27 Ocak 2010 Çarşamba

Nice senelere bitanecik Burcu Altuğ

Allah'ım binbir zorlukla geçmiş bir hafta.
Zaten gün kavramı bitti benim için. Geç yatıyorum falan. Bizimkilerin "genel, geren prensipleri"nden biri "Önce çocukla yatar, sonra anne ve baba yatar. Bütün ışıklar söndürülür." Karanlıkta harıl harıl mesaj yazma faslı. 2ye doğru uyumalar. Ey okuyucular, benim bünye pek sağlam değildir, geç yatmalara, hiç uyumamalara, depresyonlara, zaten kansızım canlı cenaze bir tipim var.
Ruhsal sorunlarımı biraz aştım galiba ama birazcık. Aşmak dediğim, üstünü örttüm. Normal olarak aklımdan çıkmış değiller. Ama çok başka problemlerim var artık...
Annem. Başlı başına bir problem olmaya başladı. Bir insan pireyi anca bu kadar develeştirebilir herhalde. Korkunçlaşmaya ve çirkinleşmeye başladı. En kötüsü çirkinleşmesi zaten. Bir sebep de bulamıyorum. 9-10 sene önce menapoza girdi bu kadın. Anlayamadım. Ama aşırı üzülüyorum anlatamam yani.
Telefonumdan da nefret ediyorum. Lanet lanet laflar işitiyorum onun yüzünden. Çok sıkılıyorum Allah'ım. Bana bir hınzır tayin etsen mükemmel olurdu. Boşuna kasıyor.
Bu kadar laftan sonra benim için en yakın kişi olan kişidir o. (ne abuk bir cümle bu) İyiki doğdu o. Sadece biraz sabırlı ve depreşmeyen biri olsa hayat ona renkli bahçeler sunacak gibi...
Nice senelere Burcu Altuğ!

23 Ocak 2010 Cumartesi

tabi ki

şimdi tabi ki annen karşına geçip, elinden telefon düşmüyo ki, mesaj yazmaktan ders düşündüğün mü var der. der. ben olsam ben de derdim. zaten haklı. cidden böyle düşünüyorum. bu işleri bırakacağım en sonunda.

bunun bir de gece versiyonu olacak, ona 2. round diyeceğiz ve onda babamla ben kapışacağım. bana malsın dese yemin ederim normal karşılarım bunu. bu kadar olmaz ya. o kadar yapılmaz yani. o kadar laf ettin. neye kaldın şimdi ? hadi yiyosa gitsene ?

böyle olursun işte. aptal

22 Ocak 2010 Cuma

gene yağmur

Yorucu ama tatlı bir günün ardından yağmurun altında eve koşturmak,
sonra durmak,
damlacıkları seyretmek,
ahenklerine şaşırmak,
huzurlarını paylaşmak, ah...
Yağmur silecek kederimizi.

Paranormal Activity

Yemekteyiz'de olduğu gibi eleştirmek istedim bu filmi. Büyük toto korkusuyla girdiğim film aslında beni pek korkutamadı.

Ancak bunun sebeplerini sıralayacak olursam;
1) Burcu bana filmin taslağını anlatmıştı. Bu sebeple nerde ne olacağını bildim en azından tahmin ettim.Son sahnenin en fenası olduğunu da söylemişti o yüzden onu izlemedim ^^ Teşekkür ederim ama gerçekten. Çünkü korku ve gerilim içeren filmler benim ruhumu bozuyor. Iyk.
2)Hiç ürkmedim desem sallamış olurum bu arada.

Azcık korktum.

19 Ocak 2010 Salı

Bu aralar.

Bu aralar canım pek bir şeyler yazmak istemiyor. Hep aynı şeyler oluyor çünkü, herşey aynı ve yerli yerinde.

Fakat; içindeki sesleri susturamazsın. Lanet okuma ihtiyacı duymayı sevmiyorum.

Onun da dediği gibi "olmayınca olmuyor" be pelin.

8 Ocak 2010 Cuma

Yavşak bir aile olmak

Yavşak ve yağlı bir ailem olsaydı heralde, oks'de şehir dışındaki liseleri tercih ederdim.

B. Hocam benim de diğer derslerim iyi. Bana da sözlüde iyi bişeyler yaparsınız ;) olmadı semoş güzel içli köfte yapıyo, getiririz, Problem yok.

Fizik dersi.

