29 Eylül 2010 Çarşamba

Tear Drop

Her şeyin çok fena karıştığı bi noktada olmak, her şeyi daha rezil hale getiriyor. Keşke istediğini istediği şekilde söyleyebilen ya da kaçmak istediğinde kaçmasına izin verilen biri olsaydım.
Bugünkü konuşma umarım kafalardaki düşünceleri, soru işaretlerini az da olsa silmiştir... Sadece umarım.
Şuan tek umrumda olan şey pazar günü dayıycakları sınav, okumak istediğim ve okumam gereken kitaplar (ki hiç hoş değil dayatılma olayı) (gerçi sınava kasılmanın kaybettirdiği vakitten daha iyi vaktinizi öldürebilcek bir şey bilmiyorum ben.)
Konumuza dönücek olursak, olayımız(!) bittiğinden beri ki, benim açımdan koskaca soru işaretleri, yanlış anlamalar, suçlamalar, bıkkınlık, bezmişlikle doluydu çünkü hiçbir şeye cevap vermedin. Ben de vermedim. İkili ilişkilerde çok eringecimdir. Sormam, sormadım. Edilen saçma kavgalardan o kadar bezmiştim ki kavga etmedim. Hayatta pişmanlık duyduğum yegane şeylerden biri olacaktır bu sanırım. Eğer kavga etmiş, bağırmış, küfürleşmiş olunsaydı (sonuncusu hayalimin ürünüdür.) her şeyin çok daha fazla kolay hatta "dankek" olacağından eminim. Ama olmadıysa da durumu değiştirmez. O gün bittiğinde gerçekten sapına kadar bitti benim için. Senin için de öyle olmalı dostum, öyle olmuştur.
Sana "gözüme görünme" de diyemem. Ahmakça olur. 2 sene boyunca yine orda bir yerlerde "çirkin bir pelin" olacak. Alışmadım diyemem, sen de yap. Ama sürekli yanımda oturmana izin veremem anla beni lütfen. Ben de sürekli senin yanında duramam, durmam. Çünkü ben senin kokunu, yazını, silgini, kalemini, çantanı, su içişini, gülüşünü, Berkle dalga geçişini ve daha bi ton seni sen yapan şeyi biliyorum. Ama bilmemek isterdim. Hem de çok. İşte bu yüzden işleri daha karışık ve daha zor hale getirmekten oldum olası kaçındım ben.
Bana şarkılarını yolladığında onları sevicem, bir fotograf gösterdiğinde gülcem ama sadece o. Daha fazla samimiyet göstermezsen alınmam, ben de yapmazsam iyi olur. Alınma.
Kaçınacak birşey yok.
Kaçmaya gerek yok.
Kanka olmaya da.
Her yanyana görenin, gözlerinden fırlayan, içlerinde geveledikleri soruları duyabiliyorum. Ama bu onların dediklerini salladığımı göstermez. Sadece açıklama yapmayı sevmiyorum. Sadece herkes kafasına sokmalı ki hayıor, yok olm öyle bişey.
Birçoklarından daha yakın bir insansın bana, çünkü beni bilirsin. O yüzden benim içinde olduğum arkadaş grubunun içinde olmaya bak bence ve sadece benim yanımda da değil, Damla'nın, Argun'un, Kerem'in, Pelin'in, Ercan'ın yanında ol. Çünkü ben biliyorum ki herkes Mehmet'i ortamda görmekten hoşnut olacaktır. Garanti ederim. Yalnızım diye sakın korkma çünkü izin vermiycez...
Bu kadar.

12 Eylül 2010 Pazar

"beyin göçüne hayır!" diye zırvalayan öğretmene kafa atayım

Çok kızdım yahu. Vatanını sevmenin de bir sınırı var, ayrıca ben de vatanımı seviyorum ama böyle sempatizanlık biraz itici durmuyor mu?

Eğer burda kalmak bana bir şey katmayacaksa, millet bilim yaparken ben abuk subuk şeylerle, prosedürlerle birokrasiyle onla bunla uğraşıp bezeceksem (ben diğer ülkelerden de bunların var olduğunu biliyorum) hayattan anlamı yok bilim yapmanın. Babamın dersaneye oraya buraya para saçmasına falan.

