4 Haziran 2011 Cumartesi

the scientist

Herkesin bana benzediği anlayışında olmam çok büyük bir hata. Ama hayallerim kırılmadı, çünkü bunlar benim hayallerim değildi. Ben herkesin yapacağı gibi her zaman en sevdiğim için en iyisi olsun istedim. Ama olamayacak. Olacak, elbette olacak ama, olması gerekenden çok aşağıda olacak.
Hiçbir zaman hiçbir konuda tam anlamıyla karşımdakini suçlamayan ben, yine suçlamıyorum. En başta suç babamın. Bunu tartışmaya bile gerek yok. Ben bir kere olsun kardeşimin sırtını sıvazlayıp "sana güveniyorum, ne olursa olsun" demedi, ki bana da dememişti, kardeşim hiçbir zaman benim kadar güçlü bir piç olamadığı için bu hep onu yaraladı. Mustafa çok fazla yönden çok fazla nitelikli bir adam olmasına rağmen hiçbir zaman sosyal açıdan iyi ilişkiler kuran bir adam olamadı, olamaz da. Dün gece fark ettim ki, benim kaçıp gitme isteklerim, bohemlerim, inatlarım, bu da olur, bu da yapılır-larım hep ona inat olmamdandı. Babamın kapak olmasını, söylediklerinin, söylemediklerinin hesabını sormaktı. Son üç senedir yılın bu vakitleri ona her yenilişim kardeşimi de böyle düşündüğümdendi. Hala da öyle... Ama bugünden sonra böyle olmayacak, nasıl sesimi alçaltıp konuşmaya çalışıyorsam bunun için de uğraşacağım. Tanrıyla anlaşma yaptım.
Suç benimdi, onu yeterince desteklemedim belki de. Belki de onun psikoloğu olamadım. Kendi derdime düştüm belki de, onun için yeterince kavga etmedim ya da onu yeterince iyi savunmadım.
Suç varsa annemindi, o da bunu görmedi. Yasemin'in de dediği gibi "bu da ona hiç yetmedi"
Suç onundu eninde sonunda da, söylenilenlerin onun kalelerini yıkmasına izin verdi. Yılmasını isteyen sorulara karşılık olarak "çok beklersin" diyemedi.
Ama aynı zamanda suç kimsenindi de çünkü bir suç yoktu ortada. Babam sonradan eklenmiş "mükemmeliyetçiliğini" bize bulaştırdı küçük harflerle...

Dün gece o kadar kötü oldum ki, uyku o kadar uzaktı ki, ah belki gözyaşları olsaydı yorulup uyuyakalırdım. Ama ağlayamadım. Hiç yazılmamış, söylenmemiş olmasını dilediğim o damar şarkıyı dinledim, içimden bir şeyler kopmuş benim. Farkındayım artık. Ne kadar derin olduğunu bilmediğiniz bir kuyu vardır hani, içine taş attığınızda dakikalar süren saniyeler sonra duyarsınız sesini o kadar dipsiz boştur hani, o kadar dipsiz boşum işte. O kadar.
Birilerinin sizi ağlatmasına aç olduğunuz anlarınız var mıdır?
Yoksa eğer, ben farklı bir organizma olarak geberip gideceğim.
Tekrar soruyorum;
Birilerinin sizi ağlatmasına aç olduğunuz anlarınız var mıdır?

0 yorum:

Yorum Gönder