-P: Bu adam eline alsa BALTAYI, dese ki bu baltadır, yemin ederim daha mantıklı olur. En azından anlarız.
-Ö: Şu Twittyli defteri alsak adamın herşeyini öğreniriz ha.
-P: Taş devrinden kalmış, Barni be o. Hatta onlar daha modern bowling oynuyolar olm. löjfdblşg
-Ö: ljksflds

Barni Moloztaş namıdeğer..

Sorun 63 almak değil Barni Moloztaş. Sorun insanın gururunu kırmamak. Rencide etmeye çalışmamak. Kimseye yalvarcak değilim herkes de bilsin bunu, alttan alıyosam eğer insanlığımdandır, sabrımdandır.

Ama ben sana saygı duyuyosam Barni, sen de bana duymak zorundasın. Ve pelin arslan'a bulaşırsan eğer, o, öğretmen olmanı falan umursamaz seninle kavga etmekten de çekinmez.

Barni Moloztaş'a.

1 Ocak 2010 Cuma

O kadar özledim ki,

O kadar çok özledim ki sevgi çınar'ı, kelimeler kifayetsiz kalıyor bugün.
Aldığım pozitif enerjiyle normalde yapamayacağım bir şey yaptım.
Eskilerden konuştuk, en tatlısı buydu.
Çok hoş hissettirdi, gerçekten. O kadın 2007-2008de de böyle hoş hissettirirdi. Çok mutsuz olduğu belliydi. 52 kilodan 46 kiloya düşmüştü. Çok mutsuzdu evet. Üzüldüm gerçekten. O, ben ve burcu italyaya gitsek keşke. Bizimle yaşasa o. "Sıcak bir evimiz olsa hocam :)" dedim bugün ona. O kadar şirin ki, herşeyimi anlatasım geliyor. Telefonunu karıştıracak kadar yakın biriydi o bana, bırakır giderdi. Mesajlarına bakardım. Kim hangi hoca böyle rahat olabilmiştir ki.
Samsun'a dönmeyin hocam. Bizim evde kalın. Semoş bize sarma sarar. :'(

dövüş sanatları

Eski günleri özleyeceğim aklıma gelmezdi, 2008 yazında. Hayatımın en kötü günleriydi sanki onlar, neşeyi ve hırsı kaybetmiş, var olduğunu düşündüğüm, benim olduğunu düşünüp kendimi kandırdığım herşey uçup gitmişti.
Ama o günleri özledim. O bunalımlı kendimi kitaplara verdiğim, gereksizleri bertaraf edebildiğim günler... Kalanlarla yola devam etmeye çabaladığım.
Burcuyla konuşurken dediğim gibi, biz küçükken hayallerimiz de küçüktü, hayal kırıklıklarımız da. O kadar üzülürdük, şimdi bu kadar.
Öyle büyük değişmişim ki, kendimde değil gibiyim. Sarhoş gibi. Ruh hastası gibi. Bıktım kendimden. Silkinemeyecek kadar ağırlık var üstümde.
Bu söylediğim şeyleri söylemek istemiyorum. Kimseyi istemiyorum. İstiklali istemiyorum. Sadece bilmediğim bir yerde, denize bakan evimde ustamdan dövüş sanatları öğrenmek istiyorum. Sonra döndüğümde güzel eğitimli bir vücudu olan hoş bir bayan olacağım. Hepiniz "vay be" diyeceksiniz.
BUNLARIN HİÇBİRİ OLMAYACAK DEĞİL Mİ?
HA-HA.