Çok kızdım çok.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Bir Semoş klasiği

Bakın bu klasik yaşanırken ben öğlen uykumdan yeni uyanmışım, annemle Baran(kardeşim) salondalar, oturuyolar sakince. Birden ben kanalı değiştiriyorum kumandayı ele geçirip ve olay şu: "karşıdan bizon büyüklüğünde kırmızı formalı zenci bi adam bize doğru geliyo"
Pelin: Hayvan lan bu '-_-
Baran:
Shaquille O'Neal
Semoş: Filler koşuyor diye bi yarışma başlıyomuş bu onun reklamı...

Sonra evde bi sessizlik, ardından da kahkahalar


5 Eylül 2010 Pazar

Pembe bulutlara bakarken

Arkada Duffy çalarken o kadife sesiyle, bakın hatırladıklarım neler bugüne dair,
-Bütün gün boyunca dolaşıp durduktan sonra, soluklandığımız her yerde bana yazılan süzmelerin bulunması çıldırtıcı derecede komikti. "Lan sevgilim olmadığı tipimden çok mu belli, sana yapmıyolar bana yapıyolar, yoksa çok mu ezik duruyorum lfhggkj?" "Yok ya bence o kadar umutsuz görünmüyosun ama böyle olcaksa Mehmet'e geri dön de kurtulalım dgljhdlj" işte böyle diyaloglar oldu.
-Salak yağmur da yağıcak günü buldu affedersin, ayaklarım ıslandı o kadar çok üşüyodu ki...
-Namıdeğer "Gökhan" (bkz:barmen) "en iyi arkadaşlıklar winstonla başlar" diyerek bana ve Burcu'ya küçük birer ikramda bulundu. Uzun zaman sonra sigara içtim garip yani.
-Dün gece dersanede 2. sınıfta olan ben, 601 nolu sınıfa düştüğümü öğrendim. Üçünci sınıf olduğunu sanıyodum. Sonra gece rüyamda bilinçaltım harekete geçti ve 4. sınıf olduğunu açıkladım kendi kendime. Sabah uyandım. "Hay Pelin iki sınıf birden düşmüşsün, beynine senin" vs.vs. Sonra ben dışardayken gelen msj 501 nolu sınıfta olduğum. (501 nolu sınıf asıl 3. sınıf) Bi mutluyum varya anlatabilemem. Bide "burn" içtik Burcuyla, enerjiklik geldi :D
-Eve geldim 2 gündür kendi hallerine bıraktığım tırnaklarıma mavi renk oje sürdüm. Onlar da mutlularmış artık öyle dediler.
-Lanet olası okul açılıyo bide. Lanet tam lanet. Sevmiyorum ya o okulu. İçindeki birkaç kişi de olmasa hiç çekilmez zaten. Öyk.
Neyse bu kadar işte. Sizi mavi ojelerim, geceliğim olan beyaz ayıcıklarla süslü elbisem ve ayaklarım üşüdüğü için giydiğim alakasız pembe çoraplarımla selamlıyorum.

3 Eylül 2010 Cuma

Çıbık

Aptal bir şarkıdan bu kadar etkilenebileceğimi bilmezdim açıkcası. Sözlerden alıntı yapıyorum sizlere.

"Ne etmeli, ne yapmalı?
Gittim markete.
Orada dolaştım reyonları ve sordum herkese
" Nerde bulabilirim o çubuklu şeyden?
Pinokyo'nun çıbığı değil, çıbık krakerden.. "

Çıbık
İşte geldim kapına
Elma dersem çıkma
Armut dersem çık

Çıbık, na na na
Benim adım komik
Beğenmezsem başkasını yazarım ona"

Şuanki ruh halim tam anlamıyla bu. Yarın apır sapır bi sınav bana kucak açmış bekliyor. Azcık çalışıyodum bu aralar. Şu sınav geçsin, kitap okumama falan döncem gene. İngilizce çalışmama falan. Koca kitabı bitirmeme ramak kaldıydı başıma dersane çıktı :/
Babam da evde yok biliyo musun? Öyle bi rahatım ki anlatamam. Oh. Annemden yürüttüğüm (ki onun hiç giymediği) leopar desenli elbise biçimindeki geceliğimle dolaşıyorum, altına da çorap giyiyorum arada. Üşüntü geliyo bazı bazı.
Soğuk havaları sevmiyorum. Keşke Peter benle evlense...

