Dedikodu yapmak ne kadar boş ve çirkin bulunsa da harikadır. Onlar "genel ahlak yasaları" falan diye kıçlarını yırtmasın. Dedikodu cinsiyet ayrımı gözetmeden herkesin yapabildiği, zaman farkı gözetilmeden her an yapılabilen, sınırsız konu seçeneğine sahip olan dünyaya gelmiş yegane harikalıklardandır. Ama işlevi önemlidir. Kimle yaptığınız önemlidir. Yakın arkadaş grubunuzla yapar, şu şöyle yapmış. O zaman biz de yapalım. Ya da artık şuna şöyle davranmalıyız falan triplerindeyseniz harikadır. Kullanmayı biliniz.) Babaannemin saçma davranışlarıydı konumuz... Yengemin çocuklarına bir şeyler almak niyetindeymiş ama arada annem alsın tribine girmiş annem de almamış. Bizim paramızla başkalarına adamlık yapıyor dedi annem ki doğrudur. Sonra da dedi ki "onlardan korkuyor ondan öyle yapıyor" ben dedim ki "o zaman bizden de korksun, ben 17 senedir yaşıyorum bana bir şey almadı daha." O sırada annem iyi bakmadı bana. "Anne ben kötüyüm, öyle bakma" dedim. Nasıl demişim ama. Ayrıca ben kötü değilim be.
Bu cumartesi pazarında (annemle sürekli gittiğim için) beni tanıyıp, benimle dar alanda kısa paslaşmalar yapmaya çalışan pazarcı kardeşler olur. (2 taneler) Bakın böyle kendimi iyi hissettirmeye çalışmıyorum, birileri bana asıldı diye mutlu olmam. Gıcık olurum ben. Kaşlarım çatık yürüdüğüm için çoğunlukla bana asılma gafletinde bulunmuyor adamlar ki başka sebepler de var. Mesela ben dekolte giyip giymesem de pek bir farkı yok, göğüslerim büyük değil çok yakınıyorum bı konuda. Bilirler Damla ve Özgegiller. Sınıfa bir hoca girer mesela kadıncağızın önce göğüslerine bakarım ben. "Anaa büyükmüş..." derim arkamı dönüp çirkin bir yüz ifadesiyle. Zaten ölçülerime bakın "82-63-90" Allah kıç vermiş. Teşekkür ederiz müessese olarak. Arada kalan şu 63 hiçbir şey, azcık tutsam ağzımı 3 cmcik erir gider. Ama şu göğüsler kilo alıp vermek gibi değiller. Bakacağız artık.
Sonra Burcu bana bir yazı ithaf etmiş, onun ağzını yerim ben. Kızdım çünkü bu blogun oluşmasını sağlayan kişiliktir o. Benim blogumu da okuyanlar fena olmadığımı söylüyor ama yine de o daha iyi gelir bana hep. Ya da ben hep kendime düşük puan veririm ondan.
Burcu bana güzellik konusunda 9.1 verdi geçende. Sen benden güzelsin ayrıca. Gözlerin renkli, beyaz tenlisin (ben de öyleyim ama ben çok soluk tenliyim. Geçicek çünkü doktora gideceğim. Bu konuyu sonra ayrıca konuşacağız.) ağzın burnun düzgün benim gibi değil dedim. Bana dedi ki, süper fotojeniksin, beyaz tenlisin, dudakların benden kalın falan vs.
Hala her şey çok çabuk olsun istiyorum.
Herkesin kafasının içindekileri bilmek istiyorum.
Bursluluk sınavlarında iyi çıkmak için bu aralar işleri biraz sıklaştırmaya karar kıldım. Şimdilik gidiyorum. Dönüşüm muhteşem olacak.

yazdıkça yazmayasım gelir, en son susarım: Pelin Arslan'a

yazdıkça yazmayasım gelir, en son susarım: Pelin Arslan'a: "O benim en yakın arkadaşımdır. Bu ayın başında Berk beni terkedince, ki bunu mesajla öğrendim, Pelin yanımdaydı. Bu tesadüftü biliyorum. Onu..."

22 Aralık 2010 Çarşamba

...ben saksı değilim diye bağırasım geldi







Ara sıra kendimle söyleşi yapmam gerek.
Bakın ben vesveseli bloglar yazmıyorum buraya. Burda bahaneler bulup birilerinin dedikodusunu yapmadım. Yapmam da. Bir ayrılık olayı yaşandı her şey çok sessiz oldu, aşıldı, kapandı. Tekrarı asla olamazdı, olmadı. Ama şuan sınıf bok gibi. Ben bunun sorumlusu değilim. Hiçbir zaman da almayacağım. Bana "insan kostümü giyip" gelip işinize yarayacak soruların cevaplarını alıp gidebiliyosunuz pekyavaş ve diğerleri... Ama ben "kitapta diğer hikayeyi okudun mu?" diye soruyorum (ki bunda bir çıkar olayı olmadığı bariz değil mi?) "hayıor" diye cevap verip arkamdan salak salak gülmenin anlamı nedir anlayamadım. Her geçen gün daha çok seviyorum Argunumu, Özgemi, Damlamı, Ercanı, Burcuyu... Hepsi çok ayrı ve çok derin bir anlam kazanıyor her geçen dakika.
Senin arkandan örgütlenip "onlarla konuşmayın!"cılık oynamak hepimizin fikriydi. İyi de yapıyoruz aslında düşününce, ara sıra cadı olmak lazım.

Bu cümleyi çok kurdum bu hafta.
Oldukça fazla gülüyorum bu aralar, biri bana demişti ki "çok karamsarsın, biraz eğlenceli bir şeyler yaz da gülelim" ona itamdır zaten bu başlık :P

Gerçek kesit
*Kimya dersindeyiz. Bezmiş durumdayız artık. Neyden bahsediyoduk bilmiyorum ama Özgeyle benim aramda yapacağız edeceğiz bilmem ne muhabbetleri döndü. Durup durup "yıkılmıycaz sülümaaan!!" diye bağırdım. O an bu olaya tanık olan herkes koptu...*
* http://fizy.com/#s/16k5x7 eğer meseleyi kavramak istiyorsanız bu şarkıyı dinleyin. Kollarınızı havaya kaldırın, şarkıdaki iniş çıkışları mimiklerinizle vermeye çalışın.

We are the champions
No time for losers
'Cause we are the champions - of the world - *
* Eskişehir gezimiz Yasemin Hoca ve onun sonsuz sigarası dışında harikaydı. Onu sigarasının dumanına sarmak istedim tüm yolculuk.*
*http://www.youtube.com/watch?v=Lf9FotDaoMk bu da hepinize gelsin*

Bugün Habertürk'ün nerde olduğunu öğrendim, Argun evimi biliyormuş, (çok şaşkınım şuan) (nasıl oldu anlamadım da) Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'ni de gördüm. Çok bilgiçliyim şu sıralar.