31 Aralık 2009 Perşembe

devamı

Hiç kimse boşuna uğraşmasın.
Her gelen yılbaşı benim için hep bir öncekinden daha beter oldu. Erkenden uyumak isteyen ruhumu susturmak, bişeyleri anlatabilmek isterdim, evet.
Bir şarkı sadece bir şarkı kötü hissetirebilir. Eğer dolduysan.
Hayatında ilk kez cici oldun belki de. Ama karşı taraf değildi. Bu büyük ihtimalle kaderin cilvesi denen şey. Gene ağlıyordum biraz önce, kimse görmeden.
Birinin yanında istediğimi söyleyebilseydim, kendim gibi hissetseydim keşke. "Kırılacaklar mı?" diye düşünmeksizin. Durmaksızın yaşasaydık. Basit ve küçük kuruntularımız olmasa, insanın içgüdüsü olan basit ve temel duyguları aşsaydık. Hayatımdan sıkılıyorum. Benim de canım sıkkın oluyor. İçimde olanların içimde kalmasından bıktım. Ağlayarak şarkı söylemek hoş mu ?
Bu konuda kimse Thom Yorke ile yarışamaz. Hissettirdikleri farklı oluyor gerçekten. Eğer olay sadece ağır metal bir havanın arkasında gür ve doyuran bir ses duymaksa, herkes benimle dalga geçebilir çünkü bu melodiyi kaldıramadığım zaman çok oluyor.
Hiç kimseye kızmıyor ya da kinaye yapmıyorum burda. Hiçbir şey değil amacım, rahatlamaktan gayrı. Biri gülerken diğeri ağladığında gülen onu sarsaydı keşke. Sarmaya çalıştım ama herkesin içinde olması gereken bir şey bu. Hem olmayadabilirdi, yanlış zaman, yanlış yer, yanlış sözlerle. Belki anlatamadım. Ama canımı sıkan birşey var, paylaşayım son olarak. -sayın seyirciler.-
Ben içkiden, içenden bıkmışım, gelip bana içicek misin derseniz köpürürüm. İçkinin de içenin de...

25 Aralık 2009 Cuma

Orada, orada.

Uzaklardasin; ondan, orada'dan uzaklarda.

Artık bir ezgi değilsin kafamda. Değiller.

Gözlerimin içine bak, gerçeği söylediğimi anlamanın tek yolu bu.

23 Aralık 2009 Çarşamba

durmaksızın

beni küçük bir kasabadaki pembe panjurlu bir eve götürsen,
orda sarılabilsek,
yüksek sesle müzik dinleyip, sözleri tam olarak bilmesek bile bağıra bağıra söylemeye çalışsak,
ama bunların hepsi hoşuna gitse.
mızıkçılık yapmasan bir kere.
sonra karnımız acıksa,
yemek yapmaya çalışsak ve yapamasak,
sonra açlık geçse.
sonra dansa kaldırsan beni,
bir baksak gece olsa, yıldızlar düşse semalardan, dilek tutsak.
birbirimize söylemesek,
dünyanın en güzel filmini izlesek senle ama bitirmesek,
her güzel şeyin bir sonu olmasa yani.
dünyanın en hoş manzarasını görsek birlikte, bir resim yap deseler o gelse gözümüze.
hiç uyumasak.


24 saat yaşasak seninle, durmaksızın.

16 Aralık 2009 Çarşamba

dı,dı,dıdım,dı,dım, dı,dım

Dertlenince anasını satıyım, çok uzun bloglar yazabiliyorum. Ama şuanda olduğu gibi ruh halimin olmadığı durumlarda çok daha hoş, sakin, okşanası bir tipim. İçimde çok evcimenim, aslında.

İyi

Daha iyi olabilirdim, olmalıyım, olacağım. Kesinlikle.

Patates Kızartması

Ağzım yanıyor !
O nasıl bi patates kızartmasıydı, acılı ketçapla birlikte.

11 Aralık 2009 Cuma

Huh hu

Aynı melodi.


Beni ordan oraya götür.


Sakin ol.


Da-da-da-dam dıd-dı-dı-dı-dı-dı....

8 Aralık 2009 Salı

Yok

Hayat zor. Hiçbir şey yazasım yok -sayın seyirciler!-

5 Aralık 2009 Cumartesi

Kırmızı Ayakkabı

Öyle şeyler söyleyebilmek isterdim ki, her kelimesi seni çeksin saklasın bir yerlerde.
Öyle şeyler gösterebilmek isterdim ki, rüzgar olmak isterdim ki eseyim etrafında.
Rüzgara karşı uçmaya çalıştım,
gözlerim kapalı seni aradım. Öyle bir ilaç bulabilmek isterdim ki, kurtulabilmek
aşka dair bıraktığın korkulardan ama yaram çok derin.
Bıçakla keser gibi kesip atabilmek bütün her şeyi
kesebiliyorsan ruhumu, dene; duygularımı, yüreğimi..
Çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar,
onlar da senin gibi çok tatlıydılar ama; canımı yakardılar, acıtırdılar.

3 Aralık 2009 Perşembe

Aşırı duygusal

He'll give you breathing holes.Then, you will seem happy.You'll wallow in your shit.Then, you'll think you're happy.