30 Ağustos 2010 Pazartesi

keşke european family olsaydık

Nasıl çirkin davranışları var bu erkeklerin. Büyüğü de küçüğü de böyle. Hepsi mi kendini bi bokum sanar bunların. Ortada hiç birşey yokken, sanki kızın kaltağın tekiymiş gibi nasıl böyle davranabilirsin? Ya senin ne haddine allah aşkına!!!

MALLAR

"Defolsun gitsin bunlar evden!! Annesi de gitsin, çeksin gitsin!!" Sen git oroşpu çocuğu. Beğenemediysen sen git.
Sen bokumu seversin kızım diye bundan sonra. O kız sana "babam, hayatıma giren ve ölümsüz olan ilk erkek" diye bakar mı acaba?
Cevap veriyorum:

Bence sen kıçını aç da cama yapıştır. Bokum bakar sana öyle.

Şöyle der sen her sırnaştığında, "biran önce şu lanet evinden kurtulmak istiyorum, seni gerzek. Bokuma kızım de."

Allaha şükürler olsun babam böyle değil, umarım böyle de olmaz.
Keşke biz bütün sülale anne-baba tarafları toptan european family olsaydık. Kahretsin.

24 Ağustos 2010 Salı

hastalık

O kadar hastayım ki, kıçımı yerden kaldırcak halim olduğunu hissetmiyorum. Ve yaz vakti grip olabilmenin ne kadar çekici olduğunu anlatamam (!)
Çok lanet bişey ya. Sabahleyin erken kalkmak zorundayım bide. Çünkü, dersanem başladı. Keşke bir hafta öncesinde grip olsaydım da başıma bunlar gelmeseydi.

Gün içerisinden size bi alıntı yapmak istiyorum:
S: Bembeyaz oldun ya, iyi misin?
P: İçerde oksijen bitti, boğuluyorum...

Ağzım burnum tüm nefes alma yerlerim tıkandı. Sınırsız mukus salgım var. Burnum silinmekten kıpkırmızı oldu ve soyuluyo. Zaten çirkinim, şimdi bokum gibiyim.

Birileri "swaplaşmak" için mail yollayıp duruyo. Lan hele bi durun, kartpostal almaya gittiğim yok, adres verip duruyorum millete. Daha bi iki gün ben alamam kartpostal falan. Haftasonu bişeyler yapıcam artık...

İşte bugün beni sınırsız güldürmüş bi anımı da anlatıp gidiyorum, sevgili okuyucularım.

Türkçe dersindeyiz. Ses bilgisi ünite, hoca n/b çatışmasını anlatıyo. "tonbul/tombul" örneğine geldi. (Hoca arada türkü falan söyleyen bi adam :D) Dedi ki aklıma bir türkü geldi. Arka sıradakiler kıkırdamaya başladı, onların aklına gelen türkü "tombul tombul memeler" Sonra kavrayınca tüm sınıf gül gül gül :D Hocanın tepkisi, ne hıyar adamlarsınız, benim aklıma şu gelmişti "oy tombulum tombulum, yoldan geldim yorgunum"

kdfjglkfjgjsdgjdskgjdjd

20 Ağustos 2010 Cuma

ölüler evinden anılar

Hayatının her döneminde, her dakikası, sıkıştırabildiğin her saniyesinde nasıl bu kadar olumsuz, negatif, çirkin ve osuruktan teyyare olabiliyosun sen ey evebeyn. Nasıl bir psikolojin var senin?
Ben sana demedim mi ben de çıkıcam bir 10 dkya diye. Arkamdan ne çirkin ithamlarda bulunuyosun. Ve üstelik biliyodun da. İşte en lanet olanı da bu.
Böyle hoş bi gün geçirip eve geliyorum zibilyon günün biri ama 5 karış bi tip bağırıp çağırmak için vakit yakalamaya çalışıyo. Lanet olsun böyle ev haline.

15 Ağustos 2010 Pazar

şarkının şekerliğine bak




Don't you be wasting all your money on syrup and honey
Because I'm sweet enough

14 Ağustos 2010 Cumartesi

see you at the bitter end

Ne çirkin bir sıcaktır bu kardeşim. Ben böyle iş görmedim. Bakınız Adıyaman şehri 45 derece, İstanbul şehri 35...
Ama orda sadece 45'i hissediyosun, burda 60'ı hissediyosun. Yani rezalet diyorum. Keşke orda kalma gibi bir şansım olsaydı. Beni buraya şuan için bağlayan şey sayısı o kadar az ki. Sonuçta iğrenç bir şekilde kandırılmış olduğumu hissediyorum.

