4 Mayıs 2011 Çarşamba

Argun'un saati dünyanın en hoş saati nokta

-Nasıl da yağ çekiyorum Argun'a değil mi? Selam Argun, oradasın biliyorum! : ) -
Bugün kuşlar kadar hafifim, şimdiden söylemeliyim ki kelimelerim tükenmediği sürece, bu blög yazdıklarımın içinde en uzun olanlarından biri olacak. Ben bir şeyleri blöglamayalı çok oldu.
Evvet efendim, kokoreç ko-ko-ko-ko diyorum. Çünkü Umut Can bana geçtiğimiz haftalarda kokoreç ısmarladı, yanlış duymadınız! -Bir de midye yedim mi, seri tamamlanacak- Neyse, ben sevmem falan demiştim önce ama hikaye şurada patlak veriyordu, annem zamanında kendi sevmediği şeyleri çok çirkinmiş, sıçmıkmış gibi bize tanıtır, yememizi engellerdi. Benimde böyle alışkanlıklarım oldu. Üzgünüm, olay benim dışımda gelişti. Ben bir gün gözümü açtım ve bir baktım "kokoreç ve midye çok bok" diyorum. Ama kokoreçi beğendim. Pişman değilim, gene olsa gene yaparım. Umut Can'ın ben kokoreçi yerkenki yüz ifadesini görmeliydiniz. Şoktaydı, "iğroanç yea bu, yemiyceem" diye bırakmamı hesaplamıştı sanırım kafasında, amaaa hepsini yedim. Cukka cukka cukka cukka.
Teşekkürler Umut Can!
Cukka cukka diyince aklıma geçende Zeyneple Beşiktaş'a yürürken yaptığımız sohbet geldi. Ne kadar eğlenmiştik... O da benim gibi Aang hayranıymış, o dizide isimler bir garip. "Sokka" diye bir su bükücü var, biz o Sokka adını buluncaya kadar "Tokka, Cukka, Bukka, Zokka, Takka, Tukka..." gibi anlamsız, saçma şeyler türetip yerlere yatmıştık. Zeynep'i öpüyorum burdan.
Yine Umut Can'a dönersem eğer, kendisi bana "sinirliyken yazma" dedi, aynı bu şekil, küçük harflerle. Ben "neden kie?" dedim, dedi ki "korkunç oluyorsun" Sonra baktım haksız da sayılmazdı, sinirlenince, üzülünce yaklaşık 1 saat hatta o da paklamazsa 1 gün bekleyeceğim. -tabii kendimi tutabilirsem- "öfkeyle kalkan zararla oturur bilirsin" çok fazla anlam ifade etti bana o an, sebebini bilmiyorum, çözemedim.

Argun'un saati nefes alıp veriyor, çokoş.

Geometriden almış olduğum 44 "evlat acısı" gibi oturdu içime. Doğru tespit. Bunu aşacağımı biliyorum sayınbenimhüzünlüorospularım. Sınavlar haftası kendimden korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmuyorum. Sebebini bilmiyorum, bu tarz şeylere fazla pirim vermek istemiyorum, belki veriyorum gibi görünüyorum diye kendimi tenkit halindeyim, başarının kölesi olmak korkunç. Bu durum beni saçma "profesyonel bakış açısı" durumlarına itecek diye korkuyorum. Duygularımı kaybetmiş gibiyim, boşum şu sıralar. Boşluktayım, ara sıra da Mustafayla atışmasam hayatın tadı yok olmuş diyeceğim. Sofrada ara sıra 'sapkın ve faşo' bulduğum bazı yorumlar getiriyor, (bkz: babam faşist sanıyorsan yanılıyorsun) deliriyorum. Anarşik pelim uyanıyor, saldırıya geçiyorum. Buna da alışmaya başladım.

Argun'un saatinin kalp atışlarını duyabiliyorsun, sadece duymakla kalsaydın keşke... Görebiliyorsun.

Alışmak çok çirkin bir olay. Alıştığım zaman vazgeçtim demektir. "Bu böyle yapar", "aman önceden de olmadı mı?", "naparsa yapsın", "ne derse desin, kendi bilir" gibi şeyler söylemeye başladıysam eğer ondan soğumuşum, uzaklaşmışım, bıkmışım, sonunda da bırakacağım demektir. Buz gibi ve umursamaz kurbağa oluveririm.
Gözlerimi kapattığımda birini görmüyor olmama rağmen yalnız hissetmiyorum, saçma bir ben güçlüyüm maskesi ve yüzümde, omuzlarımda "bunlar, bunlar, bunlar halledilmeli" yükü var ve yürüyorum.
Hiç böyle heyecansız olmamıştım.
Rahat bana batmaya başladı sanırım. Böyle bir sorunum da olabilir. Ama iyi hissediyorum, bu henüz böyle devam etsin, etmeli.
(wanted dan alıntıdır) İçimdeki boşlukta "sen naparsın yaparsın, gerekirse mermilere dairesel hareket yaptırırsın ama gene de yaparsın, az ya da çok bir şeyler bulursun" sesi yankılanıyor.
Çok mu film izliyorum nedir?
"... yavaşça soğuyacaksın, gerilmiş bir zarı yırtarcasına kurtulacak ruhun bedeninden.. Ve işte, artık sen de onlar gibi bir hiçsin. Hiçliklerin yanında, solucanların ziyafeti olacaksın.
Sonraaaa, herkesin sonu olan yerde buluşacağız arkadaşım!"


0 yorum:

Yorum Gönder