28 Kasım 2009 Cumartesi

Yuh

Yuh !

Aslında ben iyiymişim. Yalan söylemiyorum, biraz yardım et bana...

İstediğim azıcık ucundan bi yardım, bi tebessüm, bi fedakarlık ya da bi çabaydı. Sen bana değiştin demekle başlayıp yalancı demekle çıktın. M.... gerçekten yanlış bunlar. Gerçekten haketmiyorum bunu ben. Ben bizim için bişey istemiştim. Her zaman benim yaptığım şeylerden birini. Çabayı.. Seviyosan ve istiyosan neden mesaj atma işini sıraya bağlayasın.

Gerçekten hiçbir zaman o atsın önce diyip beklemedim ben. Ama bu sefer bekliyorum çünkü farklı. Acıdı içim. İyi olsam ben niye böyle entrikalar yapıyım? Bu kadar basit bi kız değilim ben. Triplere bağlayıp arkandan kızlara "bana dayanamadı anında barıştı" ayarında dedikodular ne zaman yaptım? Yapar mıyım? Beni hala tanımamışsın. Bunu söylediğimde sinir olduğunu görebiliyorum ama öyle.

Bişeyler yapar mısın bizim için onu görmek istedim. Gördüm de, hiçbişey yapmıyomuşsun. Koyarmış sana. Ya da haketmiyomuş aramızdaki şey. Ben çabalayarak ya da çırpınarak kendimi acıtmışım. Şaşırdım gerçekten, şaşırttın beni. İnatlaşmayalım diyip inatlaşan sen oluyosun. Beklemiyodum gerçekten.

Sarılışınla huzur dolmak isterdim.

Özledim.

Yalnızlık

Yalnızsan, gözlerinden belli olurmuş bunu gördüm ben. Yalnızlık zor zanaatmış.

Adam öyle bakıyodu ya. İnanamadım. Ürkek ama saldırgan da. Ama aslında içinde savaş veriyo. Dışarda değil o, bizim gördüğümüz yerde, yaşadığımız yerde değil. İçinde, başka yerlerde. O yalnız kalmış, kaldığı yerde. Kimse anlamamış onu.

Ben öyle bakmıyorum. Bakmıyım nolur.

23 Kasım 2009 Pazartesi

H1N1 değilmiş, doktor dedi.

Doktor, teşhis bölümüne enfeksiyon yazdı. 4 tane hapı dayadı, sonra da..


Dün gece hiç uyuyamadım, güneş hiç doğmaz gibi geldi bana. Anneni 2 kere uyandırdıktan sonra babanı da uyandırırsın ama yazıktır bee.. Bütün ev bi tur uyandı sayemde dün gece. Saat 5 sularında ağlıyodum artık. Kafam mongolların kafası kadar ağır, kuru kuru öksürüyorum. Arada bir titreme de geliyo işte.. Yalnız kaldım, ayıp artık kimi uyandıracaksın, bi de ne diyceksin herşeyi yaptı kadın. Ne yapabiliyosa. Geç ey lanet olası derken, annen olan kadın uyanır ve ağrı kesici verir sana. 2 saat uyudum, hiç uyumadım diyemem. Yalan olur sonra. Ama o gecede o karanlıkta bir de acı çekiyosan gerçekten ağlarsın. Yazık oldu.

20 Kasım 2009 Cuma

Hadlen ordan.

Araya yemek girdi. Ne yazacağımı unuttum.

Ne kadar çalışırsam çalışayım 50-60 alıyorum zaten. Bu tarz açıklaması olmayan malca davranışlar beni derslerden ve okuldan falan filan soğuttu. Bunu bildim, şuan.

Yusuf Hocanın müthiş kaleminden çıkan notum bu seferde 64. Sallamasın. 80-90 arası bekliyordum o sınavdan. İnsanı soğuttu, onun olduğu günler okula gidesim yok artık.

Bir de benimkisi dahil olmak üzere bazı kendini bilmezler "Yusuf Hoca sınıf öğretmenimiz olley !" HADLEN ORDAN. Şimdi de öyle düşünüyosunuz di mi ?

Bir gün için değil, bir ömür için bakılmalı bazı şeylere.

-mış gibi yaşamak

Yine hiç mutlu değilim ve olamıyorum, bu kadar kolay mıydı? Verilen sözler falan. Lan ben o sözleri kimseye vermedim, "kendime" verdim. Bu kadar aptalca gidiyo olamaz bişeyler, istiklal caddesinde. Onun üzerineki saygıdeğer(!) okulda. Osmanlı Devleti'nin dağılma dönemleri gibisin, dışı gür içi kof bir ağaç.

Hiçbirşeye değmez.

İnsan boşuna ara sıra "Marilyn Manson dinleme ihtiyacı" duymaz. Bir sebebi vardır ve bir amaca hizmet eder, bu eylem. Çünkü küfür edebilmek, doğru şeylere doğru zamanda bağırabilmek zor iştir. Ve küfür etmek güzeldir. Ama ota boka her gördüğüne, herkese değil. Gerçekten istediğinde, etmelisin. Edemiyorum ama.

