Bu kasvetli odanın neler ifade ettiğini benden ve ondan iyi
kimse bilemeyecek.
Ben kaybetmekten çok korkarım bu yüzden sevmekten de çok
korkar-d-ım. Ama filmlerde de anlatıldığı gibi gerçekten de bazen biri gelir ve
bütün bunlar değişebilir. Ya da bunların hepsini erteleyebilir.
İşin ciddiyetine bagajını yerleştirirken eline “bagaj
numarası yazan zımbırtı”yı tutuşturduklarında anladım.
Ağlamak çok güçsüzceydi.Hiç bana göre değildi, yapamadım.
Arabaya bindiğinde koyvermiştim artık kendimi. Ama
dışarılara doğru değil, içime içime. Sel olmayan gözyaşları, çok az ama çok
özlü şeylerdi.
Dedi ki “Ne güzel ya koyvermedik kendimizi Allahtan yaptık o
ödevleri de kafam dağıldı!!” İç sesimle bağırıyorum “Ah ne güzel şeysin sen,
hep yaşın 19” –kimindi bu şarkı MFÖ mü?- şarkı o kadar tatlı ki aslında, hiç
ağlarken akla gelmez belki de. Ama biz gülüyorduk zaten. Çünkü bu bir veda
değildi. Hoşça kal denmemeliydi.
Diyemedim.
O da demedi.
Dedim ya sizlere birini sevmek çok tehlikeli… Hareketleri
çok hızlı ve keskin, tadı acı, kokusu da içini yakar. Çünkü gitmesi
gerektiğinde kal diyemezsin, hakkın yoktur.
Gelecek olursa da dört gözle beklersin ki; umut, bir kişiye
verilebilecek en büyük cezadır.










0 yorum:
Yorum Gönder