Ama bunu çok tatlı hale getiren bir duygu var. Özgürlük

Özgürlüğü 2 sene sonra kanımda hissediyorum sevgili okuyucularım. Çünkü enerjimi emen şey artık yok. Artık hiçbir şey enerjimi emmiyo. Bu da işin harika tarafı.

Nina Simone'un da dediği gibi "Freedom is mine"

5 Ağustos 2010 Perşembe

büyük

güvendiğin bir insanı kaybetme korkusu baya büyükmüş...




1 Ağustos 2010 Pazar

En acı keş

Dedim ki into the wild mı olsun yoksa an education mu...


Sonra bakıyoruz işte imdb'de. Puanlamalara falan.

İnto the wild'a baktık. Sonra dedim an education'a bakıyım. Arattım google'da. Yorum şu:

An Education mu ? en acı keş...........

An education=En acı keş.

30 Temmuz 2010 Cuma

msnleri ele geçiren kuzenler.

mayri...:
gelsene kız
ben pelinim
koş gel
akıllı ol!!!!!


HK:
lan git


mayri...:
aa bana lan dedin :'(


HK:
ben doğu


mayri...:
hay ben


HK:
adresi ele geçirdim

mayri...:
bravaaaa!!!

29 Temmuz 2010 Perşembe

Farmville olayı

Meryem teyzemin 50 level olması şerefine yorumlar yağdırdık, Hatice Ablamla...

P: Olm esrar bile ekemiyon 50 level olman neye yarar :P Çok para varmış esrar işinde ^^ Ama dikkatli ol esrar yetiştiren çiftçi göz altına alınmış, gözünü dört aç!!!


H: Dedim ben sana, ikinci çiftçi al ya da çiftçiyi küçükten başlayıp yetiştir, çalışmıyo hiç. Bu kadar hırsa 50 level :D:D
Bir de zamanı geçen çilekler çürüyo onu reçel yapsın...
İkinci seçenek traktör sayısı artmalı (madem çiftçi çalışmıyo)
Anasını da alsın gitsin o çiftçi!!! :D

Biz bunu gecenin 3ünde cidden yaptık. Ciddi ciddi yazdık bunları, güldük de bir güzel :D:D

Koç gibi

...
P: Ee benim babam da kırmızı seviyo?!
M: Zaten o da koç gibi, koçum gibi!!!

İşte bu dakikadan sonra büyük bir kırılma noktası yaşandı, dağıldık...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Enerji

Hayat enerjimi emiyosun. Ama cidden. Uzun zaman kısıtlı konuşunca daha mutlu oluyorum. Bak işte. Ne kadar az o kadar iyiymiş. Çünküenerjimiemiyosun. Ama bunun senin sorunun olduğunu sanmıyorum. Ben manyağım.

22 Temmuz 2010 Perşembe

sabahın 4ü part II

Pelin, Hatice ablaya sene içinde yaşadığı olayı anlatır. Çünkü "baba" olayından sonra aklına direk bu gelmiştir.

P: İşte okulda fotoğraf çekilicektik, numara sırasına göre dizildik. Müdür yardımcısı vardı. Özge o gün okula gelmemişti. O nerde diye sordu sınıf başkanına. O da bana sordu, nerde özge diye. Dediğim şu "Ateşliymiş çok, ondan gelememiş."
Başkanımız, müdür yardımcısına şöyle der "Hocam, Özge çok ateşliymiş..."
işte o an müdür yardımcımız, ben ve başkanımız bakışır ve güleriz.


sabahın 4ü

P: Baba'yı izledin mi sen ?
H: (Duraksar...) ... Gördüm babayı ben.
Pelin ve Hatice gülmekten kırılır. Pelin'in kastettiği the godfather isimli filmdir. Hatice abla ise, babayı gördüm diyerek farklı bi yorum getirir olaya...

20 Temmuz 2010 Salı

Shutter Island

Türkçesi "Zindan Adası" olan bu filmi, öneriyorum. Bayağı çok öneriyorum hem de...

merhaba ben jale

"sakınlıkla" diye bi kelime kullandım, baya dedim bunu. Sohpet ediyoruz, ortam hoş, normal herşey... Ama birden sakınlıkla dedim ben işte...
Sakın ve kesinlikle birleşip, yoğrulduğunda böyle oluyomuş. Öğren bunu!