İstemiyorum ama gülüyorum, bu ülkede yaşamak istemiyorum ama burdayım, biraz daha. Ara sıra seninle konuşmak istemiyorum ama konuşuyoruz. Konuşamıyoruz da. Mesela şuan yaptığım şey şu " sonra konuşalım mı?" dedi ki tamamdır öptüm. Ay ben de. Kaçtım senden. Canım sıkkın. Telefonumu kapatasım var. Bir haftadır açmadım bilgisayarı. Bugün sırf blog yazmak için geldim buraya.

Çikolata

Dişlerini fırçaladıktan sonra, çikolata yemek gibi saçma ama mutluluk veren bişeysin.

13 Kasım 2009 Cuma

I'm a Creep.

Buraya ait değilsin ve olmak da istemezsin.

Ne bokuma yarayacak düşüncesi galiba. Buraya bu şekilde yazmak hoş bişey, bunu bana kazandırdığı için bitanecik annem Burcu'ya teşekkür ediyorum. Minnet duymak gibi bişey bu. Hoş şarkılar dinleyip, olumsuzlukların içindeki olumlu karakter olmaya çalışsan da çevredeki koşullar buna engeldir, bazen. Yakın çevren, ailen, akraban, zırtın, bırtın. Önemli olan içindir ama. Özünü kaybetmemen ve en önemlisi kendine bi öz edinmek gerek önce. Haksız olduğumda biliyorum ben M.. Ama haklı olursam, bunu da bi güzel biliyorum. Kavgalar hep senin tarafından çıkar-ılmış oluyo bu aralar. Çünkü 1. yaşımızı doldurmuş olmamıza rağmen, beni tanımadığını görüyorum her seferinde.

Ve sen bi uyuzsun ve ben de bi uyuzum.

12 Kasım 2009 Perşembe

İçine sıçılmışlık duygusu.

Bu duyguyu yaşayan bilir. Ne oldu bilmiyorsun falan, ama oluyo. Önüne de geçemiyosun, zaten herşey oluyoken bakakalıyosun o zaman sadece bakıyorum ben de bundan sonra.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Neşe

Ay allahım, şifremi söyleyesim var o derece. Absürt bi nedenden dolayı okuldan kaçıyorum, sınavlar haftası herkes domuz oldu. (Sevgilim de ne yazık ki ve o olduysa tehlike çanları bana çalıyo demektir)
Okuldan kaçmamda Semoş karakteri bana yardımcı oluyor ve Hamza Hoca'yı görüp "topalakmış.." diyo. Arkadaşlarım kopuşlarda tabii.. Annem neşeli olunca onu seviyorum, kuruntucu olursa sevmiyorum. Semoş bir halk kahramanı tabi ki.
Sınavlar haftası, okul boş. Hoş işler bunlar. Neşeliyim ama

9 Kasım 2009 Pazartesi

So Hott.

You got a body like the devil and you smell like sex. I can tell you're trouble but I'm still obsessed.
You're like the kiss of death, like the hand of faith. I can tell you're trouble but I still wanna taste. Because you know you're so hott.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Hayat Güzel Galiba.

Hayat güzel.. Hele güzel şeyleri, güzel anlarda, güzel kişilerle yaşayabiliyosan ne mutlu sana. Çünkü hayat sana eşki limonlar sunar çoğu zaman ve sen onları tekilanla yiyip, keyfine bakmayı bilmelisin. Bu böyledir.
Doğruluğunu savunduğun ve olmasını istediğin şeylerin peşinden git derim ben, o zaman eğer birazcık değeri varsa ve aklına gelirse karşında olan kişinin o zaman herşey mükemmel olur, olucaktır. Olmalıdır.
Pozitif düşünceler saç ve polyanna olmamak kaydıyla iyimser ol. Üzülecek çok fazla şey var.

24 Ekim 2009 Cumartesi

Mutluluk

Ben çok mutluyum, hergün böyle olsun istiyorum. En kötü günüm böyle olsun!

20 Ekim 2009 Salı

Post Blue

Evet, ben sana bayılmıyorum. Ben kimseye bayılmıyorum ne anneme ne babama, hatta onlara sadece saygı duyuyorum ben. Bunu sonra açıklarım ama şimdilik bu yeter. Bak küçüğüm, hala pek ergensin. Biraz büyü.. (ruhsal açıdan yani)
Yahu sen olmasan da hatta hiç kimse olmasa bile ben tek başıma ağlamak üzülmek için nedenlere sahibim, ben bir an önce son 3 senemin geçmesini, çevremin, yaşamımın, ortamımın değişmesini istiyorum. Mümkün olucaksa bu evden çıkmak, kafama göre biriyle eve çıkmak, ki üniversitede çalışıcam. Bu yaz çalışcam diyorum, ekşiyen bi surat, oğlum ben senin gibi ps2mi satıp 1 milyara ps3 alamıyorum. Benim babamın hiçbişi işi düzgün gitmiyo, hayatımın en korkunç, en züğürt 2 senesini yaşıyorum ben. Senin derdin benim doğrularımın yanlış olması.. Ya boşverelim oğlum, sen gerçekten burjuvasın, o kadar burjuvasın ki o olduğun şeyin bile farkında değilsin. Ne olduğunu bilmezsin hatta. Tam bi zengin beyni var sende, görüşsüzsün. Babam iş bulamıyo, iş bulsa beğenmiyo, kirayı alamıyoruz, evde kalan para 100 tl. Ben hayatıma ne diyim sence, ben bunları sanal ortam dışında hiçkimseye anlatamam ve çok büyük ihtimalle sen de asla bilmeyeceksin. Damlayla yemek yedim diye alınıyosun, çünkü çocuksun sen. Ben çalışmak zorundayım, istiyorum, dersane taksidimi yatırcam 2 aylık belki de.. Yani umarım.. Lütfen olsun bu ve ben yatırıyım 2 aylık ve hatta mümkün olursa kardeşimin bi aylık taksidini de yatırıyım, vallahi yapıyım bunu. Gitmem Adıyaman'a da. Gitmem Doğuyla Pınarla çıkmam dama, bira içip sarhoş olmam, gerekirse üniversiteye girene kadar bile olmam, hep ineklemeye bile razı olurum ben.
Babam emekli olamıyo benim, çünkü benim ailemin işleri bir kerede olmuyo, hep terslik olmalı. Annem İstanbul'a ilk geldiklerinde birazcık bile olsa çalışmadığı için o kadar pişman ki, ben eşşeğim diyo.. Bence de sanırım.. Hayatta hiçkimseye sırtını dayamayacaksın, eşin bile olsa.. Bak, ben itiraf ediyorum benim babamın iş değişiklikleri, asilikleri yüzünden annem 39 yaşında menapoza girdi. Her kadının başına gelmez bu. Anneme saygı duyuyorum sadece, babama da. Sevmek falan değil hissettiğim, saygı duymak. Ben bi evlattan beklenilen, umulan sevgiyi duyamıyorum sanırım. Pek mutlu olamıyorum, sevgili hergün bana küsecek herhangi bi sebep buluyo ne komik. Bu kadar mı yanlışım var benim, çok hatalıyım sanırım, annemler yapamamışlar beni galiba...
En son sinemaya haziranda gittim sanırım, burcuyu param olmadığından (genellikle..) ya da dersim olduğundan ekiyorum, ve gerçekten bu sevgilimi ekmekten bile çok üzüyo beni, ben söyleyemem ama ona bunu, yani her ikisine..
Yatıyorum ben artık, çok fazla düşündüm bugün, çok fazla sır döktüm ama insan şişiyo ara sıra...

12 Ekim 2009 Pazartesi

Ah be.

Ben sen olsaydım e baran, o zaman gerçekten ne bu nutukları yerdim, ne de aynı şeyleri tekrar tekrar yaşardım. Nasıl yapabiliyosun bunu anlayamadım ben gitti. Çok sinir bozucu değil mi ama ?

7 Ekim 2009 Çarşamba

I Feel You.

I feel you
Your sun it shines
I feel you
Within my mind
You take me there
You take me where
The kingdom comes
You take me to
And lead me through
Babylon

This is the morning of our love
It's just the dawning of our love

I feel you
Your heart it sings
I feel you
The joy it brings
Where heaven waits
Those golden gates
And back again
You take me to
And lead me through
Oblivion

This is the morning of our love
It's just the dawning of our love

I feel you
Your precious soul
And i am whole
I feel you
Your rising sun
My kingdom comes

I feel you
Each move you make
I feel you
Each breath you take
Where angels sing
And spread their wings
My love's on high
You take me home
To glory's throne
By and by

This is the morning of our love
It's just the dawning of our love

Açıklama.

Yazmak, konuşmaktan daha kolay sayın seyirciler !

Var ya..

Varya insanın ölesi geliyo yeminle.
Ne biliyim insanoğlu böyle sanırım, problem burda. Zordur affetmek, yenilmek istemez ya hiç kimse o hesap sanıyorum. Ah yarabbim ben de aynı şekilde davranıyosam bile ( pek küsebilen bi tip değilim. Olamadım. ) Böyle illa çektirmelisin karşındakine, kalelerini yıkmalı, hayallerini suya düşürmelisin belki de. Yıpratmalı, yormalısın.
Ama karşı taraf da acıyodur ya mal değilse.- Umuyorum ki değil.-
ve acıyorum bugün, dün de aynı şekilde.
Yanlışını biliyo insan, doğru. Ama herkesin kendine göre doğrusu var ya işte o hesap benimkisi. Çok yalnız kalıyorum bazen ve geleceği düşünemeden satıveriyorum bazı sözlerimi. Ama hiç istemedim bunları. Yanlışlarımı sevmiyorum, çünkü onları açıklayacak gücüm olduğunu sanmıyorum. Cümlem de yok zaten bunu anlatmaya.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Lütfen.

Lütfen YARIN için planladığım herşeyi gerçekleştirebileyim. Yalvarabilirim.